Diyanet Başkanı Ali Erbaş görevinden alınsın!!!

Kampanya Kapatıldı

Bu kampanya 0 destekçiye ulaştı

Kampanya metni

Çanakkale savaşı önemli bir savaş değildir”, Mehmet Akif Ersoy “serserinin teki”, “10 Kasım'da saat 9'u 5 geçe kenefe gidin” , “Mustafa Kemal'in verdiği zararı Yunan vermezdi” , “keşke Yunan galip gelseydi” diyen 10 Kasım günü yaptığı konuşmasında gayet sağlıklı olduğu görülen fesli kişinin sözde hasta ziyaretine mesai saatleri içerisinde, başkanı olduğu kurumun cübbesiyle ve başkanı olduğu kurumun sağladığı, halktan alınan vergilerle her türlü yol masrafının karşılandığı makam aracıyla "TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURUCUSU GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ölüm yıl dönümünden 1 gün önce giden ve yaptığı ziyareti sanki inadına yaparmışçasına 10 Kasım günü basına servis eden Ali Erbaş'ın görevinde hala daha kalması bizlerde telafisi olmayan yaralar açmıştır.

Bizzat Atatürk'ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Atatürk'ü hutbelerden çıkaran başkanı, resmi kıyafetiyle giderek, sadece bu kişiyi ziyaret etmiş olmadı…
Mustafa Sabri'den Dürrizade'ye, Ertuğrul Gazi türbesinin kirletilmesinden Anadolu kadınının namusuna el uzatılmasına kadar yaşananları da silsile halinde ve resmen “onore” etmiş oldu!

Bu yanlıştan biran evvel dönülmesini ve Ali Erbaş'ın görevinden alınarak Diyanet İşleri Başkanlığı'na yitirilen güvenin yeniden tesis edilmesini istiyoruz.

“Mustafa Kemal'in verdiği zararı Yunan vermezdi” , “keşke Yunan galip gelseydi” diyen fesli kişinin o çok sevdiği Yunan'ın yaptıklarını bizzat Yunan gazeteci Tasos Kostopulos kitap haline getirmiş ve kitapta şunları yazmıştır.

“Uşak yakınlarındaki köyde Türk kadınları, çocuklar ve yaşlılar camiye kapanmıştı. Bizim askerler arasındaki reziller etraftan ot topladılar, sonra da toplanan otları yakıp caminin penceresinden içeri attılar. İnsanlar dumandan dışarı koşuştular. O zaman da bizim reziller kadın ve çocuklara atış talim tahtasıymış gibi ateş etmeye başladılar.”

“Eve girdim. Ölü bir Türk ihtiyarın cesedi üzerinden geçtim. İçerden sesler geliyordu. 10 kadar askerimiz bir Türk kızının eteklerini kaldırmışlar, zorla dansettiriyorlardı. Beni görünce ‘gel sen de mezeden tat' dediler. ‘Ayıp' dedim. Türk kızı yanıma koştu, ayaklarıma kapanarak yardım istedi. Askerlere yalvardım, kadındır yapmayın dedim. Biri süngüsünü çıkarıp bana yöneldi. Kaçmak zorunda kaldım. Kızın çığlıklarını unutamadım.”

“Ayrıldığımız her yeri yakıyoruz. Dehşet verici bir manzara. Verilen emir açıktı. Neyi taşıyamıyorsanız yakın… Onca köyde yaşlılar, hastalar, sakatlar, çocuklar ne yaptı, meçhul.”

“Köye girdik. Kızlara ailelerinin gözü önünde tecavüz edildi. Askerlerimiz o gece yağmaladıkları ipek yorganlarda yattılar.”

“Türkler korkudan ailelerini geceleri mezarlıklarda saklıyorlardı. İki askerin tecavüz etmeye çalıştığı kızı kurtardım. Annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ilerde diğer iki kızı cansız yatıyordu.”

“Birden kendimi yaşlı adamın karşısında buldum. Yapabileceğim bütün iyilik, onu bir an önce ve birden öldürmekti. Bazıları çok acı çekiyordu, boğazlanan danalar gibi debelenirken… Köy ateşe verildi.”

Başka neler oluyordu?

Fransız kadın gazeteci Berthe Gaulis dehşet gözlemlerini şöyle aktardı…

“Yunan geri çekilmesinin kurbanı Söğüt'teyim. Bursa'ya çok yakın. Harabe haline gelmiş. Savaşı kaybedip geri çekilmeye başladıklarında, böyle işler için özel olarak yetiştirilmiş artçı taburları tarafından yakılıp, tahrip edilmiş. Önemli miktarda dinamit, yangın bombası ve patlayıcı kartuşlar kullanmışlar.”

“Savaş esiri yunan subayları, bu tahribatın İngiliz subaylarının nezaret ve direktifi altında yapıldığını söylediler. Kasabanın eşrafı da bu işin İngilizlerin nezaretinde yapıldığını anlattılar.”

“Yıkıntıların altında insanların cesetleri kalmış. Bu cesetlerden o kadar tahammül edilmez bir koku havaya karışmakta ki, savaş alanı bunun yanında hiç kalır.”

“Akşamın alacakaranlığı çöktü. Yanmış evlerin üzerinde tüneyen baykuşların sesleri duyuluyor. Ağaçlar kömür haline gelmiş.”

“Camilerin hepsi yıkılmış.”

“Maddi zarar çok büyük, Yunanlar her şeyi götürmüşler. Fakat yağmalanan dükkanlardan daha kötüsü, evler yakılmış ve kadınlara, ihtiyarlara ve çocuklara hakaret edilmiş. Bunlar Aydın'da yapılanların aynısı.”

“Ertuğrul Gazi'nin türbesindeyim. Müslümanların en kutsal ziyaret yerlerinden biri… Çeşitli biçimde kirletilmiş, tahrip edilmiş. Türbenin kapısı ile içindeki granit lahitin kapağı açılmış.”

“Bilecik'te büyük facialar olmuş. Buraların ahalisinden sağ kalanlar büyük bunalım içinde. Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış. Bilecik, Pompei gibi. Her yer kül, is ve kurum içinde.”

İşgal altındaki vatanımızda işte bunlar oluyordu.

Hal böyleyken… Tımarhanede yatan, Almanya'ya sığınan, İngiltere'den siyasi iltica talebinde bulunan, sapık Rıza Nur'un sapık kitabını yayınlayan, kafasında fesle dolaşan kişi… “Çanakkale savaşı önemli bir savaş değildir” diyor, Mehmet Akif Ersoy için “serserinin teki” diyor, “10 Kasım'da saat 9'u 5 geçe kenefe gidin” diyor, “Mustafa Kemal'in verdiği zararı Yunan vermezdi” diyor, “keşke Yunan galip gelseydi” diyor.

Atatürk'ü hutbelerden çıkaran diyanet işleri başkanı, resmi kıyafetiyle giderek, sadece bu kişiyi ziyaret etmiş olmadı…
Mustafa Sabri'den Dürrizade'ye, Ertuğrul Gazi türbesinin kirletilmesinden Anadolu kadınının namusuna el uzatılmasına kadar yaşananları da silsile halinde ve resmen “onore” etmiş oldu!

Kampanya Güncellemeleri