

Hüzünle, muazzam başarılarla, türlü macerayla, tercih edilmiş ve edilmemiş yalnızlıkla ama hep mücadeleyle geçen seksen sene...
Bugün Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın dünyadan, çok sevdiği Heybeliada'daki çok sevdiği ve türlü emekle, tam tabirle "kaleminin hakkıyla" yuva yaptığı kıymetli emanetinden bedenen ayrılışının yıl dönümü. Aradan yetmiş sekiz yıl geçmiş olsa da hissediyorum ki başka bir âlemde Hüseyin Rahmi Gürpınar hâlâ yuvasında, bahçesinde zarif adımlarla geziyor, Heybeliada'yı bisikletiyle turluyor, kedilerini besliyor, eserlerini yazıyor, ona gelen eleştirileri cesur ve kıvrak kalemiyle püskürtüyor.
Bunca senenin vefasızına, vefasızlığına, talihsizliğine inat; değerli emaneti artık hak ettiği değeri görsün istiyorum. Evin başta çıkarcı kişi ve gruplardan olmak üzere, doğa koşullarından, talandan, yok olmaktan, farklı şekilde kullanılmaktan tamamen korunması ve halka ait bir müze olarak sanat, edebiyat, kitapla hayat bulmasını ısrarla, inatla talep ediyor ve dile getiriyorum!
Hüseyin Rahmi Gürpınar bunu hak ediyor! Buradan yetkililere ve hatta gözü evde olan herkese sesleniyorum: "Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi Kültür Bakanlığı bünyesinde, müze statüsünde, tamamen halka ait, capcanlı bir müze olarak açılmalı ve bu şekilde yaşamalıdır. Yetmiş sekiz senedir olması gerektiği gibi!"
Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın saygıdeğer ruhu şâd olsun. Onu saygı, sevgi, hayranlık ve bağlılıkla anıyorum. İmzanız ve paylaşımınızla kampanyaya siz de destek olun, olması gerekeni hep birlikte başaralım!