Sokak Köpeklerini Barınağa Hapsetmek, Öldürmek, İnsanlık Dışıdır, Suçtur​.​Patimi bırakma!

Kampanya metni

         Köpekleri barınaklara hapsetmek ve öldürmek insanlık dışıdır ve suçtur! Türkiye’nin 1996 yılında Evrensel Yaşam Hakları Bildirgesi'ne imzası bulunmaktadır.

Son dönemde sokak köpeklerinin bir sorun oluşturduğu algısı oluşturuldu. Barınaklarımız çok iyi imiş gibi anlaşan anlaşamayan tüm köpekleri yetersiz barınaklara doldurup, sahiplendirilmeyenleri uyutarak katletmek yoluna gidilebileceği gündemde! Kendi eksikliklerini insanoğlu  Allah’ın yarattığı bu kullara nasıl yıkabilir?! Bu kadar mı yetersiziz ülke olarak?! Bir ağaç yandığında canımız yanarken, kalbi atan, ruhu olan sokaktaki çocuklarımızı bu kadar kolay öldürmekten nasıl bahsedebiliyorlar?! Biz o sokak canları için donanımlı hastaneler beklerken barınaklar onların nasıl ölüm kampı oluyor?!

BİZ DAHA İYİ, DAHA YAPICI ÇÖZÜMLER BULABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNMEK İSTİYORUZ. Türkiye’de kötü niyetli ve akli dengesi yerinde olmayan vatandaşlarımızın ve  ne yazık ki bazı barınakların kedilere ve köpeklere yaptığı zulüm yüz kızartması gerekirken ve ceza verilmezken, hayvanların normal kalması nasıl bekleniyor?!

Hz. Muhammed’in sünneti bizlere farz ise Hz. Muhammed'in Kedisi Müezza’yı ve Kuran’da geçen cennete gireceği yazılan Kıtmir köpeği unuttunuz mu?! Saldırgan olanlarla bir tutarak genelleyerek tüm köpekleri sözde uyutarak katletmek Allah’ın yarattığı bu kulların can hakkına girmek günah değil midir?!

 Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü demiş Yunus Emre. Peki ne kadar uyguluyoruz?!  Merhametlidir ya Türk halkı?! Çözüm neden kısırlaştırmak değil de öldürmek?! Canlara ayıracak bütçemiz yok ve başka bütçelere yer açmak için o canları mı harcayacağız?! İnsandan daha vefalı canlar olan köpeklere vefa borcu böyle mi ödenir?! Zararlı zararsız hepsini kanıtsız genellemek ve hüküm vermek adil mi?!  

Önce çözülmesi gereken başka sorunlar yok mudur?! Barınakların yanlışlıkları, eksiklikleri neden görmezden gelinmektedir?! Bazı barınaklarda canlar beslenmemekte aç kalmaktadır. Barınaklarda veterinerler dışında, hasta ya da saldırgan köpekleri rehabilite edecek eğitmenler neden yoktur?! Gerekli aşıların hepsi neden yapılmamaktadır? Yeterli ödenek verilmediği için mi karma aşı her gelen cana yapılamamaktadır, canlar bulaşıcı hastalıklardan ya da barınak şartlarından ölmektedir. Barınaklar neden röntgen cihazı, ultrason cihazı vb. donanıma sahip değillerdir? Barınaklarda neden hayvan sever çalışanların olacağı bir sistem getirilmemekte, çalışanlar neden hayvan sevgisini anlamak adına testlerden ve mülakatlardan geçirilmemektedir? Neden yeterli ekipleri yoktur. Barınakların besleme ekipleri olsa kısırlaştırmalar daha hızlı ve kolay olmaz mı?! Her mahallede hayvan haklarını savunan bir temsilci seçilerek barınaklara gönüllülerin de destek vermesi doğru olmaz mı?! Hayvanların psikolojik olarak insan sağlığına olumlu etkileri vardır, kanıtlanmıştır. Köpekler yok edildiğinde barınaklardan sonra klinikler ve mama tesisleri kapatılacaktır. Bu da ciddi bir krize neden olacaktır. Köpekler genellikle karanlıkta ortaya çıkar. Saat uygulamasında bir düzenlemeye gidilmesi, çocukların gün ağarmadan okula gitmesi ne kadar doğrudur?! Köpeklere yargısız infaz yapmadan elimizi vicdanımıza koyup önce bu eksikliklerimizi, yanlışlıkları düzeltmeliyiz.

     Türkiye’de ekonomik krizden insanlar karnını doyuramaz, kiraz ödeyemez, intihar ederken, kadın cinayetleri çoğalmışken, emekliler çalışmak zorundayken, yüzdelere bakalım ölüm ve yaralanma oranının çok olma nedeni ilk sokak köpeklerinden mi kaynaklanıyor?! Hayvan hakları yasası varken onların hakları neden hiç sayılıyor? Medyada algı ne tarafa yönlendirilse o yönde düşünülüyor. Ama bunun vicdani vebali çok büyük! Çünkü hayvanlar da Allah’ın yarattığı ve doğanın dengesini sağlayan canlar. Gerekliler ki varlar. Bu yüzden sokakta kolay kolay fare göremezsiniz ve vahşi hayvanlar şehre inemez çünkü onlar mahallelerin ve köylerin bekçileridir. Depremlerde birçok can onların sayesinde kurtarılmıştır. Nankör derler ama depremde sahibini bırakmayan kedileri de unutmayalım. Unutmayın hayvanlar da bağlanır, onların da duyguları var. Gerçek hayat hikayelerinden uyarlanarak filmi çekilen Haçiko ve Kızıl Köpek’te ya da mezarda sahibini aylarca bırakmayan ve haberlere konu olan tüm köpekler de, köpeklerin insanlardan daha vefalı olduğunun kanıtıdır. Şehir içinde geç vakit taksi ve servis vb. beklenen noktalarda birçok kadını, sapkın tavırlarıyla taciz edenlere karşı sokak köpekleri korumuştur. Ben de bunu yaşayanlardan biriyim. Sokak köpekleri bazen eşlik eder, bazen yol verir ve çoğu da insandan ürker. Saldıran çok nadirdir. Sokak hayvanlarına psikopatça davranarak işkence eden, tecavüz eden ve öfkelerini, sapkınlıklarını ilk olarak masum hayvanlarda deneyerek acısını önce hayvanlardan sonra insanlardan çıkaran canilerin yargılanması ve yetişkinlerin, çocukların bu konudaki eğitimi konuşulmazken, sokak köpekleri hedef gösterilmiş durumda. Peki Dilsiz kullara işkence yapanlar, öldürenler neden daha yüksek cezalarla yargılanmıyorlar?! Şimdi köpekler sonra kediler gündeme gelecek ve doğanın dengesini bozacak mı insanoğlu?! Hayvan nesilleri umurunda mı?! Sokak köpekleri yurtdışında toplatıldığında, köpek ve kedilerin yokluğunda şehirleri fareler, kurtlar, tilkiler, çakallar, gelincikler, hatta yaban domuzları basmış. Yurt dışında sokak köpekleri vergilerini devletin karşılayacağı şekilde, araştırılarak düzgün ailelere sahiplendirilerek çözülmüş, uyutulmamış, barınakları da iyi şartlarda hayvanlara yuva oluyor, barınaklara ayrılan bütçede oldukça iyi. Bizim ülkemizdeki bazı barınaklarda uyutma ilacı pahalı diye kürek, bıçak, poşet ve eter gibi bazı kimyasallar kullanılıp ceza alınmıyor, hayvanların toplanıp deneye gönderildiği durumlar da olmuş bunları da gördük kanıtlarıyla. Köpekleri, kedileri evcilleştiren de evcilleştiremeyen de, onları saldırgan yapan da zararlı insanlardır. Yani bir sorun varsa bunlar insanların eksikliklerinden, yetersizliklerinden kaynaklanıyor. İnsanlar, aklı diğer canlılardan üstün olduğu ve kendini konuşarak ifade edebildiği için her zaman haklı olamaz! Bunu kötü niyetle kullanan insanlar da vardır. Ve KUL HAKKI sadece insana özgü bir durum değildir. Olumlu olarak el ele vererek çözülemeyecek sorun yoktur. Olumsuz yaklaşmadan önce, Tarım ve Orman bakanlığı yetkilileri, Doğa ve Milli Parklar, Belediyeler, Barınaklar, Baro Hayvan Hakları Komisyonu, Haydi Polisi, Hayvan haklarını savunan tüm Federasyonlar, Dernekler vb. tüm STK’lar, Platformlar, eğitim almış Yerel Hayvan Koruma Görevlileri ve tüm Hayvanseverler el ele vererek birlikte ölüm odaklı değil, çözüm odaklı çalışmalar yapabilir. Bizi Avrupa ülkelerinde ayıran en büyük özelliğimiz merhametimiz, birçok sığınmacıya yardımcı oluyoruz. Hayvanlara olan merhametimiz ile de örnek gösteriliyorken, bu durum lehimizeyken neden ilk onları gözden çıkarıyoruz? Hep beraber kısırlaştırma seferberliği başlatırsak sorunları çözebiliriz. İnsanlara zarar verenlerin caniliklerini ilk hayvan üzerinde gerçekleştirdiği bilindiğine göre, haydi polisini daha etkin kılarak, hayvan davaları da insan davaları gibi doğru kanıtlarla, görüntülerle araştırılırsa ve evcil hayvanlara (köpeklere, kedilere, kuşlara vb.) yapılanların cezaları arttırılırsa, hem insanlara verilen zararlar azalacaktır hem hayvanların insanlara verdiği zararlar azalacaktır. Ekranlarda, filmlerde gördüğümüz doğal figüran olan, kamera önünden zararsızca geçen köpeklerin, kedilerin ne zararı var insana? Çoğu ürkerek kaçar zaten kötü insanlara denk geldiyse. Bir insanın işlediği suçtan tüm insanlar mesul tutulamayacağı gibi, birkaç köpeğin yaptığı saldırıdan da tüm masum köpekler sorumlu tutulamaz! Bu Hayvan Hakları Yasasına da Türk’ün merhametine  ve vicdanlı oluşuna da aykırı bir hareket olur.

Bir köpeğin saldırma nedeni ya vahşi kuduz bir hayvan tarafından ısırılma ya da bir insan tarafından ciddi zarar görerek travma geçirmesiyle oluşur. Bir de araçlar hareket halindeyken tekerleklere canavarmış gözüyle bakabiliyor köpekler çünkü arkadaşlarını almış oluyor bazı arabalar. Ama çoğu ürkek. Havlayan köpeklerin yanına dostane gidin su ya da bir yiyecek verin. Meleğe dönüşürler. Yapılan iyiliği unutmazlar. Hayvanlara işkence yapmak ve öldürmek kul hakkı yemek değil midir? Günah değil midir? Bu insanlar bu cesareti cezaların yetersiz kaldığı adalet sisteminden ve son dönemdeki sahiplendirilmezse uyutulma yoluna gidilebilir söyleminden kaynaklı çoğalmıştır. Buna acilen dur denmelidir. Acil olarak ve öncelikle dişi köpekler için yapıcı bir kısırlaştırma seferberliği başlatılmalı kısırlaştırmaya ödenek ayrılmalıdır. Eğitim sistemimizde hayvan sevgisi yer almalıdır. Sağlıklı, huzurlu ve sevgi dolu bir gelecek için doğayı ve hayvanları seven çocuklar yetiştirmeliyiz. Hayvanı seven insanını daha çok sever. Barınakların adına yakışacak şekilde barınmaya olanak sağlamalı, hayvanları beslemeye, tedavi etmeye, alet, cihaz vb.ile uygun, veterinerleriyle ve hayvanları eğiten rehabilitasyon ekibiyle her şeyiyle hazır olmalıdır.  Barınaklara alınan personel test edilerek barınaklara hayvanları seven çalışanların alınması zorunlu kılınmalıdır. Denetlemeler yerel hayvan görevlileri ile yetkili kişilerle beraber yapılmalıdır. Belediye çalışanları zararlı olabilecek gücü yetmediği köpekleri yakalayamadığı için onun yerine sakin yatan köpeği alıp götürmemelidir.

Sayın Hafız Mustafa Efe ve Merhum İlahiyatçı Ömer Döngeloğlu’ nun hayvanlarla ilgili anlattıklarını dinlemeli. Hz. Muhammed (s.a.v) ’in kedisi Müezza’ya nasıl davrandığını unutmamalıyız. 

Kıtmir, Kuran’da geçer cennete gireceği düşünülen köpektir. Kıtmir, yedi uyurlar olarak da bilinen Eshab-ı Keyf'in köpeğinin ismidir. Onları koruyandır. Bu köpeğe Al-Rakim, Kratim isimleri de verilir. Aynı zamanda Hurmanın çekirdeğinin ortasındaki küçük zara da Kıtmir denmektedir. Cennet'e gideceğine inanılan hayvanlardan biridir. Kur'an'da Kehf Suresi, 18. Ayet- ‘Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.’

Müezza, Hz. Muhammed peygamberimizin kedisidir. Müezza, dünyanın en masum yaratığı, temiz kalpli ve saf anlamındadır. Hz. Muhammed, Uhud seferinde önlerine yavrusunu emziren siyah-beyaz bir kedi çıkınca askerin güzergahını değiştirmiş; dönüşte de bu kediyi sahiplenerek Müezza adını vermişti. Bir gün yanından geçen kedinin içmesi için su kabını hafifçe eğmiştir. Anlatılanlara göre kedisini çok seven Hz. Muhammed, Müezza bir gün giysisinin ucunda uyuyakalınca kediye kıyamadı ve giysisini keserek sedirden kalkmayı tercih etti. Ayrıca İslam peygamberi Muhammed'in, Müezza'nın içtiği abdest suyundan abdest aldığı da rivayet edilir. Ayrıca Muhammed'in "Kedi sevgisi imandandır" dediği de söylenenler arasındadır. Hz. Muhammed’in sünneti bizlere farz ise canlılar bize Allah’ın emanetidir diyebiliriz.

Sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyütmesinden dolayı kedicik babası anlamına gelen Ebu Hureyre ismiyle anılırdı. Yemen'de doğan Ebu Hureyre'nin doğum tarihi bilinmemekte olup, Ezd kabilesinin Devs koluna mensuptur. 628 yılında Hz. Muhammed'in Hayber'de bulunduğu sırada yanına gelerek Müslüman oldu. Ebu Hureyre, kedi öldürürsen 7 cami yaptırman gerekir demiştir. 

Hz. Muhammed (s.a.v)’in anlattığına göre kuyudan su içen bir adam toprağı yalayan susuz bir köpeği görmüş, onun için de kuyudan  pabucuyla su getirip ona içirmişti. Bu davranışı vesilesiyle Rab günahlarını affetmişti. 

 Osmanlı döneminde de Hiçbir hayvan asla geri çevrilmemiş ;kuduz salgını olduğunda bile II. Abdülhamit ,sokak hayvanlarını öldürmeyi reddetmiş ve dünyanın 3. Kuduz Merkezini İstanbul'da açmıştır. II. Aldülhamit hayvan sevgisi de insanları ona hayran bıraktırırdı. Ayşe ve Şadiye Sultanların hatıralarında Sultan II. Abdülhamid'in "Dadı Kalfa" isimli beyaz papağanı, "Pamuk" ve "Ağa Efendi" isimli kedileri, "Chérie" isimli köpeği olduğun söyler.

Fatih Sultan Mehmet “ Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim “ diyerek Osmanlı'daki doğaya olan sevgisini bütün dünyaya göstermiştir. 

Atatürk, çok sevdiği atlarından birinin ölümüne çoküzülmüştür. Sakarya adlı atını da çok seven Atatürk, atlardan sonra köpek vekuşlara düşkündü. Milli Mücadele döneminde Alber adında bir köpeği vardı.Atatürk’ün en sevdiği köpeği Foksidi. Köpeklerden sonra kuşları seven Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde bir güvercinliği bulunmaktaydı. Burada güvercinlerden başka birçok hayvan da bulunmaktaydı. Ayrıca Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde de birçok hayvan beslemekteydi. 

Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan 29 ocak 2021 cuma hutbesinde, "En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvan, Allah'ın eseri olarak değerlidir ve O'nun tarafından insana emanet edilmiştir. İnsanoğlu, hayvanlara karşı insaflı, şefkatli ve merhametli olmakla mükelleftir. "İslam, hayvanlara zulüm ve işkence anlamına gelen, onları yaratılış amacına aykırı biçimde zorlayan her türlü davranışı yasaklar. Resul-i Ekrem, bir hadisinde bizi şöyle uyarır: Hiçbir kimse yoktur ki bir serçeyi yahut ondan daha büyük bir canlıyı haksız yere öldürsün de Yüce Allah ona bunun hesabını sormasın!"

Hutbede, Kur'an-ı Kerim'de "Yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi birer topluluktur." yazdığı hatırlatılarak şunlar kaydedildi:

"Hayvanlar da tıpkı bizler gibi yeryüzünün sakinleridir. Onların da yaşama, korunma, barınma gibi temel hakları olduğunu unutmayalım. Varlık alemine sevgi, şefkat ve ibret nazarıyla bakalım. Hiçbir canlıyı incitmeyelim. Özellikle kış şartlarında hayvanlara karşı daha duyarlı olalım. Dini, vicdani ve insani sorumluluğumuzu yerine getirerek Rabbimizin rızasına talip olalım."

Hz. Muhammed Peygamberimiz şöyle buyurmuştu: Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır. Hayvanlara Merhamet: Dini ve İnsani Sorumluluğumuz" konulu cuma hutbesi, Türkiye genelindeki camilerde okundu.

26 Kasım 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Konya'daki hayvan barınağındaki işkence olayıyla ilgili, "Hayvanlar da bize Allah'ın bir emanetidir. Onlardan elbette istifade edeceğiz ama asla eziyet etmeyeceğiz, kötü davranmayacağız. Asla rıza gösteremeyiz" dedi.

Sanatçılarımız, tüm köpeklerin bir tutularak sokaklardan toplatılmasına ve sahiplendirilemeyenlerin ki bu çoğunluk oluyor öldürülmesine tepki göstermektedir.

Deniz Çakır, uyutmayı düşünüyorlarsa önce benden başlasınlar böyle bir ülkede ve dünyada yaşamak istemem dedi. Katılıyorum.

Sanatçı Sezen Aksu, yaşam alanları ellerinden alınan ve sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan köpeklere ilişkin yeni yasa teklifine tepki gösterdi. Aksu, “Neden benim sevgili ülkemde çare ararken akla ilk yok etmek gelir” dedi.

Tarkan, "Sokak hayvanlarını öldürmek bir çözüm değil. Belediyelerin sokak hayvanları konusuna daha vicdani ve mantıklı çözümlerle yaklaşması gerek. Sokak hayvanları, sistematik kısırlaştırmayla, barınakların artırılmasıyla kontrol altına alınabilir. Bize katliamlar değil, elimizi kalbimize koyarak bulduğumuz çözümler yakışır. Biz bu ülkede can dostlarımıza sadece merhametle bakmayız. Onlarla adalet içinde yaşarız. Yaşamı ve yaşadığımız alanları, sokakları, parkları onlarla paylaşırız. Vicdanımızı da, can dostlarımızı da uyutamayız. Uyutmayız…"diyen kişi için ne kadar güzel ifade etmiş diyerek paylaştı.

Kuşların cıvıltısıyla uyanmasak ne kötü başlardı günümüz değil mi? Hatalarımızı daha büyük hatalarla kapatmaya çalışmamalıyız. Bu teknoloji çağında çözüm diye önerilen çözümsüzlükleri tarih yazacaktır. 

                                          ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1-      Barınak çalışanları yerinden sürülenlerden değil, test ve mülakatla hayvan severlerden oluşturulmalı, barınaklar yetkin kişiler eşliğinde gönüllü yerel hayvan koruma görevlileri ile birlikte sıkça denetlenmelidir. 

2-      Neredeyse her şehirde cins köpek üretim merkezleri bulunmaktadır. Eskişehir'de Tarım Çiftliği Kurumu’na bağlı, onaylı, akbaş üretim merkezi bulunmaktadır. Her şehirde köpek üretim merkezleri varsa, bu çok vahim bir durumdur. Önce üretimin önüne geçilmelidir.

3-      Her şehrin, her ilçenin her mahallesinde barınaklarla ortaklaşa çalışan gönüllü asil, yedek temsilcilerden ve üyelerden oluşan, Mahalle ismi basta olmak üzere Mahalle Hayvan Hakları Çalışma Grupları oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışma grupları barınaktan gelecek besleme yardımı  ile hayvanları kendine alıştırarak onların güven yoluyla kısırlaştırmasını sağlayarak kısırlaştırma seferberliğini barınakla beraber yürütmelidir. Yine mahalledekilere barınak ve gönüllülerle birlikte köpekten ve kedilerden korkanlara karşı onlara nasıl davranılacağı ile ilgili eğitimler verilmelidir.

4-      Barınaklarda veteriner hekimler ve teknikerler dışında, rehabilite için köpek eğitmenleri bulundurulması zorunlu olmalıdır.

5-      Barınaklarına yapılan devlet ödenekleri çoğaltılmalı, barınak şartları iyileştirilmeli, her barınakta röntgen, ultrason cihazı vb. bulundurulmalı barınağa yeni gelen canlara doğru süreçlerde karma aşı yapılmalı, canların birbirine zarar vermemesi için besleme süreçlerinde ayrılarak yeterince beslenmesi gerekmektedir.

6-      Okullarda sokakta karşılaşılabilecek hayvanlara nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili hem canlara karşı duyarlı olmak hem de insanları korumak adına müfredata ders eklenmelidir.

7-      Barınakta hayvanların gezdirilebileceği açık yeşil alanlar bulunmalıdır. Anneler ve yavruları için doğal şartlara uygun bu yeşil alanlarda gözlem altında olacakları kulübeler oluşturulmalıdır.

8-      Hayvanlara işkence edenlere ve işkenceyle, tecavüzle, silahla öldürenlere ve terk edenlere ciddi hapis cezaları getirilmelidir.

9- Barınaktan sahiplenilen kedi ve köpekler için kimlik numarası ile beraber nüfus cüzdanı fotokopisi ve ikametgah belgesi alınması zorunlu olmalıdır.

10-Köpekler genelde hava karardığında ortaya çıkar.Çocukların gün ağarınca okullara gidecekleri bir saat düzenlemesi acilen yürürlüğe konmalıdır.Her bölgede özellikle akşam bekçiler hem insanları hem hayvanları korumak adına görevlendirilmelidir.

avatar of the starter
Esen UnverdiKampanyayı Başlatan Kişi

1.585

Kampanya metni

         Köpekleri barınaklara hapsetmek ve öldürmek insanlık dışıdır ve suçtur! Türkiye’nin 1996 yılında Evrensel Yaşam Hakları Bildirgesi'ne imzası bulunmaktadır.

Son dönemde sokak köpeklerinin bir sorun oluşturduğu algısı oluşturuldu. Barınaklarımız çok iyi imiş gibi anlaşan anlaşamayan tüm köpekleri yetersiz barınaklara doldurup, sahiplendirilmeyenleri uyutarak katletmek yoluna gidilebileceği gündemde! Kendi eksikliklerini insanoğlu  Allah’ın yarattığı bu kullara nasıl yıkabilir?! Bu kadar mı yetersiziz ülke olarak?! Bir ağaç yandığında canımız yanarken, kalbi atan, ruhu olan sokaktaki çocuklarımızı bu kadar kolay öldürmekten nasıl bahsedebiliyorlar?! Biz o sokak canları için donanımlı hastaneler beklerken barınaklar onların nasıl ölüm kampı oluyor?!

BİZ DAHA İYİ, DAHA YAPICI ÇÖZÜMLER BULABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNMEK İSTİYORUZ. Türkiye’de kötü niyetli ve akli dengesi yerinde olmayan vatandaşlarımızın ve  ne yazık ki bazı barınakların kedilere ve köpeklere yaptığı zulüm yüz kızartması gerekirken ve ceza verilmezken, hayvanların normal kalması nasıl bekleniyor?!

Hz. Muhammed’in sünneti bizlere farz ise Hz. Muhammed'in Kedisi Müezza’yı ve Kuran’da geçen cennete gireceği yazılan Kıtmir köpeği unuttunuz mu?! Saldırgan olanlarla bir tutarak genelleyerek tüm köpekleri sözde uyutarak katletmek Allah’ın yarattığı bu kulların can hakkına girmek günah değil midir?!

 Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü demiş Yunus Emre. Peki ne kadar uyguluyoruz?!  Merhametlidir ya Türk halkı?! Çözüm neden kısırlaştırmak değil de öldürmek?! Canlara ayıracak bütçemiz yok ve başka bütçelere yer açmak için o canları mı harcayacağız?! İnsandan daha vefalı canlar olan köpeklere vefa borcu böyle mi ödenir?! Zararlı zararsız hepsini kanıtsız genellemek ve hüküm vermek adil mi?!  

Önce çözülmesi gereken başka sorunlar yok mudur?! Barınakların yanlışlıkları, eksiklikleri neden görmezden gelinmektedir?! Bazı barınaklarda canlar beslenmemekte aç kalmaktadır. Barınaklarda veterinerler dışında, hasta ya da saldırgan köpekleri rehabilite edecek eğitmenler neden yoktur?! Gerekli aşıların hepsi neden yapılmamaktadır? Yeterli ödenek verilmediği için mi karma aşı her gelen cana yapılamamaktadır, canlar bulaşıcı hastalıklardan ya da barınak şartlarından ölmektedir. Barınaklar neden röntgen cihazı, ultrason cihazı vb. donanıma sahip değillerdir? Barınaklarda neden hayvan sever çalışanların olacağı bir sistem getirilmemekte, çalışanlar neden hayvan sevgisini anlamak adına testlerden ve mülakatlardan geçirilmemektedir? Neden yeterli ekipleri yoktur. Barınakların besleme ekipleri olsa kısırlaştırmalar daha hızlı ve kolay olmaz mı?! Her mahallede hayvan haklarını savunan bir temsilci seçilerek barınaklara gönüllülerin de destek vermesi doğru olmaz mı?! Hayvanların psikolojik olarak insan sağlığına olumlu etkileri vardır, kanıtlanmıştır. Köpekler yok edildiğinde barınaklardan sonra klinikler ve mama tesisleri kapatılacaktır. Bu da ciddi bir krize neden olacaktır. Köpekler genellikle karanlıkta ortaya çıkar. Saat uygulamasında bir düzenlemeye gidilmesi, çocukların gün ağarmadan okula gitmesi ne kadar doğrudur?! Köpeklere yargısız infaz yapmadan elimizi vicdanımıza koyup önce bu eksikliklerimizi, yanlışlıkları düzeltmeliyiz.

     Türkiye’de ekonomik krizden insanlar karnını doyuramaz, kiraz ödeyemez, intihar ederken, kadın cinayetleri çoğalmışken, emekliler çalışmak zorundayken, yüzdelere bakalım ölüm ve yaralanma oranının çok olma nedeni ilk sokak köpeklerinden mi kaynaklanıyor?! Hayvan hakları yasası varken onların hakları neden hiç sayılıyor? Medyada algı ne tarafa yönlendirilse o yönde düşünülüyor. Ama bunun vicdani vebali çok büyük! Çünkü hayvanlar da Allah’ın yarattığı ve doğanın dengesini sağlayan canlar. Gerekliler ki varlar. Bu yüzden sokakta kolay kolay fare göremezsiniz ve vahşi hayvanlar şehre inemez çünkü onlar mahallelerin ve köylerin bekçileridir. Depremlerde birçok can onların sayesinde kurtarılmıştır. Nankör derler ama depremde sahibini bırakmayan kedileri de unutmayalım. Unutmayın hayvanlar da bağlanır, onların da duyguları var. Gerçek hayat hikayelerinden uyarlanarak filmi çekilen Haçiko ve Kızıl Köpek’te ya da mezarda sahibini aylarca bırakmayan ve haberlere konu olan tüm köpekler de, köpeklerin insanlardan daha vefalı olduğunun kanıtıdır. Şehir içinde geç vakit taksi ve servis vb. beklenen noktalarda birçok kadını, sapkın tavırlarıyla taciz edenlere karşı sokak köpekleri korumuştur. Ben de bunu yaşayanlardan biriyim. Sokak köpekleri bazen eşlik eder, bazen yol verir ve çoğu da insandan ürker. Saldıran çok nadirdir. Sokak hayvanlarına psikopatça davranarak işkence eden, tecavüz eden ve öfkelerini, sapkınlıklarını ilk olarak masum hayvanlarda deneyerek acısını önce hayvanlardan sonra insanlardan çıkaran canilerin yargılanması ve yetişkinlerin, çocukların bu konudaki eğitimi konuşulmazken, sokak köpekleri hedef gösterilmiş durumda. Peki Dilsiz kullara işkence yapanlar, öldürenler neden daha yüksek cezalarla yargılanmıyorlar?! Şimdi köpekler sonra kediler gündeme gelecek ve doğanın dengesini bozacak mı insanoğlu?! Hayvan nesilleri umurunda mı?! Sokak köpekleri yurtdışında toplatıldığında, köpek ve kedilerin yokluğunda şehirleri fareler, kurtlar, tilkiler, çakallar, gelincikler, hatta yaban domuzları basmış. Yurt dışında sokak köpekleri vergilerini devletin karşılayacağı şekilde, araştırılarak düzgün ailelere sahiplendirilerek çözülmüş, uyutulmamış, barınakları da iyi şartlarda hayvanlara yuva oluyor, barınaklara ayrılan bütçede oldukça iyi. Bizim ülkemizdeki bazı barınaklarda uyutma ilacı pahalı diye kürek, bıçak, poşet ve eter gibi bazı kimyasallar kullanılıp ceza alınmıyor, hayvanların toplanıp deneye gönderildiği durumlar da olmuş bunları da gördük kanıtlarıyla. Köpekleri, kedileri evcilleştiren de evcilleştiremeyen de, onları saldırgan yapan da zararlı insanlardır. Yani bir sorun varsa bunlar insanların eksikliklerinden, yetersizliklerinden kaynaklanıyor. İnsanlar, aklı diğer canlılardan üstün olduğu ve kendini konuşarak ifade edebildiği için her zaman haklı olamaz! Bunu kötü niyetle kullanan insanlar da vardır. Ve KUL HAKKI sadece insana özgü bir durum değildir. Olumlu olarak el ele vererek çözülemeyecek sorun yoktur. Olumsuz yaklaşmadan önce, Tarım ve Orman bakanlığı yetkilileri, Doğa ve Milli Parklar, Belediyeler, Barınaklar, Baro Hayvan Hakları Komisyonu, Haydi Polisi, Hayvan haklarını savunan tüm Federasyonlar, Dernekler vb. tüm STK’lar, Platformlar, eğitim almış Yerel Hayvan Koruma Görevlileri ve tüm Hayvanseverler el ele vererek birlikte ölüm odaklı değil, çözüm odaklı çalışmalar yapabilir. Bizi Avrupa ülkelerinde ayıran en büyük özelliğimiz merhametimiz, birçok sığınmacıya yardımcı oluyoruz. Hayvanlara olan merhametimiz ile de örnek gösteriliyorken, bu durum lehimizeyken neden ilk onları gözden çıkarıyoruz? Hep beraber kısırlaştırma seferberliği başlatırsak sorunları çözebiliriz. İnsanlara zarar verenlerin caniliklerini ilk hayvan üzerinde gerçekleştirdiği bilindiğine göre, haydi polisini daha etkin kılarak, hayvan davaları da insan davaları gibi doğru kanıtlarla, görüntülerle araştırılırsa ve evcil hayvanlara (köpeklere, kedilere, kuşlara vb.) yapılanların cezaları arttırılırsa, hem insanlara verilen zararlar azalacaktır hem hayvanların insanlara verdiği zararlar azalacaktır. Ekranlarda, filmlerde gördüğümüz doğal figüran olan, kamera önünden zararsızca geçen köpeklerin, kedilerin ne zararı var insana? Çoğu ürkerek kaçar zaten kötü insanlara denk geldiyse. Bir insanın işlediği suçtan tüm insanlar mesul tutulamayacağı gibi, birkaç köpeğin yaptığı saldırıdan da tüm masum köpekler sorumlu tutulamaz! Bu Hayvan Hakları Yasasına da Türk’ün merhametine  ve vicdanlı oluşuna da aykırı bir hareket olur.

Bir köpeğin saldırma nedeni ya vahşi kuduz bir hayvan tarafından ısırılma ya da bir insan tarafından ciddi zarar görerek travma geçirmesiyle oluşur. Bir de araçlar hareket halindeyken tekerleklere canavarmış gözüyle bakabiliyor köpekler çünkü arkadaşlarını almış oluyor bazı arabalar. Ama çoğu ürkek. Havlayan köpeklerin yanına dostane gidin su ya da bir yiyecek verin. Meleğe dönüşürler. Yapılan iyiliği unutmazlar. Hayvanlara işkence yapmak ve öldürmek kul hakkı yemek değil midir? Günah değil midir? Bu insanlar bu cesareti cezaların yetersiz kaldığı adalet sisteminden ve son dönemdeki sahiplendirilmezse uyutulma yoluna gidilebilir söyleminden kaynaklı çoğalmıştır. Buna acilen dur denmelidir. Acil olarak ve öncelikle dişi köpekler için yapıcı bir kısırlaştırma seferberliği başlatılmalı kısırlaştırmaya ödenek ayrılmalıdır. Eğitim sistemimizde hayvan sevgisi yer almalıdır. Sağlıklı, huzurlu ve sevgi dolu bir gelecek için doğayı ve hayvanları seven çocuklar yetiştirmeliyiz. Hayvanı seven insanını daha çok sever. Barınakların adına yakışacak şekilde barınmaya olanak sağlamalı, hayvanları beslemeye, tedavi etmeye, alet, cihaz vb.ile uygun, veterinerleriyle ve hayvanları eğiten rehabilitasyon ekibiyle her şeyiyle hazır olmalıdır.  Barınaklara alınan personel test edilerek barınaklara hayvanları seven çalışanların alınması zorunlu kılınmalıdır. Denetlemeler yerel hayvan görevlileri ile yetkili kişilerle beraber yapılmalıdır. Belediye çalışanları zararlı olabilecek gücü yetmediği köpekleri yakalayamadığı için onun yerine sakin yatan köpeği alıp götürmemelidir.

Sayın Hafız Mustafa Efe ve Merhum İlahiyatçı Ömer Döngeloğlu’ nun hayvanlarla ilgili anlattıklarını dinlemeli. Hz. Muhammed (s.a.v) ’in kedisi Müezza’ya nasıl davrandığını unutmamalıyız. 

Kıtmir, Kuran’da geçer cennete gireceği düşünülen köpektir. Kıtmir, yedi uyurlar olarak da bilinen Eshab-ı Keyf'in köpeğinin ismidir. Onları koruyandır. Bu köpeğe Al-Rakim, Kratim isimleri de verilir. Aynı zamanda Hurmanın çekirdeğinin ortasındaki küçük zara da Kıtmir denmektedir. Cennet'e gideceğine inanılan hayvanlardan biridir. Kur'an'da Kehf Suresi, 18. Ayet- ‘Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.’

Müezza, Hz. Muhammed peygamberimizin kedisidir. Müezza, dünyanın en masum yaratığı, temiz kalpli ve saf anlamındadır. Hz. Muhammed, Uhud seferinde önlerine yavrusunu emziren siyah-beyaz bir kedi çıkınca askerin güzergahını değiştirmiş; dönüşte de bu kediyi sahiplenerek Müezza adını vermişti. Bir gün yanından geçen kedinin içmesi için su kabını hafifçe eğmiştir. Anlatılanlara göre kedisini çok seven Hz. Muhammed, Müezza bir gün giysisinin ucunda uyuyakalınca kediye kıyamadı ve giysisini keserek sedirden kalkmayı tercih etti. Ayrıca İslam peygamberi Muhammed'in, Müezza'nın içtiği abdest suyundan abdest aldığı da rivayet edilir. Ayrıca Muhammed'in "Kedi sevgisi imandandır" dediği de söylenenler arasındadır. Hz. Muhammed’in sünneti bizlere farz ise canlılar bize Allah’ın emanetidir diyebiliriz.

Sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyütmesinden dolayı kedicik babası anlamına gelen Ebu Hureyre ismiyle anılırdı. Yemen'de doğan Ebu Hureyre'nin doğum tarihi bilinmemekte olup, Ezd kabilesinin Devs koluna mensuptur. 628 yılında Hz. Muhammed'in Hayber'de bulunduğu sırada yanına gelerek Müslüman oldu. Ebu Hureyre, kedi öldürürsen 7 cami yaptırman gerekir demiştir. 

Hz. Muhammed (s.a.v)’in anlattığına göre kuyudan su içen bir adam toprağı yalayan susuz bir köpeği görmüş, onun için de kuyudan  pabucuyla su getirip ona içirmişti. Bu davranışı vesilesiyle Rab günahlarını affetmişti. 

 Osmanlı döneminde de Hiçbir hayvan asla geri çevrilmemiş ;kuduz salgını olduğunda bile II. Abdülhamit ,sokak hayvanlarını öldürmeyi reddetmiş ve dünyanın 3. Kuduz Merkezini İstanbul'da açmıştır. II. Aldülhamit hayvan sevgisi de insanları ona hayran bıraktırırdı. Ayşe ve Şadiye Sultanların hatıralarında Sultan II. Abdülhamid'in "Dadı Kalfa" isimli beyaz papağanı, "Pamuk" ve "Ağa Efendi" isimli kedileri, "Chérie" isimli köpeği olduğun söyler.

Fatih Sultan Mehmet “ Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim “ diyerek Osmanlı'daki doğaya olan sevgisini bütün dünyaya göstermiştir. 

Atatürk, çok sevdiği atlarından birinin ölümüne çoküzülmüştür. Sakarya adlı atını da çok seven Atatürk, atlardan sonra köpek vekuşlara düşkündü. Milli Mücadele döneminde Alber adında bir köpeği vardı.Atatürk’ün en sevdiği köpeği Foksidi. Köpeklerden sonra kuşları seven Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde bir güvercinliği bulunmaktaydı. Burada güvercinlerden başka birçok hayvan da bulunmaktaydı. Ayrıca Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde de birçok hayvan beslemekteydi. 

Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan 29 ocak 2021 cuma hutbesinde, "En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvan, Allah'ın eseri olarak değerlidir ve O'nun tarafından insana emanet edilmiştir. İnsanoğlu, hayvanlara karşı insaflı, şefkatli ve merhametli olmakla mükelleftir. "İslam, hayvanlara zulüm ve işkence anlamına gelen, onları yaratılış amacına aykırı biçimde zorlayan her türlü davranışı yasaklar. Resul-i Ekrem, bir hadisinde bizi şöyle uyarır: Hiçbir kimse yoktur ki bir serçeyi yahut ondan daha büyük bir canlıyı haksız yere öldürsün de Yüce Allah ona bunun hesabını sormasın!"

Hutbede, Kur'an-ı Kerim'de "Yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi sizin gibi birer topluluktur." yazdığı hatırlatılarak şunlar kaydedildi:

"Hayvanlar da tıpkı bizler gibi yeryüzünün sakinleridir. Onların da yaşama, korunma, barınma gibi temel hakları olduğunu unutmayalım. Varlık alemine sevgi, şefkat ve ibret nazarıyla bakalım. Hiçbir canlıyı incitmeyelim. Özellikle kış şartlarında hayvanlara karşı daha duyarlı olalım. Dini, vicdani ve insani sorumluluğumuzu yerine getirerek Rabbimizin rızasına talip olalım."

Hz. Muhammed Peygamberimiz şöyle buyurmuştu: Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır. Hayvanlara Merhamet: Dini ve İnsani Sorumluluğumuz" konulu cuma hutbesi, Türkiye genelindeki camilerde okundu.

26 Kasım 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Konya'daki hayvan barınağındaki işkence olayıyla ilgili, "Hayvanlar da bize Allah'ın bir emanetidir. Onlardan elbette istifade edeceğiz ama asla eziyet etmeyeceğiz, kötü davranmayacağız. Asla rıza gösteremeyiz" dedi.

Sanatçılarımız, tüm köpeklerin bir tutularak sokaklardan toplatılmasına ve sahiplendirilemeyenlerin ki bu çoğunluk oluyor öldürülmesine tepki göstermektedir.

Deniz Çakır, uyutmayı düşünüyorlarsa önce benden başlasınlar böyle bir ülkede ve dünyada yaşamak istemem dedi. Katılıyorum.

Sanatçı Sezen Aksu, yaşam alanları ellerinden alınan ve sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan köpeklere ilişkin yeni yasa teklifine tepki gösterdi. Aksu, “Neden benim sevgili ülkemde çare ararken akla ilk yok etmek gelir” dedi.

Tarkan, "Sokak hayvanlarını öldürmek bir çözüm değil. Belediyelerin sokak hayvanları konusuna daha vicdani ve mantıklı çözümlerle yaklaşması gerek. Sokak hayvanları, sistematik kısırlaştırmayla, barınakların artırılmasıyla kontrol altına alınabilir. Bize katliamlar değil, elimizi kalbimize koyarak bulduğumuz çözümler yakışır. Biz bu ülkede can dostlarımıza sadece merhametle bakmayız. Onlarla adalet içinde yaşarız. Yaşamı ve yaşadığımız alanları, sokakları, parkları onlarla paylaşırız. Vicdanımızı da, can dostlarımızı da uyutamayız. Uyutmayız…"diyen kişi için ne kadar güzel ifade etmiş diyerek paylaştı.

Kuşların cıvıltısıyla uyanmasak ne kötü başlardı günümüz değil mi? Hatalarımızı daha büyük hatalarla kapatmaya çalışmamalıyız. Bu teknoloji çağında çözüm diye önerilen çözümsüzlükleri tarih yazacaktır. 

                                          ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1-      Barınak çalışanları yerinden sürülenlerden değil, test ve mülakatla hayvan severlerden oluşturulmalı, barınaklar yetkin kişiler eşliğinde gönüllü yerel hayvan koruma görevlileri ile birlikte sıkça denetlenmelidir. 

2-      Neredeyse her şehirde cins köpek üretim merkezleri bulunmaktadır. Eskişehir'de Tarım Çiftliği Kurumu’na bağlı, onaylı, akbaş üretim merkezi bulunmaktadır. Her şehirde köpek üretim merkezleri varsa, bu çok vahim bir durumdur. Önce üretimin önüne geçilmelidir.

3-      Her şehrin, her ilçenin her mahallesinde barınaklarla ortaklaşa çalışan gönüllü asil, yedek temsilcilerden ve üyelerden oluşan, Mahalle ismi basta olmak üzere Mahalle Hayvan Hakları Çalışma Grupları oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışma grupları barınaktan gelecek besleme yardımı  ile hayvanları kendine alıştırarak onların güven yoluyla kısırlaştırmasını sağlayarak kısırlaştırma seferberliğini barınakla beraber yürütmelidir. Yine mahalledekilere barınak ve gönüllülerle birlikte köpekten ve kedilerden korkanlara karşı onlara nasıl davranılacağı ile ilgili eğitimler verilmelidir.

4-      Barınaklarda veteriner hekimler ve teknikerler dışında, rehabilite için köpek eğitmenleri bulundurulması zorunlu olmalıdır.

5-      Barınaklarına yapılan devlet ödenekleri çoğaltılmalı, barınak şartları iyileştirilmeli, her barınakta röntgen, ultrason cihazı vb. bulundurulmalı barınağa yeni gelen canlara doğru süreçlerde karma aşı yapılmalı, canların birbirine zarar vermemesi için besleme süreçlerinde ayrılarak yeterince beslenmesi gerekmektedir.

6-      Okullarda sokakta karşılaşılabilecek hayvanlara nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili hem canlara karşı duyarlı olmak hem de insanları korumak adına müfredata ders eklenmelidir.

7-      Barınakta hayvanların gezdirilebileceği açık yeşil alanlar bulunmalıdır. Anneler ve yavruları için doğal şartlara uygun bu yeşil alanlarda gözlem altında olacakları kulübeler oluşturulmalıdır.

8-      Hayvanlara işkence edenlere ve işkenceyle, tecavüzle, silahla öldürenlere ve terk edenlere ciddi hapis cezaları getirilmelidir.

9- Barınaktan sahiplenilen kedi ve köpekler için kimlik numarası ile beraber nüfus cüzdanı fotokopisi ve ikametgah belgesi alınması zorunlu olmalıdır.

10-Köpekler genelde hava karardığında ortaya çıkar.Çocukların gün ağarınca okullara gidecekleri bir saat düzenlemesi acilen yürürlüğe konmalıdır.Her bölgede özellikle akşam bekçiler hem insanları hem hayvanları korumak adına görevlendirilmelidir.

avatar of the starter
Esen UnverdiKampanyayı Başlatan Kişi

Kampanya güncellemeleri