Başarı

Musul'da rehin alınan 49 kişi hakkında sorumluluğu/ihmali olanlar hakkında soruşturma açılsın. Sorumlular yargılansın... Rehinelerin bir an önce sağ salim yurda dönüşleri sağlansın...

Bu kampanya 30.729 destekçi ile değişim yarattı!


Bekliyoruz... Neyi beklediğimizi ve daha ne kadar bekleyeceğimizi bilmeden bekliyoruz. 

Ne söyleyeyim sana... Beklemek, dünyanın en kötü işkencesiymiş. Gözünü tavana dikip, kulakların telefonun sesinde, saatler, günler boyu beklemek... 

19. gündür kardeşim ve ailesi rehin...

Yeni yaşının ilk günlerini esaret içerisinde yaşayan bir bebek... Çocuğunun başına bir şey gelmesinden korkan bir anne... Ailesini ayakta tutmaya çalışan bir baba... Ve dut yemiş bülbül kesilen bir devlet...

7 aylık ve 11 aylık iki tane bebek var orada. 19 gündür tek ses gelmiyor… Devlet; kendi personeline "teslim olun" der, ve sonrasında 19 gün boyunca personelini ve ailesini arayıp sormazsa...

Ne anlatayım?

Ayın 27’sindeki rehine yakınları ile yapılan toplantıda Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru'nun rehine sayısını bilmediğini mi?

Ne kadar güvenlik mensubu olduğunu Özel Harekat Dairesi Şube Müdürü'nden öğrendiğini mi?

İnsanların, "Sakın medyaya konuşmayın, yoksa yakınlarınızın başı belaya girer" diye tehdit edildiğini mi?

3 gün önce bir bebeğin hastalandığını, doktor gönderildiğini ama bakan yardımcısının hasta bebeğin kimliğini öğrenemediğini mi?

Rehin alınmadan on gün önce gitmişlerdi. Kız kardeşim Nermin, eşi Hakan ve yeğenim Kuzey Deniz...

Kuzey Deniz, Haziran'ın 26'sında 1 yaşına girdi. İlk yaşına ‘rehine’ olarak girdi.

Henüz bir yaşında bir çocuk... Hep gülüyordu, doğar doğmaz gülmeye başlamıştı. Ben ‘Deniz’ koydum adını;  babası ‘Kuzey’... Ve Deniz diye çağırdılar... Deniz gibi büyüsün diye... Deniz gibi güldü 11 ay boyunca bana...

……………………………………………………………..

Adı: Kuzey Deniz Yıldız... Haziran'ın 11'inden bu yana IŞİD'in elinde rehin...

Babası Türkiye’de kargoda çalışıyor, kardeşim ise işinden ayrılmış evde çocuğuna bakıyordu. Evleri kira, baba 1.200 TL alıyor... 450 TL kiraya gidiyor...

Borç harç var; malum kamçımız olmadan yaşamaya alışık değiliz. Musul Başkonsolosu bizim damadın akrabası. Öztürk YILMAZ. Damadın halasının oğlu oluyor. Aklına sokmuş bir kere.  Sana 1900 dolar maaş diyor, eşin de gelirse 1200 dolar da ona...

Başvuruyorlar; çocuğa gelecek lazım...

Güvenlik soruşturması falan... ‘Soruşturma’ iznimizin olmadığı ‘güvenliğimizi’ sorguluyor birileri. Güvenlikteymişiz! Oysa yeni gelmişiz daha çocuk taziyelerinden...

Pasaport işlemleri başlıyor apar topar. Her şey yolunda... 1 Haziran itibariyle göreve başlamaları lazımdı, gittiler...

Çok söyledim ‘gitmeyin’ diye. "Abi, öyle diyorsun da herkes bedava akıl dağıtılır da kimse bedava bakmaz insana..." dedi kız kardeşim. Sustum...

En son 10 Haziran'da görüştüm kendisiyle. Konsolosluk kuşatılmış. "Dönün abim," dedim."

“Bakanlıktan haber bekliyoruz..." dedi.

Sonra akşam vakti bir daha aradım.

"Ortalık yatıştı abim; siz merak etmeyin, iyiyiz biz..." dedi titrek sesiyle.

Saat, 11.00 sularında ablası aramış, yarım kalmış konuşmaları. Almışlar götürmüşler...

Kuzey Deniz, uysal bir çocuktur, hep güler; yüzüne bakarken sen de gülersin ister istemez. Ama uyumaz; neden uyumaz bilmem, sabaha kadar asker eder adamı.

Cuma günü aradı; "Telefonlarımızı topladılar abi” dedi... “Seni gizli arıyorum. Çok konuşamayacağım... Biz iyiyiz, annemlere söylersin..."

O gün bu gündür ne bakanlığı kaldı, ne konsolosluğu, ne de kriz merkezleri...

Prompterdan okurcasına, önünde yazılanları okuyan insanlarla muhatap oldum hep. 

"Sağlık durumları hakkında olumsuz bir şey yok, devletimiz teyakkuz halinde, en üst düzeyde girişimler devam ediyor... Bekleyin... Bakanlığımız açıklamaları dışında hiç bir bilgiye itibar etmeyin..."

İtibar?

İtimat?

11 aylık bir çocuk; süt bekler, mama bekler, altını ıslatmıştır, bez bekler, annesi ve babası ile bir meçhulde.

Kimsenin bu çocuğun hayata gülücükler saçmasını engellemeye hakkı yok.

11 aylık bir çocuk; itibarını kaybetmiş bir hükümetin, itimat uyandırmayan söylemlerine bakıyor...

YARDIM EDİN...

27 Haziran 2014…

Bir gün öncesinden rehine yakınları ile görüşme yapılacağı, bakanlık tarafından rehine yakınlarına bildirilmiş… Herkes, “acaba bir şey mi var?” endişesi ile sabahları dar etmiş… 15 gündür ses soluk yok çünkü…

http://www.mfa.gov.tr/irak-kriz-masasi-basin-aciklamasi-18.tr.mfa’dan gelecek haberlere endekslenmişiz. Medya susmuş, insanlar; “Ekmeleddin, diye isim mi olur yahu?”yu tartışıyor…

Ben güneşin ilk ışıklarına kadar yıldız saymaktan mustarip… Okulda izin dilekçesi dolduruyorum… Beynimde bin bir soru…

…..

Dışişleri Bakanlığı’ndayım… Girişte yönlendiriyorlar… Önce telefon ve fotoğraf makinaları toplanıyor… Bakanlık girişindeki polis “Başımız ağrır abi, sessize alın ya da kapatın, emanete alalım” diyor…

Çaresiz kabul ediyorsun…

--------

Toplantı B Blokta…

Önce ses düzeni ayarlanıyor; ama Naci KORU masada  (kürsüde) konuşmak istemiyor… Acılarımızı paylaşacakmış… Bizlere yakın olmak istiyormuş…

Görevliler, koltukları hazırlıyorlar… Amirleri, koltuğun birine oturup, içine gömülüyor… Koltuk rahat olmalı…

İçerdekiler onların bu “rahatlık” sevdasına içerlemiş… “Bizim çocuklarımız orada rahat değilken, biz burada diken üzerinde oturuyorken, bunlar rahat koltuk derdinde…” diyorlar birbirlerine…

Her birinin gözünde birikmiş damlalar var…. Düştü düşecek gibi duruyorlar…. Kirpikler şemsiye olmasa koca koca insanlar salya sümük ağlayacaklar… Acizlik, çaresizlik kötü.. 

Ailelerle konuşuyorum… Arayanı soranı var mı diye…

Özel Harekâttaki rehine yakınları şanslı… Hepsinin arayanı var. Özel Harekât Daire Başkanı bile günde üç defa hatırını soruyormuş ailelerin…

7 aylık Ela bebeğin dedesi de orada… “Ben çocuğumu devlete emanet ettim, devletten isterim…” diyor… Ama korkuyor; belli ki ona da demişler medyaya açıklama yapmayın diye…

--------

Gençten bir çocuk… 3 Temmuz’da abisinin düğünü varmış, davetiyeleri bastıramıyorum, diyor… Abimden haber verin…

Bir başkası… 10 gün olmuş kızının doğum yapalı… Damadı telefonla zor zahmet aramış, eşim doğum yaptı mı diye?

-----

Herkes bir şeyler anlatıyor… Duymuyorum… Kulaklarım tıkalı… Duyduklarım daha da sıkıştırıyor kalbimi…

Naci Koru konuşuyor… Süreci anlatıyor… Duyduğunuz şeyler… Maliki desteğini çekmiş. Süreç çok hızlı gelişmiş. Öztürk Yılmaz, tahliye teklifini güvenlik tehdidi dolayısıyla reddetmiş… Tüm belgeler yakılmış. Her türlü tedbir alınmış… Konsolosluk binası kale gibiymiş… Kendi de Ortadoğu ve Arap coğrafyasında görev yapmış… Bu gibi yerlerde görev yapmanın her zaman bir riski bulunurmuş… IŞİD’le doğrudan ya da dolaylı olarak hiç bir ilişkimiz yokmuş… Falan filan…

------

Aileler söz alıyor…

-Tırlardan bahsediyorlar…

-Oradaki tutsaklar devletin namusu değil midir diye soruyorlar…

-Ne zamana kadar bekleyeceğiz diyorlar…

Ve korkutan, yüreğimi acıtan sözler geliyor…

-Ölü ya da diri getirin çocuğumu, diyor birisi… Oğlum, devletin çiğnenmiş namusundan önemli değil…

------

Naci Koru konuşuyor:

-Bizden herhangi bir talepleri yok… Dolayısıyla “rehin” diyemeyiz… Tutsak da değiller… Ortada savaş falan yok…  “Alıkonulan vatandaşlarımız” diyelim…

-Biz her şeye vakıfız. Nerede kalıyorlar ne yiyorlar, ne içiyorlar, durumları nasıl biliyoruz… Mesela bebeklerden biri hastalandı, doktor gönderdik…

Dayanamayıp soruyorum… Benimle birlikte Ela bebeğin yakınları da atlıyor oradan…

-Hangisi?

-Bilmiyorum, diyor…

Bilmiyor, iki bebekten hasta olan bebeği bilmeyen devlet, “Balkanlardan Orta Asya’ya kadar olan her yerde sözüm ona kuş uçsa; nereye uçacağını, ne zaman uçacağını biliyor ama “iki bebekten hangisinin hastalandığını –gönderdiği doktordan aldığı rapora, bebeklerden birinin kız birinin erkek olmasına rağmen- bilmiyor….

Kaç tane özel güvenlikçi olduğunu bilmiyor.,

Kimle muhatap olmaları gerektiğini bilmiyor…

Kaç tane rehine var, ne iş yaparlar, kim ne zaman işe başladı, bilmiyor…

Ama konuşuyor….

Sıkışınca “Ben buraya sıkıntılarınız paylaşmaya geldim, karşımızda devlet yok ki oturup görüşelim” “Siz operasyon mu istiyorsunuz” diyor…

Korkuyorum… 

Bir koyun bile emanet etmeyeceğim devlet, üç canımın emanetçisi…

Vurup kapıyı çıkıyorum benim gibi ciğeri yanmış bir aileyle birlikte…

Akşam yolda arıyorlar:

-Hocam, inan ki çok üzgünüz… En kısa zamanda….Elimizden geldiği kadar… 

Ellerime bakıyorum…

Ellerim küçük…

Ellerim yağmurun elleri…



Bugün Muammer imzanı bekliyor!

Muammer TAŞDELEN bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «Dışişleri Bakanlığına: Musul'da rehin alınan 49 kişi hakkında sorumluluğu/ihmali olanlar hakkında soruşturma açılsın. Sorumlular yargılansın... Rehinelerin bir an önce sağ salim yurda dönüşleri sağlansın...». Muammer ve imza atan diğer 30.728 kişiye katıl.