
https://www.change.org/p/gssiptaledilsin - İMZA KAMPANYASINA KATILIYORUZ: İşsiz, çalışan, işçi, sgk. mağduru çalışan ve emekli kişileriz. Türkiye Cumhuriyeti anayasasının, hükmüne göre devlet, buna gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlerin, ayrımsız ve tüm yurttaşları çatısı altına alacak, sosyal güvenlik teşkilatını kurma ve onun devamlılığını sağlama zorunluluğu vardır. Bu ve maddenin yanı sıra, anayasanın başka birçok maddesinde, yurttaşların sosyal güvenlik ve sağlık hakkına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Bütün bu ve düzenlemelerin getirdiği yükümlülüklere ve anayasanın sosyal devlet niteliğine rağmen, 2012 yılı; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, ilgili sosyal devletin temel görevlerinden olan ve parasız verilmesi gereken, sağlık hizmeti için, yurttaşların cepten ödeme yapılmaları zorunluluğu getirildi. Bu; ilgili zorunluluk ile, sağlık hizmetinin, sosyal devlet tarafından herkese, eşit, parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olarak sunulması; adlı ilkesi terk edilmiş ve sosyal güvenlik etkisizleştirilmiştir. İmza ile itiraz vardır! SAĞLIK HAKTIR SATILAMAZ! Sağlıkta alınan muayene ücretlerinin, katkı katılım paylarının ve ilave ücretlerin kaldırılması için, başlattığımız imza kampanyamız devam ediyor. Sağlıkta reform diye topluma yutturulan, sağlıkta dönüşüm programının yürürlüğe girmesiyle birlikte, sağlığı bozulduğu için herhangi bir sağlık kurumuna başvurmak zorunda kalan her yurttaş, adımını kurumun kapısından içeri attığı andan itibaren, cepten para ödemektedir. Bu nedenle, Türkiye’de emeğiyle yaşayan sabit ve dar gelirli yurttaş için sağlık hizmeti, ulaşılması imkansız lüks tüketim haline gelmiş bulunmaktadır. Bütün bu uygulamalar anayasanın sosyal devlet ilkesine aykırıdır. Zira Türkiye Cumhuriyeti anayasasının, “Cumhuriyetin Nitelikleri” başlıklı 2. maddesi, “Türkiye Cumhuriyetinin başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğunu belirtmektedir. Bu maddenin yanı sıra, anayasanın başka birçok maddesinde, yurttaşların sosyal güvenlik ve sağlık hakkını teminat altına alan düzenlemeler bulunmaktadır. Bütün bu düzenlemelerin getirdiği yükümlülükler gereğince devletin, yurttaşlarının sağlıklı yaşamaları ve bozulan sağlıklarına yeniden kavuşmaları için, gerekli tedavi hizmetlerini karşılıksız vermesi gerekir. Bu özelliğinden dolayı, devletin ticari kaygılardan uzak, ayrımsız tüm yurttaşlarının, eşit, parasız, nitelikli sağlık hizmeti almaları ve bu hizmete en kısa yoldan ulaşabilmeleri için gerekli teşkilatı kurması gerekir. İnsanların mutlaka ihtiyaç duyacakları ve almaktan imtina etmeyecekleri, sağlık alanına yatırım yapmayı hedefleyen, yerli ve yabancı sermaye örgütleri, 1980’li yıllardan başlayarak, özel sağlık sistemine geçişin önünde engel gördükleri kamu sağlık sisteminin tasfiyesi için yoğun çalışmalar yaptılar. Sermayenin finans kuruluşları Dünya Bankası ile IMF raporlar hazırlayarak, sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin aleyhinde propaganda yürüttüler. Buda yetmedi, uluslararası finans kuruluşları sağlıkta dönüşüm programını, kredi vermenin önkoşulu olarak hükümetlerin önüne koydular. Böylece sosyal devletin görevi olan ve bütçeden finanse edilmesi gereken sağlık sisteminin tasfiyesine zemin hazırlandı. AKP’nin 2002 yılında iktidar olmasıyla birlikte hızlandırılan “sağlıkta dönüşüm” programının yürürlüğe girdiği tarihten bu yana sağlık hizmetinin sunumunda ve finansmanında önemli değişiklikler gerçekleşti. Eskiden tamamı sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanan tedavi ve muayene masraflarının bir kısmının vatandaşın yaptığı ödemelerle karşılandığı karma bir model getirildi. Randevu almak için ALO 182 randevu telefonunun aranmasıyla, vatandaşın cebinden çıkmaya başlayan para, hastane kapısından içeriye girdikten sonra devam ediyor. Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi katılım payı, ayakta tedavide sağlanan ilaçlar ve reçeteler için katılım payı, on gün içinde aynı hastalık için yeniden başvurularda ilave ücret, tıbbi malzemede katılım payı, yardımcı üreme yöntemi katılım payı, istisnai sağlık hizmetlerinde ilave ücret, otelcilik hizmetlerinde ilave ücret, özel sağlık kurumlarında %200 fark, öğretim üyesi muayene ve tedavi farkı gibi adlar altında cepten ödemeler yapılmaktadır. Özel hastanelerde, devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde, aile hekimliklerinde yapılan tedavinin faturası eczanelerde tahsil ediliyor, emeklilerin ise aylıklarından kesiliyor. Eskiden halka en yakın sağlık kurumu olan ve yurttaşlara ücretsiz hizmet veren, Sağlık Ocaklarının kaldırılması ile yerine Aile Hekimliği sistemi getirildi. Kuşkusuz bu dönüşümde vatandaşın cebini ve sağlığını ilgilendiren en kritik değişiklik hastadan katılım payı ve otelcilik hizmeti dışında ilave ücret alınmasının önünü açan, istisnai Sağlık Hizmetleri’nde gerçekleşti. İstisnai sağlık hizmeti kapsamında tanımlı işlemlerin sayısı arttırıldı. Daha önce 12 kalem olan istisnai sağlık hizmeti sayısı 29 kaleme çıkarıldı. Bu uygulama ile Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli veya protokol imzalamış sağlık kuruluşlarına, kamu-özel farkı gözetmeksizin, her bir işlem için kurumun belirlediği bedelin 3 katına kadar ücret alınmasının yolu açıldı. Böylece sağlık kurumları, hastalardan 100 lira ile 7.500 lira arasında ve şu an daha değişen rakamlarla ilave ücret alabilmektedirler. Kısacası bu yıkım programı ile sağlık bir hak olmaktan çıkarıldı. Sağlığın maliyeti eskisine göre katlandı. Bu artışlar nedeniyle hem devlet harcamaları hem de cepten harcamalar hızla arttı. Sağlığın piyasadan satın alınır meta haline getirilmesi en çok, sağlıkları bozulmuş olan emeklileri vurmaktadır. Bu nedenle bu güne kadar müteakip defalar yaptığımız eylem ve etkinliklerle hükümeti bu uygulamalardan vazgeçmeye çağırdık. Ancak hükümet, her alanda olduğu gibi bu alanda da sermayenin çıkarlarının bekçiliğini yapmaya devam ediyor. Sağlıkta alınmakta olan katkı/katılım, paraları ile ilave ücretlerin alınmaması ve sağlık hakkının sosyal devlet tarafından herkese parasız, eşit verilmesi talebiyle, Türkiye çapında, Çalışma, Aile ve Sağlık Bakanına hitaben bir imza kampanyası başlatmış bulunuyoruz. İmza kampanyasında toplanan imzalar yapılacak basın açıklamalarıyla ulaştırılmak üzere teslim edilecektir. Başta işsizler, çalışanlar ve emekliler olmak üzere, tüm yurttaşları yürütülmekte olan kampanyamıza imzalarıyla destek vermeye çağırıyoruz. Basına ve kamuoyuna duyurulur. İMZA KAMPANYASI METNİ: SAYIN : T.C. SAĞLIK BAKANI - Sayın Bakan; Türkiye Cumhuriyeti anayasasının, “Cumhuriyetin Nitelikleri” başlıklı 2. maddesi, “Türkiye Cumhuriyetinin başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğunu belirtmektedir. Anayasanın bu hükmüne göre devlet tüm bu nitelikleri hayata geçirmek için, gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlerin, ayrımsız tüm yurttaşları çatısı altına alacak, sosyal güvenlik teşkilatını kurma ve onun devamlılığını sağlama zorunluluğu vardır. Bu maddenin yanı sıra, anayasanın başka birçok maddesinde, yurttaşların sosyal güvenlik ve sağlık hakkına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Bütün bu düzenlemelerin getirdiği yükümlülüklere ve anayasanın sosyal devlet niteliğine rağmen, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, sosyal devletin temel görevlerinden olan ve parasız verilmesi gereken, sağlık hizmeti için, yurttaşların cepten ödeme yapılmaları zorunluluğu getirildi. Bu zorunlulukla, sağlık hizmetinin, sosyal devlet tarafından herkese, eşit, parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olarak sunulması ilkesi terk edilmiş ve sosyal güvenlik etkisizleştirilmiştir. Biz aşağıda imzası bulunanlar, anayasanın temel niteliklerinden olan, sosyal devlet niteliğinin eksiksiz olarak, hayata geçirilmesini ve tüm yurttaşlara, devlet tarafından ücretsiz sağlık hizmeti verilmesi için düzenlemeler yapılmasını talep ediyoruz! - İMZA ATALIM: https://www.change.org/p/gssiptaledilsin