

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), iklim değişikliğinin acil ve varoluşsal bir tehdit olduğunu ilan ederek temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrenin bir insan hakkı olduğunu oybirliği ile resmen tanıdı. Bu çığır açan karar, devletlerin iklim krizine karşı eylemsizliklerinin uluslararası hukuka aykırı sayılabileceğini ortaya koyarak, iklim adaleti için güçlü bir hukuki zemin oluşturdu.
Mahkeme ayrıca, Paris Anlaşması kapsamındaki Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) ile ilgili yükümlülüklerin altını çizdi. NDC’lerin yalnızca biçimsel olarak hazırlanmasının yeterli olmadığı; içeriğinin 1.5°C hedefiyle uyumlu, en yüksek mümkün düzeyde bir hedef taşıması gerektiği vurgulandı. Aksi takdirde, yetersiz ve etkisiz NDC’ler bir ülke için uluslararası sorumluluk doğurabilir.
Tam da bu nedenle, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Cumhurbaşkanına açtığımız dava, bu kararın doğrudan bağlandığı önemli örneklerden biridir. Türkiye dahil pek çok ülkenin sunduğu NDC’ler bilimsel ve hukuki gerçeklerle örtüşmemektedir. Bu karar, devletlerin iklim vaatlerinin artık sadece siyasi değil, hukuki bazda bağlayıcılığı olmasa da hukuki denetime de tabi olduğunu gösteriyor.
Altı yıllık bir kampanyayla Pasifik’ten Lahey’e taşınan bu süreç, öğrenci hareketinden küresel adalet mücadelesine dönüşen Pacific Islands Students Fighting Climate Change (PISFCC)’nin eseri. Onları liderlikleri, cesaretleri ve kararlılıklarından dolayı yürekten kutluyoruz.
Ve onlardan umut ve ilham alarak, biz de biliyoruz ki: Değişim mümkün.
Bugün, Uluslararası Adalet Divanı’nın bu kararıyla sadece tarihe tanıklık etmiyoruz; biz de davamızla bu tarihin bir parçasıyız ve iklim adaletine bir adım daha yakınız. Sen de iklim adaleti adına açtığımız haklı davamızda yanımızda yer alarak, başlattığımız kampanyamıza destek olmak istersen imzala ve paylaş!