

Bugün imzacı sayısı 1100'ü aştı. Aynı zamanda bugün Veysi Dündar açlık grevleri üzerine bir yazı yazmış bulunuyor Veysi Dündar'ın yazısını aşagıya aktarıyoruz.
Lütfen imza verelim. Arkadaşlarımızla kampanyayı paylaşalım. İmzacıları çoğaltalım ve kendimiz çoğalalım. http://chng.it/fMKkb2jywt
"Süresiz ve Dönüşümsüz" Açlık Grevlerine Son Verelim
Bir Şiir Daha Fazla Okumak İçin…
"Terk etmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni
1968’de kitap olana kadar, ellerde çoğaltıla çoğaltıla memleketin hapishanelerini dolaşan Ahmed Arif şiirlerinin içinde en birincisi bu dizelerdir. Arif’in ulaşılmaz aşkı için çok da anlam ifade etmemiş olsa da bu dizelerle yüreği titremeyen devrimci azdır.
Ahmed Arif 1991’de bu dünyadan göçtüğünde 64 yaşındaydı. Bir devrimci için uzun, bir aile babası için kısa hayatının özeti yazdığı şiirlerdir. Bir çok güzel dizenin şairinin bu satırlarla aşkı ve mücadeleyi, umudu ve yaşama tutunmayı birlikte resmettiği söylenmelidir.
Ahmed Arif bir taraftan mücadelesini yüceltirken, diğer taraftan bu mücadelenin bir üst perdesine insani bir değeri koymuştur.
Aşkın çaresizlik içinde çare, acı içinde umut, yalnızlık içinde uzanan bir el olduğu, Türkçe’de bundan iyi anlatılmamıştır.
Bugün Ahmed Arif’e ve bu dizelerine her şeyden çok ihtiyacımız var. İnsanların bedenleri pahasına bir şeyleri anlatma dertleri yazık ki kritik eşiği aştı.
Buna dair bir grup aydın açlık grevlerini sona erdirmek aiçin acil çağrıda bulundu; ben de çağrıya iştirak ediyorum.
Ne bir partim, ne bir kurumum var.
Kanaat önderi de sayılmam.
Sadece Ahmed Arif’in dizelerinde kast ettiği aşkın az da olsa sırrına vakıf olduğunu sananlardanım.
Ahmed Arif 23 yaşında düştüğü mahpusta acemi korkularını belli ki bir sevdanın hayali ile avutmuş. Şiir ona dil olmuş. Onu terk etmeyen bir sevdaya sığınmış. Ne açlık, ne susuzluk, ne karanlık, ne demir kelepçe onu sevgiden alıkoymuş.
Tütünün yokluğu uykusuz gecelere karışırken bir sevgiye sığınmak belki de aklına mukayyet olmasına vesile olmuş şairin.
Ömrünün hapisten ari geçen kalan 30 küsur yılında bu sevgi şiirinin öznesi Leyla Hanım’dan umduğu karşılığı göremese de ona bu ölümsüz dizeleri kaleme alma ilhamı veren kadına hiç kırgın olmasa gerek.
“Tarih her zaman gücü temerküz edenlerin elinden yazılır.”
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin daha kuruluşundan 3 yıl önce 23 Nisan 1920’de teessüs ettiği ilk meclisin kuruluş yıldönümünün sene-i devriyesindeyiz.
Aynı zamanda bir grup insanın ülkenin geçerli yasa ve kurallarına aykırı eylemleri sebebiyle çekmeleri gereken cezaları için bulundukları cezaevlerinde yaşamlarını tehdit eden açlık grevleri ile kendilerini ifade etmeye çalıştıkları günlerdeyiz.
12 Eylül askeri darbesinin sona erdirdiği 80 öncesi çatışma ortamına nazire yaparcasına ülke coğrafyasında kemikleşen çatışma haline, katkılarını unutmamak gerekiyor.
Askeri darbenin ceberutluğu ile kendine gelişme alanı bulan çatışma ortamının bitmeyen kısır döngüsünün günümüze bir mirası da kendini yok ederek seslerini duyurmaya çalışan bu insanlar oldu.
12 Eylül’ün anayasası ile capcanlı durduğu günümüzde bedeni ile derdini anlatmaya çalışanların seslerini duyurma şanslarının olmadığını çağrı olmasa da tahmin etmek güç değil.
Daha önce Leyla Güven için yazdığım yazıda da anımsattığım üzere, en gelişmiş demokrasi olan İngiltere’nin bile zamanında göster(e)mediği toleransı aradan geçen onlarca yılın insanlığın teknik alanda tekamülüne rağmen bugünün Türkiye’sinin siyaset elitinden beklemek naiflik olacaktır.
Bu toprakların 1876’da kurduğu ilk meclisten bu yana içeride dışarıda giderek savunmacı bir ruh haline girerek daha az çoğulculuğa razı gelmek zorunda kaldığını söylemekle mükellefiz.
Daha az çoğulculuğun ülkenin çok kültürlü yapısına vurduğu darbelerin demokrasi dışı hiçbir mücadeleyi meşru kılmadığını da biliyoruz.
Aynı bakış açısıyla demokratik meşruiyetin geçerli yasalara göre suç işleyenlerin de cezalarını çekerken görmeleri gereken muamelenin bir standarda tabi tutulmasını zorunlu kıldığını unutmamak da şarttır.
Meşruiyet zemininin sorgulandığı ikircimli günlerde ise belki en akılcı olan şiire sığınmaktır. Ahmed Arif’in dizeleri yol gösterici olmalıdır:
İyi çocuklara, kahramanlara.
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Derdinin Anlatmanın yolu
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar…
Hasretinden prangalar eskittim
diyebilmektir.
Açlık grevinde kendini tüketen herkese şu sözle seslenmek gerektir:
Üşüyorum, kapama gözlerini…
Açlık grevleri ile kendilerini tüketen insanların okuyacakları daha çok şair ve yazılmamış çok şiir vardır…
En güzel şiir yazılmamış olandır.
“Açlık grevleri bitirilmeli.”
İnsanlar bedenlerine eziyet etmeden düşünce ve sözleri ile kendilerinden sonraki nesle mesuliyetlerini ifa etmelidir."
http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2019/04/23/bir-siir-daha-fazla-okumak-icin/