

Dijital Çağda Analog Pranga: Zorunlu Ticaret Odası Üyeliği ve Aidatlarına Son Verilsin!
Kampanya metni
Türkiye’de bir limited veya anonim şirket kurduğunuzda, devletin vergi dairesinden önce karşınıza çıkan, devlete vergi ödemeden önce size fatura kesen bir kurumlar silsilesi vardır: Ticaret ve Sanayi Odaları.
Girişimcilik ekosistemini desteklemek, ticareti kolaylaştırmak ve bürokrasiyi azaltmak günümüz ekonomisinin temel hedefleriyken; şirketlerimizi hiçbir işlevi kalmamış, tamamen arkaik bir yapıya bürünmüş bu odalara "zorunlu" olarak kaydettirmek ve her yıl onlara hiçbir karşılığı olmayan aidatlar ödemek zorunda bırakılıyoruz.
Peki, dijitalleşmenin zirvesinde olduğumuz bir çağda, bu zorunluluk gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa kanunların arkasına sığınarak yaratılmış yasal bir rant kapısı mı?
Sicil ve Kayıt İşlevi: Tarihe Karışan Bir Bahane
Ticaret odalarının geçmişteki en büyük ve belki de tek mantıklı işlevi; dijitalleşmenin olmadığı dönemlerde firmaların resmi süreçlerini takip etmek, sicilini tutmak ve tabiri caizse ticaretin "kütüğü" olmaktı. O yıllarda bir firmanın varlığını, geçmişini veya imza sirkülerini teyit etmek için bu odalara fiziksel olarak gitmek, mühürlü evraklar almak bir mecburiyetti.
Ancak bugün yıl 2026. MERSİS (Merkezi Sicil Kayıt Sistemi), e-Devlet, e-Vergi Dairesi, KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) ve UYAP gibi devasa dijital altyapılarımız var. Bir şirketin kuruluşu, hisse devri, adres değişikliği, vergi borcu durumu ve her türlü resmi faaliyeti anlık olarak bu dijital devlet platformları üzerinden, hiçbir aracı kuruma ihtiyaç duymadan yapılabiliyor.
Devletin kendi kurduğu bu kusursuz dijital altyapı ortadayken, Ticaret Odaları'nın "kayıt merkezi" işlevi tamamen sıfırlanmıştır. Olmayan bir işlevin, zorunlu bir hizmetmiş gibi şirketlere dayatılması akıl ve mantık sınırlarını aşmaktadır.
Hizmet Değil, Yasal Haraç: Maktu ve Munzam Aidatlar
Türkiye'de ticaret odaları sistemi, kapitalizmin ve serbest piyasanın ruhuna aykırı bir şekilde işler. Bir işletme, odalardan hiçbir somut hizmet, eğitim, pazar araştırması veya ticari fayda görmemesine rağmen, her yıl iki farklı aidat ödemeye mahkum edilir:
Maktu Aidat: Her yıl ödenen sabit haraç.
Munzam Aidat: Şirketin o yılki ticari kazancı üzerinden alınan, adeta "ikinci bir vergi" niteliğindeki kesinti.
Firmalar, kendi emekleri, riskleri ve sermayeleri ile elde ettikleri kârdan devlete kurumlar vergisini kuruşu kuruşuna öderken, bu kârın oluşmasında zerre kadar katkısı olmayan ticaret odalarına sırf kanuni bir zorunluluk yüzünden pay vermek zorundadır. Ortada sunulan bir hizmet, satılan bir ürün veya sağlanan bir fayda yoktur; sadece "kanun öyle emrediyor" diye tahsil edilen devasa bir bütçe vardır.
Odamız Kimin Odası? Zümrecilik ve Rant
Peki şirketlerden toplanan bu devasa kaynaklar nereye harcanmaktadır? Küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) dijitalleşmesine mi, ihracat kapasitelerinin artırılmasına mı? Maalesef hayır.
Gözlemlerimiz ve tecrübelerimiz acı bir gerçeği ortaya koymaktadır: Ticaret odaları, genellikle yönetime gelen belirli zümrelerin "kralcılık" oynadığı, protokolde yer kapma yarışına girdiği, makam araçları ve lüks temsil harcamalarıyla kendi kişisel nüfuz alanlarını genişlettiği kapalı devrelere dönüşmüştür. İşletmelere gerçek anlamda faydası olan, esnafın veya tüccarın derdine derman olan tek bir faaliyet gösterilemezken, alınan aidatlarla belli kesimlere rant ve çıkar ilişkileri üzerinden konfor alanları inşa edilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve Kamuoyuna Çağrı: Çözüm "Gönüllü Üyelik"
Bir hizmetin veya kurumun değeri, zorunlulukla değil, rekabetle ve sunduğu faydayla ölçülür. Madem ki Ticaret Odaları şirketlere "fayda" sağladığını iddia etmektedir, o halde bu kurumların zorunlu üyeliğine derhal son verilmelidir.
5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili maddeleri acilen revize edilmeli; ticaret odalarına kayıt ve aidat ödeme "zorunluluğu" kaldırılarak, "gönüllülük" esasına geçilmelidir.
Gönüllü üyelik sistemine geçildiğinde:
Gerçekten üyelerine uluslararası bağlantılar sunan, projeler üreten, sektörün sorunlarını çözen odalar ayakta kalacak ve şirketler bu hizmetlerin karşılığında aidatlarını seve seve ödeyecektir.
Sadece aidat toplayıp makam işgal eden, yönetime gelenlerin ego tatmin ettiği işlevsiz yapılar ise tasfiye olacaktır.
Devlet, ticaretin üzerindeki bu anlamsız, bürokratik ve mali yükü kaldırarak, şirketlerin bu fonları kendi Ar-Ge ve istihdam bütçelerinde kullanmasının önünü açacaktır.
Kredi kartı aidatlarına karşı bile tüketicinin korunduğu, iptal davalarının açılabildiği bir hukuk sisteminde, Türkiye'nin üreten, istihdam sağlayan ve vergi veren şirketlerinin arkaik bir kuruma "ölünceye kadar aidat" ödemeye mahkum edilmesi kabul edilemez.
Bizler üretiyoruz, bizler vergi veriyoruz ve bizler bu analog prangaları reddediyoruz. Tüm tüccarları, sanayicileri ve yüce Meclis'i bu anlamsız zorunluluğa son vermeye, çağa uygun, adil ve rasyonel bir ticari ekosistem kurmaya davet ediyoruz.

10
Kampanya metni
Türkiye’de bir limited veya anonim şirket kurduğunuzda, devletin vergi dairesinden önce karşınıza çıkan, devlete vergi ödemeden önce size fatura kesen bir kurumlar silsilesi vardır: Ticaret ve Sanayi Odaları.
Girişimcilik ekosistemini desteklemek, ticareti kolaylaştırmak ve bürokrasiyi azaltmak günümüz ekonomisinin temel hedefleriyken; şirketlerimizi hiçbir işlevi kalmamış, tamamen arkaik bir yapıya bürünmüş bu odalara "zorunlu" olarak kaydettirmek ve her yıl onlara hiçbir karşılığı olmayan aidatlar ödemek zorunda bırakılıyoruz.
Peki, dijitalleşmenin zirvesinde olduğumuz bir çağda, bu zorunluluk gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa kanunların arkasına sığınarak yaratılmış yasal bir rant kapısı mı?
Sicil ve Kayıt İşlevi: Tarihe Karışan Bir Bahane
Ticaret odalarının geçmişteki en büyük ve belki de tek mantıklı işlevi; dijitalleşmenin olmadığı dönemlerde firmaların resmi süreçlerini takip etmek, sicilini tutmak ve tabiri caizse ticaretin "kütüğü" olmaktı. O yıllarda bir firmanın varlığını, geçmişini veya imza sirkülerini teyit etmek için bu odalara fiziksel olarak gitmek, mühürlü evraklar almak bir mecburiyetti.
Ancak bugün yıl 2026. MERSİS (Merkezi Sicil Kayıt Sistemi), e-Devlet, e-Vergi Dairesi, KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) ve UYAP gibi devasa dijital altyapılarımız var. Bir şirketin kuruluşu, hisse devri, adres değişikliği, vergi borcu durumu ve her türlü resmi faaliyeti anlık olarak bu dijital devlet platformları üzerinden, hiçbir aracı kuruma ihtiyaç duymadan yapılabiliyor.
Devletin kendi kurduğu bu kusursuz dijital altyapı ortadayken, Ticaret Odaları'nın "kayıt merkezi" işlevi tamamen sıfırlanmıştır. Olmayan bir işlevin, zorunlu bir hizmetmiş gibi şirketlere dayatılması akıl ve mantık sınırlarını aşmaktadır.
Hizmet Değil, Yasal Haraç: Maktu ve Munzam Aidatlar
Türkiye'de ticaret odaları sistemi, kapitalizmin ve serbest piyasanın ruhuna aykırı bir şekilde işler. Bir işletme, odalardan hiçbir somut hizmet, eğitim, pazar araştırması veya ticari fayda görmemesine rağmen, her yıl iki farklı aidat ödemeye mahkum edilir:
Maktu Aidat: Her yıl ödenen sabit haraç.
Munzam Aidat: Şirketin o yılki ticari kazancı üzerinden alınan, adeta "ikinci bir vergi" niteliğindeki kesinti.
Firmalar, kendi emekleri, riskleri ve sermayeleri ile elde ettikleri kârdan devlete kurumlar vergisini kuruşu kuruşuna öderken, bu kârın oluşmasında zerre kadar katkısı olmayan ticaret odalarına sırf kanuni bir zorunluluk yüzünden pay vermek zorundadır. Ortada sunulan bir hizmet, satılan bir ürün veya sağlanan bir fayda yoktur; sadece "kanun öyle emrediyor" diye tahsil edilen devasa bir bütçe vardır.
Odamız Kimin Odası? Zümrecilik ve Rant
Peki şirketlerden toplanan bu devasa kaynaklar nereye harcanmaktadır? Küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) dijitalleşmesine mi, ihracat kapasitelerinin artırılmasına mı? Maalesef hayır.
Gözlemlerimiz ve tecrübelerimiz acı bir gerçeği ortaya koymaktadır: Ticaret odaları, genellikle yönetime gelen belirli zümrelerin "kralcılık" oynadığı, protokolde yer kapma yarışına girdiği, makam araçları ve lüks temsil harcamalarıyla kendi kişisel nüfuz alanlarını genişlettiği kapalı devrelere dönüşmüştür. İşletmelere gerçek anlamda faydası olan, esnafın veya tüccarın derdine derman olan tek bir faaliyet gösterilemezken, alınan aidatlarla belli kesimlere rant ve çıkar ilişkileri üzerinden konfor alanları inşa edilmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve Kamuoyuna Çağrı: Çözüm "Gönüllü Üyelik"
Bir hizmetin veya kurumun değeri, zorunlulukla değil, rekabetle ve sunduğu faydayla ölçülür. Madem ki Ticaret Odaları şirketlere "fayda" sağladığını iddia etmektedir, o halde bu kurumların zorunlu üyeliğine derhal son verilmelidir.
5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili maddeleri acilen revize edilmeli; ticaret odalarına kayıt ve aidat ödeme "zorunluluğu" kaldırılarak, "gönüllülük" esasına geçilmelidir.
Gönüllü üyelik sistemine geçildiğinde:
Gerçekten üyelerine uluslararası bağlantılar sunan, projeler üreten, sektörün sorunlarını çözen odalar ayakta kalacak ve şirketler bu hizmetlerin karşılığında aidatlarını seve seve ödeyecektir.
Sadece aidat toplayıp makam işgal eden, yönetime gelenlerin ego tatmin ettiği işlevsiz yapılar ise tasfiye olacaktır.
Devlet, ticaretin üzerindeki bu anlamsız, bürokratik ve mali yükü kaldırarak, şirketlerin bu fonları kendi Ar-Ge ve istihdam bütçelerinde kullanmasının önünü açacaktır.
Kredi kartı aidatlarına karşı bile tüketicinin korunduğu, iptal davalarının açılabildiği bir hukuk sisteminde, Türkiye'nin üreten, istihdam sağlayan ve vergi veren şirketlerinin arkaik bir kuruma "ölünceye kadar aidat" ödemeye mahkum edilmesi kabul edilemez.
Bizler üretiyoruz, bizler vergi veriyoruz ve bizler bu analog prangaları reddediyoruz. Tüm tüccarları, sanayicileri ve yüce Meclis'i bu anlamsız zorunluluğa son vermeye, çağa uygun, adil ve rasyonel bir ticari ekosistem kurmaya davet ediyoruz.

Kampanya Güncellemeleri
Bu kampanyayı paylaş
Kampanya 29 Haziran 2026 tarihinde başlatıldı