Gazeteci Aziz Oruç'a Özgürlük!

0 kişi imzaladı. Hedefimiz 1.000.


Aziz Oruç, 1984 Diyarbakır doğumlu 2 çocuk babası bir gazetecidir. 7 yıldır Türkiye ve Kürdistan’ın birçok kentinde gazetecilik yaptı. Yazdığı haberler ile birlikte tutuklu bulunan gazeteci arkadaşları için yaptığı açıklamalarla çokça gündeme geldi. Oruç, Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde 11 Aralık tarihinde operasyon ile gözaltına alındı. 

Türkiye’de gazeteci olduğu bilinmesine, gazetecilik faaliyetlerinden kaynaklı hakkında açılan soruşturmalar olmasına rağmen Türkiye İçişleri Bakanlığı ve iktidar medyası tarafından yapılan "İran sınırında terörist yakalandı" açıklamaları ve haberleri ile hedef gösterildi. Oruç, 7 gündür Ağrı Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutuluyor. İşkence görmüş olmasına rağmen götürüldüğü hastanede doktorlar tarafından tedavi edilmemiş, ailesi ile henüz görüştürülmeyerek gözaltı süresi 18 Aralık Çarşamba gününe kadar uzatılmıştır. 

Oruç, yaşadıklarını avukatı aracılığıyla kamuoyu ile paylaştı. İran-Ermenistan ve Türkiye’de maruz kaldığı işkenceyi ve Uluslararası Mülteci Hakları Sözleşmesinin ihlalini şu şekilde anlattı. “Ermenistan polisi, sınır kapısında pasaportumun sahte olduğunu ileri sürerek beni orada gözaltına aldı. Beni birkaç saat bir odaya kapattılar. Çokça tehdit edilip, fiziki şiddet uyguladılar. Ben gazeteci olduğumu, Türkiye’de hapis cezam olduğu için Avrupa’ya geçiş yapmak istediğimi söyledim. Orada, beni bir odada tutanlardan Ermenistan’a sığınma talebimi ilettim. Ancak tüm taleplerim tehditle birlikte geri çevrildi. Beni kelepçeleyip ‘Seni İran’a teslim edeceğiz, orada seni idam etsinler’ diye tehdit ettiler. Ardından beni İran’a göndererek, oradaki istihbarata teslim ettiler. İran istihbaratı beni teslim alıp gözaltına aldı. 2 gün gözaltı süresinden sonra beni mahkemeye çıkardılar. Bir milyon 800 bin İran tümeni para cezası vererek sınır dışı etme kararı aldılar. Bir gece tel örgülerle çevrili Türkiye-İran sınırına bıraktılar. Benim tel örgüleri aşıp Türkiye’ye kaçak bir şekilde girmemi istediler. Tüm itirazlarıma rağmen beni zorla tellerden Türkiye sınırına attılar. Defalarca beni attıkları Türkiye topraklarından tekrar İran’a geçip, resmi yollardan tekrar Türkiye’ye giriş yapmak istesem de buna izin vermediler. Orada sınır tellerinden geçerken yaralandım. Burada ölüme terk edildim. Ardından Doğubayazıt’a geldim. İran ve Ermenistan benim uluslararası sığınma hakkımı kabul etmeyerek suç işlediler. Bu iki ülkenin uyguladığı bütün politikalar uluslararası hukuka aykırıdır. Bunun için uluslararası mahkemelere başvuracağız”.

Bugünün koşulları ile Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde toplamda 130 gazeteciden 110'u Türkiye’de tutuklu bulunmakta. Tutuklamalar, gözaltılar, adli kontrol hükümlülükleri ve yurt dışı yasakları ile Türkiye; aydınlar, akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler için adeta bir açık cezaevi haline gelmiştir. 110 gazeteci tutuklanarak cezaevlerine konulurken onlarca gazeteci dünyanın farklı yerlerine sürgüne gitmiş ve onlarcası da Türkiye’den çıkmak için insan kaçakçılarının yolunu tutmuş durumda. Her bireyin sığınma talebi hakkının Uluslararası Mülteci Sözleşmesi tarafından güvence altına alındığını hatırlatarak Ermenistan ve İran’ın bu sözleşmeyi çiğnediğini ve insanlık suçu işlediğini belirtmek istiyoruz. 

Bu metinde imzası bulunan biz gazetecilerin kayda değer bir bölümü çalıştığı ülkelerde özgürlükleri kısıtlandı. Yazdıklarımızdan kaynaklı yargılandık, işkence gördük ve cezaevlerine hapsedildik. Bir çoğumuz da yaşadığımız ülkelerde can güvenliğimiz olmadığından kaynaklı ülkelerimizden ayrılmak zorunda kaldık. Çoğumuz farklı ülkelere iltica etmek zorunda kaldık. Yaşanan hukuksuzluğa ve insanlık suçlarına sessiz kaldıkça işkenceler, gözaltılar, tutuklamalar, baskılar ve sürgünler artıyor.

Bu yüzden biz gazeteciler olarak bu insanlığa karşı işlenen uluslararası hak ihlallerini kınıyor ve bu olayın takipçisi olacağımızı belirterek; Meslektaşımız Oruç’un yaşadığı hukuksuz sürecin derhal sonlandırılmasını, serbest bırakılmasını ve daha fazla gazetecinin böylesi bir sürece maruz kalmaması için tüm gazetecilik ve gazetecilere destek veren kurumları, sendikaları, BM İnsan Hakları Konseyini, AB Parlamentosu ve tüm insan hakları kurumlarını bu olayın takipçisi olmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz.