MÇD Başkanı Ali Ekber Barmağıç'a Özgürlük

MÇD Başkanı Ali Ekber Barmağıç'a Özgürlük

Kampanya metni

Nefes alamayanların isyanı "bataklığın sakinlerini" hıçkırığa boğuyor!

Emperyalist kapitalist sitemin krizi hiç kuşkusuz korona virüs salgınıyla yeni bir boyut kazandırmıştır. Tüm dünyayı etkisi altına alan salgınla birlikte krizin, yıkımın bilançosu düne göre daha da artmış, saldırganlığın dizginleri elden bırakılmıştır. Önümüzdeki dönem hiç şüphe yok ki geleceğini saldırganlıkta görenlerle özgürlüğü ve hakları için direnenlerin mücadelesine daha fazla sahne olacaktır. Emperyalist kapitalist sistemin refleksleri ise krizine "çözüm" bulmaya odaklanacaktır. Alınan tedbirlerin tümü emperyalist kapitalist sistemin krizden çıkışını sağlamaya, geleceğini güvence altına almaya yöneliktir.
Trilyonlarca dolar sömürünün en vahşi biçimlerini yaşama geçirmek, doğaya ve insanlığa yeniden kılıç kuşanmak için piyasaya sürülmüştür. Ucuz iş gücü ve göçmen emeğinin vahşice sömürülmesinden başka tarifi olmayan tedarik zincirlerinden yayılan salgın yüzbinlerce insana ölüm getirmiş, milyonlarcasını risk altında yaşamaya mecbur bırakmıştır. Halkın sağlığı, doğanın ve canlı yaşamının korunması egemen sınıfların hiçbir zaman önceliği olmamıştır. Kriz anında kurtarılacaklarla, feda edilecekler, sağlık hizmetlerine eksiksiz erişeceklerle hastanelerde ölümü bekleyecek olanlar istisnasız bir şekilde ayrılmıştır.

Bu ayrıcalıklar ve çoğunluğun uğradığı ayrımcılık sınıfsaldır!

Doğa ve onun en dinamik öznesi olan insan; hammadde, üretim ve ucuz iş gücü olarak sömürünün, el konulan ve yağmalanan zenginliğin tek kaynağıdır. Emperyalist kapitalist sistem doğayı egemenliği altına almaksızın, insanı sömürünün dişlileri arasında öğütmeksizin varlığını sürdüremez. Korona virüs salgınıyla boyutlanan kriz koşulları benzerine az rastlanır şekilde sömürünün ve saldırganlığın vahşi biçimlerini karşımıza çıkarmıştır. Milyonlar işini, geçim araçlarını yitirmiş, yoksulluk ve sefalet içinde süren yaşam toplumsallaşmıştır. Salgınla köpürtülen korku ve paniğin, ırkçı, şoven ve saldırgan politikaların amacı, biçimi ne olursa olsun faturayı halka ödetmeye yöneliktir. İşsizlik, kazanılmış sosyal hakların gasp edilmesi, esnek çalışma biçimleri, doğanın sınırsız talanı korona virüsün getirdiği bir yazgıymış gibi propaganda edilmektedir. Psikolojik savaşın, baskı ve şiddetin artan dozuna rağmen ezilenlerin tepkisi, isyanı ise önlenemez şekilde açığa çıkmaktadır.
Doğaya ve topluma egemenliğini dayatanlar, geleceksizlikten, güvencesizlikten başka şey vadetmeyenler ülke ülke dolaşan isyan rüzgarlarıyla karşılanmaktadır. Ezilenlerin isyan yüklü öfkesi, salgında dahil iklim değişikliklerinin, sömürünün yayıldığı "bataklığa" kadar ulaşmıştır. Nefes alamayanların isyanı bataklığın sakinlerini şimdiden hıçkırığa boğmuştur.

KRİZ SALDIRGANLIKTIR!
Ekonomik ve siyasi kriz Türkiye ölçeğinde koronavirüs salgınıyla daha da şiddetlenmiştir. Kriz artık ne saklanabilecek nede ondan söz edilmeyince gözlerden uzak tutulabilecek mesafededir. Ekonomide ve ticarette yaşanan daralma iflas mezarlığını büyütmüş, işsizlik ve enflasyon rakamları kağıt üzerinde azaltılamayacak kadar yükselmiş ve katılaşmıştır. İşsizliğin, yoksulluğun ve sefaletin gövdesi her gün genişlemektedir. Ekonomik yıkım, yoksulluk intiharları uzun süredir ülkenin değişmeyen manzarası olmuştur. Kriz tablosu egemen sınıfların geleceğini uzun bir süre saldırı politikalarına bağlamıştır. Doğaya, yaşam alanlarına, halka yönelik saldırganlığın kapsamı genişlemiştir. Salgının sınıfsallığı alınan her tedbirde kendini göstermiştir. Ekonomik tedbir paketleri adrese teslim edilircesine sermayenin, şirketlerin ihtiyaçlarına ve çıkarlarına göre düzenlenmiştir. İşsizlik fonu patronların kasasına akıtılmış, işsizler, işçiler açlığın, güvencesizliğin, geleceksizliğin pençesine bırakılmıştır. Kıdem tazminatı da dahil iş ve yaşam güvencesi sağlayan tüm haklar saldırı altındadır. Ezilen ulus, inanç ve cinsiyet kimlikleri ırkçı şoveni politikaların, asimilasyonun, ayrımcılığın hedef tahtasındadır. Meslek örgütleri hizalanmaya, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler baskıyla sindirilmeye, susturulmaya çalışılmaktadır. Gençliği ve sosyal medyayı kontrol altında tutmak için yasaklar devreye sokulmuştur. Dağlarımız, yaylalarımız, ormanlarımız, sularımız, tarihi kültürel miras yerlerimiz, yaşam alanlarımız ise devreden her krizle olandan daha fazla sömürüye ve talana açılmıştır.
Öyle ki yaşadığımız coğrafya devasa bir inşaat sahasına dönüştürülmüş, doğaya, yaşam alanlarına ve canlılara ait ne varsa iş makinelerinin, betonlaşmanın arasında görünmez olmuştur. Torba yasalarla, ÇED olumlu raporlarıyla rant projelerinin önündeki engeller bir bir kaldırılmıştır. Son 26 yılın açıklanmış ÇED verileri doğaya, yaşam alanlarına yönelik saldırganlığı başka söze gerek olmadan anlatmaktadır. 70 bin rant projesinden sadece 54 tanesinin "olumsuz" kararıyla geri çevrilmesi talanın ulaştığı sınırları göstergesidir. Kriz ve salgınla birlikte bugün sınırlar daha da genişlemiş, sömürünün ve yıkımın hacmi katlanmıştır.

TALANIN ÖNÜ BASKIYLA AÇILMAK İSTENİYOR!
Vakaların görüldüğü ilk günden itibaren doğaya ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar salgın hızında yayılmıştır. Salgın, bir yandan egemenlerin ekonomik ve siyasi krizini alevlendiren benzin işlevi görmüş bir yandan da fırsat kapısı olarak aralanmıştır! Karantina; salgını önlemek bir yana talana, ranta, sömürüye ve kazanılmış hakların gaspına tam serbestlik tanımıştır. Yaratılan korku ve paniğin amacı doğa ve yaşam alanlarını savunmasız bırakmaya yöneliktir. Saldırıların hızını anlamak için mart ayından itibaren oluşan tabloya göz ucuyla bakmak yeterlidir. Güçlü devlet imajının sembol projeleri doğanın ve işçilerin mahvına da yol açsa da yükselmeye devam etmiştir. Doğa ve yaşam alanları benzerine az rastlanır şekilde rant projelerinin, talanın işgali, saldırısı altındadır. Akan her dereye göz dikilmiş, ormanlara, yaylalara, tarım arazilerine iş makineleriyle hücum edilmiştir. Dağ keçilerini, üveyikleri, kızıl geyikleri avcılık adı altında katletmek için ihaleler açılmıştır. Doğadan ihtiyacından fazlasını almayan canlıların üzerinde silah kuşanılarak egemenlik kurma isteği doğayı ve yaşam alanlarını savunanların, ranta, talana, sömürüye engel olanların akibet hakkında fikirden fazlasını vermektedir.
Yaşadığımız topraklar katliamlarla, acı silsileleriyle yüklüdür. Dersim'i, Maraş'ı, Sivas'ı, Çorum'u, Gazi'yi, Roboski'yi, Gezi'yi, Suruç'u, Gar katliamını her gün yeniden hatırlatırcasına yaşananlar direnenlerin başka bir yoldan ilerleyerek kazanamayacaklarını gösteriyor. Maden ocakları, tren "kazaları", depremler, sel baskınları, heyelanlar, salgın hastalıklar sömürü düzeninde başka bir hayatı olmayacakların uğradığı kıyım ve katliamlardır. Doğasını, yaşamını, inancını, kimliğini, kültünü, dilini, emeğini ve haklarını savunanlar, bedel ödeyenler olmaksızın elimizdekilere sahip olmamız mümkün değildi.
Dün olduğu gibi mücadeleyle, direnişle varlık göstermeye mahkum olan her şey kapsamlı şekilde saldırı altındadır. Antalya'da taş ocaklarına karşı mücadele yürüttükleri, ranta engel oldukları için Aysin Büyüknohutçu ve Ali Ulvi çiftinin katledilmesi, işlenmiş tüm diğer katliamlar gibi doğayı ve yaşamı savunanlara apaçık tehdit niteliği taşımıştı.
Bugün de çeşitli biçimlere bürünen saldırılarla karşı karşıyayız. Sularımızın, topraklarımızın, ormanlarımızın, doğa ve yaşam alanlarımızın talana ve sömürüye açılmasının önüne set olanlar baskı, gözaltı ve tutuklama terörüyle sindirilmeye, susturulmaya çalışılıyor. Rant projelerinin, sömürü ve talanın yolu gözaltı ve tutuklamalarla açılmak isteniyor. Kaz Dağları’nda nöbet tutan aktivistlere, Kirazlıyayla’da, Konya'da toprağına sahip çıkan köylülere yüklü miktarda para cezaları kesiliyor. Kaz Dağları’nda süren direnişin birinci yılı vesilesiyle yapılmak istenen yürüyüşe katılmak için İstanbul’dan yola çıkanlar saldırı ve gözaltı terörüyle karşılaşıyor. Manisa Salihli’de Çapaklı Köylüleri biyogaz tesisine karşı çıktıkları için jandarma tarafından işkenceyle gözaltına alınıyor. Ülkemizin her yerinde doğasına, yaşamına sahip çıkanlar saldırıya uğruyor!
Talan, ranta karşı koyanların, doğasını ve yaşamını savunanların haykıracağı ve yapmaya devam edeceği tek şey direnmek ve “ekoloji mücadelesi meşrudur” şiarını haykırmak olacaktır. Kampanyamız saldırılar karşısında direnişin ve meşruluğun sesini yükseltecektir. Doğayı ve yaşam alanlarını savunanlara, halkımıza çağrımız kısılmak istenilen sesimize ses katmak, gücümüzü ve direncimizi birleştirmek olacaktır. Doğasını ve yaşamını savunanların sesi, direnişi birleşerek çoğalacaktır.
Ve asla susmayacağız!

SUSMAYACAĞIZ!
Susmayacağız çünkü; köylerimiz, kentlerimiz, yaylalarımız, ormanlarımız talan ediliyor! Susmayacağız çünkü; sularımıza el konuluyor. Baraj ve HES projeleriyle doğamız, tarihi, kültürel miras yerlerimiz yok ediliyor.
Susmayacağız çünkü; kuşların göç yolları işgal ediliyor. İş makineleriyle, kuşanılan silahlarla doğa ve canlılar katliama uğratılıyor. Nesli tükenen canlıların katledilmesi açılan ihalelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Susmayacağız çünkü; ormanlarımız yakılıyor. İçindeki canlılarla birlikte doğal yaşam küle çevriliyor.
Susmayacağız çünkü; temelleri çatlayan, sel baskınlarının, heyelanların, işçi katliamlarının değişmez adresi olan nükleer enerji santralleri, baraj ve HES projeleri ölüm saçıyor. Susmayacağız çünkü; ekoloji mücadelesi baskıyla, gözaltı ve tutuklamalarla susturulmaya, engellenmeye çalışılıyor.
Susmayalım çünkü; milyonların demokrasi, özgürlük ve eşitlik talebi, doğanın ve insanlığın özgürleşmesi ancak ve ancak sesimizi, isyanımızı, mücadelemizi yükseltmekle gerçeğe dönüşecektir.

ALİ BARMAĞIÇ'A ÖZGÜRLÜK!
Munzur Çevre Derneği de doğaya, yaşam alanlarına ve tüm topluma doğru genişleyen saldırıların parantezine sokulmuştur. Kurucu Üyemiz ve Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Ekber Barmağıç 30 Haziran günü keyfi bir şekilde çalıştığı iş yerinden gözaltına alınmış, 3 Temmuz günü çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Tekirdağ Muratlı T 1 Hapishanesi’ne konulmuştur.
Baskı, gözaltı ve tutuklama terörüyle verilmek istenen mesaj açıktır! Ali Ekber Barmağıç şahsında ekoloji mücadelesi tecrit edilmek isteniyor. Böylece doğa ve yaşam alanları savunmasız, talanın, sömürünün dizginleriyse bırakılmış olacaktır.

Bildikleri bir şeyi tekrar söyleyelim ki; doğa bizi mücadeleye çağırdıkça direniş sürecektir!

Munzur Çevre Derneği ve onun kurumsal kimliği altında doğanın ve yaşam alanlarının talan edilmesine karşı sürdürdüğümüz mücadele suç parantezine sokulamayacak kadar meşrudur. Ali Ekber Barmağıç’ın tutuklanmasıyla çevre ve yaşam savunucularına, derneğimizin üyelerine verilmek istenen gözdağı hükümsüzdür. Doğayı ve yaşamı savunanlar olarak rant projelerine, talana ve sömürüye karşı koymak için dünden daha güçlü şekilde birleşecek, mücadelemizi sürdüreceğiz!

MÜCADELEMİZİ DAYANIŞMANIN SINIRLARINI AŞARAK BİRLEŞTİRELİM!
Munzur'dan, Hasankeyf'ten, Karadeniz'den, Kaz dağlarından, Aydın ve Trakya ovasından yükselen isyanımızı ve çığlığımızı birleştireceğiz! Ranta, talana, sömürüye, baskıya, gözaltı ve tutuklamalara karşı mücadelemizi dayanışmanın sınırlarını aşarak büyüteceğiz! Doğayı ve yaşam alanlarımızı savunmak, ranta, talana ve sömürüye karşı koymak meşrudur! Doğaya egemenliklerini en vahşi biçimlerle dayatanlar direnenleri karşılarında bulmaya devam edecektir. Bir kez daha söylüyoruz ki ekoloji mücadelesi baskı, gözaltı ve tutuklamalarla tecrit edilemez!

Doğayı ve yaşam alanlarını savunanlar baskı silsilesiyle yıldırılamaz, susturulamaz!
Doğanın ve insanlığın özgürleşme mücadelesi engellenemez!
Ali Ekber Barmağıç’a özgürlük!

avatar of the starter
Munzur Çevre Derneği (MÇD)Kampanyayı Başlatan Kişi
Bu kampanya 73 destekçiye ulaştı

Kampanya metni

Nefes alamayanların isyanı "bataklığın sakinlerini" hıçkırığa boğuyor!

Emperyalist kapitalist sitemin krizi hiç kuşkusuz korona virüs salgınıyla yeni bir boyut kazandırmıştır. Tüm dünyayı etkisi altına alan salgınla birlikte krizin, yıkımın bilançosu düne göre daha da artmış, saldırganlığın dizginleri elden bırakılmıştır. Önümüzdeki dönem hiç şüphe yok ki geleceğini saldırganlıkta görenlerle özgürlüğü ve hakları için direnenlerin mücadelesine daha fazla sahne olacaktır. Emperyalist kapitalist sistemin refleksleri ise krizine "çözüm" bulmaya odaklanacaktır. Alınan tedbirlerin tümü emperyalist kapitalist sistemin krizden çıkışını sağlamaya, geleceğini güvence altına almaya yöneliktir.
Trilyonlarca dolar sömürünün en vahşi biçimlerini yaşama geçirmek, doğaya ve insanlığa yeniden kılıç kuşanmak için piyasaya sürülmüştür. Ucuz iş gücü ve göçmen emeğinin vahşice sömürülmesinden başka tarifi olmayan tedarik zincirlerinden yayılan salgın yüzbinlerce insana ölüm getirmiş, milyonlarcasını risk altında yaşamaya mecbur bırakmıştır. Halkın sağlığı, doğanın ve canlı yaşamının korunması egemen sınıfların hiçbir zaman önceliği olmamıştır. Kriz anında kurtarılacaklarla, feda edilecekler, sağlık hizmetlerine eksiksiz erişeceklerle hastanelerde ölümü bekleyecek olanlar istisnasız bir şekilde ayrılmıştır.

Bu ayrıcalıklar ve çoğunluğun uğradığı ayrımcılık sınıfsaldır!

Doğa ve onun en dinamik öznesi olan insan; hammadde, üretim ve ucuz iş gücü olarak sömürünün, el konulan ve yağmalanan zenginliğin tek kaynağıdır. Emperyalist kapitalist sistem doğayı egemenliği altına almaksızın, insanı sömürünün dişlileri arasında öğütmeksizin varlığını sürdüremez. Korona virüs salgınıyla boyutlanan kriz koşulları benzerine az rastlanır şekilde sömürünün ve saldırganlığın vahşi biçimlerini karşımıza çıkarmıştır. Milyonlar işini, geçim araçlarını yitirmiş, yoksulluk ve sefalet içinde süren yaşam toplumsallaşmıştır. Salgınla köpürtülen korku ve paniğin, ırkçı, şoven ve saldırgan politikaların amacı, biçimi ne olursa olsun faturayı halka ödetmeye yöneliktir. İşsizlik, kazanılmış sosyal hakların gasp edilmesi, esnek çalışma biçimleri, doğanın sınırsız talanı korona virüsün getirdiği bir yazgıymış gibi propaganda edilmektedir. Psikolojik savaşın, baskı ve şiddetin artan dozuna rağmen ezilenlerin tepkisi, isyanı ise önlenemez şekilde açığa çıkmaktadır.
Doğaya ve topluma egemenliğini dayatanlar, geleceksizlikten, güvencesizlikten başka şey vadetmeyenler ülke ülke dolaşan isyan rüzgarlarıyla karşılanmaktadır. Ezilenlerin isyan yüklü öfkesi, salgında dahil iklim değişikliklerinin, sömürünün yayıldığı "bataklığa" kadar ulaşmıştır. Nefes alamayanların isyanı bataklığın sakinlerini şimdiden hıçkırığa boğmuştur.

KRİZ SALDIRGANLIKTIR!
Ekonomik ve siyasi kriz Türkiye ölçeğinde koronavirüs salgınıyla daha da şiddetlenmiştir. Kriz artık ne saklanabilecek nede ondan söz edilmeyince gözlerden uzak tutulabilecek mesafededir. Ekonomide ve ticarette yaşanan daralma iflas mezarlığını büyütmüş, işsizlik ve enflasyon rakamları kağıt üzerinde azaltılamayacak kadar yükselmiş ve katılaşmıştır. İşsizliğin, yoksulluğun ve sefaletin gövdesi her gün genişlemektedir. Ekonomik yıkım, yoksulluk intiharları uzun süredir ülkenin değişmeyen manzarası olmuştur. Kriz tablosu egemen sınıfların geleceğini uzun bir süre saldırı politikalarına bağlamıştır. Doğaya, yaşam alanlarına, halka yönelik saldırganlığın kapsamı genişlemiştir. Salgının sınıfsallığı alınan her tedbirde kendini göstermiştir. Ekonomik tedbir paketleri adrese teslim edilircesine sermayenin, şirketlerin ihtiyaçlarına ve çıkarlarına göre düzenlenmiştir. İşsizlik fonu patronların kasasına akıtılmış, işsizler, işçiler açlığın, güvencesizliğin, geleceksizliğin pençesine bırakılmıştır. Kıdem tazminatı da dahil iş ve yaşam güvencesi sağlayan tüm haklar saldırı altındadır. Ezilen ulus, inanç ve cinsiyet kimlikleri ırkçı şoveni politikaların, asimilasyonun, ayrımcılığın hedef tahtasındadır. Meslek örgütleri hizalanmaya, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler baskıyla sindirilmeye, susturulmaya çalışılmaktadır. Gençliği ve sosyal medyayı kontrol altında tutmak için yasaklar devreye sokulmuştur. Dağlarımız, yaylalarımız, ormanlarımız, sularımız, tarihi kültürel miras yerlerimiz, yaşam alanlarımız ise devreden her krizle olandan daha fazla sömürüye ve talana açılmıştır.
Öyle ki yaşadığımız coğrafya devasa bir inşaat sahasına dönüştürülmüş, doğaya, yaşam alanlarına ve canlılara ait ne varsa iş makinelerinin, betonlaşmanın arasında görünmez olmuştur. Torba yasalarla, ÇED olumlu raporlarıyla rant projelerinin önündeki engeller bir bir kaldırılmıştır. Son 26 yılın açıklanmış ÇED verileri doğaya, yaşam alanlarına yönelik saldırganlığı başka söze gerek olmadan anlatmaktadır. 70 bin rant projesinden sadece 54 tanesinin "olumsuz" kararıyla geri çevrilmesi talanın ulaştığı sınırları göstergesidir. Kriz ve salgınla birlikte bugün sınırlar daha da genişlemiş, sömürünün ve yıkımın hacmi katlanmıştır.

TALANIN ÖNÜ BASKIYLA AÇILMAK İSTENİYOR!
Vakaların görüldüğü ilk günden itibaren doğaya ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar salgın hızında yayılmıştır. Salgın, bir yandan egemenlerin ekonomik ve siyasi krizini alevlendiren benzin işlevi görmüş bir yandan da fırsat kapısı olarak aralanmıştır! Karantina; salgını önlemek bir yana talana, ranta, sömürüye ve kazanılmış hakların gaspına tam serbestlik tanımıştır. Yaratılan korku ve paniğin amacı doğa ve yaşam alanlarını savunmasız bırakmaya yöneliktir. Saldırıların hızını anlamak için mart ayından itibaren oluşan tabloya göz ucuyla bakmak yeterlidir. Güçlü devlet imajının sembol projeleri doğanın ve işçilerin mahvına da yol açsa da yükselmeye devam etmiştir. Doğa ve yaşam alanları benzerine az rastlanır şekilde rant projelerinin, talanın işgali, saldırısı altındadır. Akan her dereye göz dikilmiş, ormanlara, yaylalara, tarım arazilerine iş makineleriyle hücum edilmiştir. Dağ keçilerini, üveyikleri, kızıl geyikleri avcılık adı altında katletmek için ihaleler açılmıştır. Doğadan ihtiyacından fazlasını almayan canlıların üzerinde silah kuşanılarak egemenlik kurma isteği doğayı ve yaşam alanlarını savunanların, ranta, talana, sömürüye engel olanların akibet hakkında fikirden fazlasını vermektedir.
Yaşadığımız topraklar katliamlarla, acı silsileleriyle yüklüdür. Dersim'i, Maraş'ı, Sivas'ı, Çorum'u, Gazi'yi, Roboski'yi, Gezi'yi, Suruç'u, Gar katliamını her gün yeniden hatırlatırcasına yaşananlar direnenlerin başka bir yoldan ilerleyerek kazanamayacaklarını gösteriyor. Maden ocakları, tren "kazaları", depremler, sel baskınları, heyelanlar, salgın hastalıklar sömürü düzeninde başka bir hayatı olmayacakların uğradığı kıyım ve katliamlardır. Doğasını, yaşamını, inancını, kimliğini, kültünü, dilini, emeğini ve haklarını savunanlar, bedel ödeyenler olmaksızın elimizdekilere sahip olmamız mümkün değildi.
Dün olduğu gibi mücadeleyle, direnişle varlık göstermeye mahkum olan her şey kapsamlı şekilde saldırı altındadır. Antalya'da taş ocaklarına karşı mücadele yürüttükleri, ranta engel oldukları için Aysin Büyüknohutçu ve Ali Ulvi çiftinin katledilmesi, işlenmiş tüm diğer katliamlar gibi doğayı ve yaşamı savunanlara apaçık tehdit niteliği taşımıştı.
Bugün de çeşitli biçimlere bürünen saldırılarla karşı karşıyayız. Sularımızın, topraklarımızın, ormanlarımızın, doğa ve yaşam alanlarımızın talana ve sömürüye açılmasının önüne set olanlar baskı, gözaltı ve tutuklama terörüyle sindirilmeye, susturulmaya çalışılıyor. Rant projelerinin, sömürü ve talanın yolu gözaltı ve tutuklamalarla açılmak isteniyor. Kaz Dağları’nda nöbet tutan aktivistlere, Kirazlıyayla’da, Konya'da toprağına sahip çıkan köylülere yüklü miktarda para cezaları kesiliyor. Kaz Dağları’nda süren direnişin birinci yılı vesilesiyle yapılmak istenen yürüyüşe katılmak için İstanbul’dan yola çıkanlar saldırı ve gözaltı terörüyle karşılaşıyor. Manisa Salihli’de Çapaklı Köylüleri biyogaz tesisine karşı çıktıkları için jandarma tarafından işkenceyle gözaltına alınıyor. Ülkemizin her yerinde doğasına, yaşamına sahip çıkanlar saldırıya uğruyor!
Talan, ranta karşı koyanların, doğasını ve yaşamını savunanların haykıracağı ve yapmaya devam edeceği tek şey direnmek ve “ekoloji mücadelesi meşrudur” şiarını haykırmak olacaktır. Kampanyamız saldırılar karşısında direnişin ve meşruluğun sesini yükseltecektir. Doğayı ve yaşam alanlarını savunanlara, halkımıza çağrımız kısılmak istenilen sesimize ses katmak, gücümüzü ve direncimizi birleştirmek olacaktır. Doğasını ve yaşamını savunanların sesi, direnişi birleşerek çoğalacaktır.
Ve asla susmayacağız!

SUSMAYACAĞIZ!
Susmayacağız çünkü; köylerimiz, kentlerimiz, yaylalarımız, ormanlarımız talan ediliyor! Susmayacağız çünkü; sularımıza el konuluyor. Baraj ve HES projeleriyle doğamız, tarihi, kültürel miras yerlerimiz yok ediliyor.
Susmayacağız çünkü; kuşların göç yolları işgal ediliyor. İş makineleriyle, kuşanılan silahlarla doğa ve canlılar katliama uğratılıyor. Nesli tükenen canlıların katledilmesi açılan ihalelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Susmayacağız çünkü; ormanlarımız yakılıyor. İçindeki canlılarla birlikte doğal yaşam küle çevriliyor.
Susmayacağız çünkü; temelleri çatlayan, sel baskınlarının, heyelanların, işçi katliamlarının değişmez adresi olan nükleer enerji santralleri, baraj ve HES projeleri ölüm saçıyor. Susmayacağız çünkü; ekoloji mücadelesi baskıyla, gözaltı ve tutuklamalarla susturulmaya, engellenmeye çalışılıyor.
Susmayalım çünkü; milyonların demokrasi, özgürlük ve eşitlik talebi, doğanın ve insanlığın özgürleşmesi ancak ve ancak sesimizi, isyanımızı, mücadelemizi yükseltmekle gerçeğe dönüşecektir.

ALİ BARMAĞIÇ'A ÖZGÜRLÜK!
Munzur Çevre Derneği de doğaya, yaşam alanlarına ve tüm topluma doğru genişleyen saldırıların parantezine sokulmuştur. Kurucu Üyemiz ve Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Ekber Barmağıç 30 Haziran günü keyfi bir şekilde çalıştığı iş yerinden gözaltına alınmış, 3 Temmuz günü çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Tekirdağ Muratlı T 1 Hapishanesi’ne konulmuştur.
Baskı, gözaltı ve tutuklama terörüyle verilmek istenen mesaj açıktır! Ali Ekber Barmağıç şahsında ekoloji mücadelesi tecrit edilmek isteniyor. Böylece doğa ve yaşam alanları savunmasız, talanın, sömürünün dizginleriyse bırakılmış olacaktır.

Bildikleri bir şeyi tekrar söyleyelim ki; doğa bizi mücadeleye çağırdıkça direniş sürecektir!

Munzur Çevre Derneği ve onun kurumsal kimliği altında doğanın ve yaşam alanlarının talan edilmesine karşı sürdürdüğümüz mücadele suç parantezine sokulamayacak kadar meşrudur. Ali Ekber Barmağıç’ın tutuklanmasıyla çevre ve yaşam savunucularına, derneğimizin üyelerine verilmek istenen gözdağı hükümsüzdür. Doğayı ve yaşamı savunanlar olarak rant projelerine, talana ve sömürüye karşı koymak için dünden daha güçlü şekilde birleşecek, mücadelemizi sürdüreceğiz!

MÜCADELEMİZİ DAYANIŞMANIN SINIRLARINI AŞARAK BİRLEŞTİRELİM!
Munzur'dan, Hasankeyf'ten, Karadeniz'den, Kaz dağlarından, Aydın ve Trakya ovasından yükselen isyanımızı ve çığlığımızı birleştireceğiz! Ranta, talana, sömürüye, baskıya, gözaltı ve tutuklamalara karşı mücadelemizi dayanışmanın sınırlarını aşarak büyüteceğiz! Doğayı ve yaşam alanlarımızı savunmak, ranta, talana ve sömürüye karşı koymak meşrudur! Doğaya egemenliklerini en vahşi biçimlerle dayatanlar direnenleri karşılarında bulmaya devam edecektir. Bir kez daha söylüyoruz ki ekoloji mücadelesi baskı, gözaltı ve tutuklamalarla tecrit edilemez!

Doğayı ve yaşam alanlarını savunanlar baskı silsilesiyle yıldırılamaz, susturulamaz!
Doğanın ve insanlığın özgürleşme mücadelesi engellenemez!
Ali Ekber Barmağıç’a özgürlük!

avatar of the starter
Munzur Çevre Derneği (MÇD)Kampanyayı Başlatan Kişi

Kampanya Güncellemeleri

Bu kampanyayı paylaş

Kampanya 11 Ağustos 2020 tarihinde başlatıldı