Arakanda akan müslüman kanı durdurulmalıdır.

0 kişi imzaladı. Hedefimiz 1.000.


Arakan, Ne Arayan Ne Soran

 

Arakan ismi çok da aşina olduğumuz bir isim değil… Gözden de gönülden de uzak bir İslam diyarı… Adeta ümmetin ötekileri ya da ötelenenleri…

Tarihte 1434-1734 yılları arasında 300 yıl İslam krallığı olarak hüküm süren Arakanlı Müslümanlar, bugün askeri cunta ile yönetilen Myanmar devletinin baskıcı politikaları ile sistematik olarak yok edilmeye çalışmaktadırlar… Ülkede 5 milyonluk nüfusun yarısı dünyanın değişik ülkelerine göç etmiş durumda…

Myanmar’da Arakanlı Müslümanlara uygulanan zulümleri şu cümlelerle özetleyebiliriz: Myanmar’da bir Müslüman evlenmeyi veya çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa mutlaka devletten izin almak zorunda… Askeri yönetim Müslüman nüfusun artışını engellemek için evlilik başvurularını genelde reddediyor. Bu nedenle birçok genç, başka ülkelere gitmeye çalışıyor… Myanmar’da bir Müslüman bir yerden başka bir yere gitmek istiyorsa veya evine bir misafir gelecekse bu durumu askeri cuntaya bildirmek zorundadır. Şayet izinsiz bir seyahatte bulunursa cezası 6 ay hapistir… Müslüman çocuklar sadece ilkokul eğitimi alma hakkına sahipler, lise veya üniversite okumak istiyorlarsa din değiştirip Budist olmaları istenmektedir… Ezan yasak… Kur’an öğrenmek, öğretmek yasak… Sakal bırakmak yasak… Tecavüz, talan, toprak gaspı, camii yıkımı, her türlü hak ihlali dur durak bilmiyor… Ardı arkası gelmeyen yasaklardan bunalan Arakanlı Müslümanlar, can havliyle kendilerini Bangladeş`e atmaktadırlar… Bangladeş`te onları bekleyen farklı bir trajedi bulunuyor… Bir korku tünelinden çıkan bu mazlumlar yeni bir meçhule sürükleniyorlar.

Naf Nehri… Bangladeş-Myanmar sınırını belirleyen, mültecilerin geçiş noktası… Ölümle özgürlüğün kesiştiği bu nehir, her yıl onlarca Arakanlının hayatını kaybetmesine neden oluyor…

Myanmar hükümeti mültecilerin asilerle işbirliği içinde olduğunu iddia ediyor. Bangladeş yönetimi ise kamplarda İslamcı militanların varlığını öne sürerek, buraları tehdit kapsamında değerlendiriyor… Son yıllarda yardım kuruluşlarının bu kamplara girmelerine müsaade edilmiyor.

Kamplardaki mültecilerin kendi sorunlarını çözmek, hak arayışlarını sürdürmek için örgütlenmelerine izin verilmemektedir. Bu şartlarda uluslararası kamuoyuna ne seslerini duyuracak bir kanal… Ne de kendilerini temsil edecek bir kurum veya kişi bulunuyor… Daha önce Bosna, Filistin, Afgan mülteci kamplarını gören biri olarak söylüyorum… Arakan mülteci kampları hiç birine benzemiyor… Hani, beterin beteri derler ya, işte öyle bir durum… Sefaletin her türlüsü yürek sızlatıyor…

Leda, Noyapara, Kutubalang mülteci kampları… BM`ye kayıtlı olanlar kısmen insani yaşam standartlarına sahip… Kayıtlı olmayanlar (unregisted) sözün bittiği, insanlığın tükendiği sınır… Kayıtsız Kutubalang kampına yasak da olsa girmeyi göze alıyoruz… Dar bir alana hapsedilmiş 15 bin insan… Yüzde 65’i çocuk… İnsanlar adeta istiflenmiş… Yiyecekleri ağaç yaprakları ve otlar… İçecekleri yağmur suyu… Barınakları ağaç dallarından derme çatma yaptıkları 5metrekarelik küçücük kulübeler… Muson yağmurları ile ıslanan, çamur zeminde uyutulan bebeler… O ıslak kulübelerde yağmurdan korunmak için 5 metrelik bir naylonun ne büyük servet olduğunu insan burada anlıyor… Ama o kadarı bile yok!

Burada yoksulluk, açlık, fakirlik, havaic-i asliye, nisab… tarifleri değişiyor… Hiç bir şey kitaplarda okuduğumuz gibi değil… Tanımlar, anlamlar, kalıplar, kriterler, çerçeveler, standartlar uymuyor…

Bu insanların adı yok!

Muhacir mi? Mülteci mi? Misafir mi? Mahkûm mu? Mukim mi? Göçmen mi? Esir mi? Yolcu mu? Kimse bilmiyor…

Allah`ın arzında ne oldukları belli değil!

Statüleri yok… Tabiiyetleri yok… Toprakları yok… Kimlikleri yok… Ne yurtları ne yuvaları, sadece ortada kalmış yavruları var… Ve parçalanmış binlerce aile…

Sanki gökyüzü ile yeryüzü daralmış, araya sıkışıp kalmışlar…

Rehberimiz bizi sıkı sıkı tembihlemişti:

“Sakın kamp içinde yardım etmeye kalkışmayın, oluşacak izdihamdan can kaybı olursa vicdan azabından kurtulamazsınız.”

Zaten bu uyarı her şeyi anlamamıza yetmişti…

Düşünüyorum, şu dünyada yırtıcı hayvanların bile barınakları, inleri varken, bunların o da yok…

Mekke`deki ilk Müslümanların kapısını çalacakları bir Habeşistan vardı… Bir Yesrib vardı… Bugün Arakanlılara tüm kapılar kapalı…

Peki, bunların suçu neydi?

“Rabbimiz Allah`tır” demekten başka bu insanlar ne yaptılar?

Sanıyorum kamplardaki insani dramın boyutlarını anlamak için annelerin bize emanet ettiği cümleler gerçeği anlamamıza yeterli olacaktır:

“Bizi bütün acılarımızdan kurtaracak olan ölümü bekliyoruz.”

“Bu dünyada kimsenin umurunda değiliz. Evimiz yok, geleceğimiz yok, hayallerimiz yok…”

“Timsahla yılan arasında sıkıştık kaldık.”

Evet, bu cümlelerle döndük…

Arakanlı mahrum annelerin, mazlum çocukların bakışları altında ruhen ezik, kalben buruk geldik…

Filistinli kız çocuğu “Utanın!” diye haykırmıştı, Arakanlı çocuğun ses verecek mecali bile yok!

Peki, bize düşen nedir?

Evet, utanmak ama önce uyanmak…



Bugün Atanur ÇELİK imzanı bekliyor!

Atanur ÇELİK bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği: Arakanda akan müslüman kanı durdurulmalıdır.». Atanur ÇELİK ve imza atan diğer 961 kişiye katıl.