Confirmed victory
622,328
Supporters

Bundan üç yıl önce, Türk futbolunun kalbine bir hançer saplandı.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve yöneticilerine yönelik şike iddialarına ilişkin bir operasyon başlatıldı.  

Soruşturma ve kovuşturma sürecinde temel hukuk prensiplerine aykırı tutum sergilendi.

Bu yetmezmiş gibi özel hayatın gizliliği ve masumiyet karinesi ihlal edildi ve daha ilk günden kamu algısında Fenerbahçe yöneticileri haksız yere, -yargılaması dahi başlamadan- suçlu ilan edildi.

Üzerinden iki buçuk yıl geçmesine rağmen sarı-lacivertliler aynı kararlıkla hak arama mücadelesine devam ederken, bu mücadele artık tüm kesimlerin kabullendiği ve sahip çıktığı bir çığlığa dönüştü.


Bugün, güncel gelişmeler ışığında "Özel Yetkili Mahkemeler tarafından görülen davaların yeniden yargılama kapsamına girebileceği" gündeme geldi ve hatta iktidar tarafından da bu mahkemelerin meşruiyeti tartışmaya açıldı.


Sözde Şike davasında olduğu gibi diğer davalarda da birçok hukuksuzluğa imza atan Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılmasına rağmen verdikleri kararların hala uygulamada olması sizce de yanlış değil mi?

Fenerbahçe Spor Kulübü; yüzbinlerin yürüyüşünde yüksek sesle haykıran binlerce kadın, çocuk, genç, yaşlı herkesin vicdanında aklandı.

Şimdi, talebimiz bir ayrıcalık beklemeksizin, tek bir gün daha kaybetmeksizin Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve yöneticilerinin adilce ve yeniden yargılanması.

Bu hukuki mücadele, hangi takımdan olursa olsun, hangi fikri savunursa savunsun artık halkın mücadelesi!

Yani şimdi 'Türkiye için Adalet,Fenerbahçe için adalet' zamanı.

Yarın çok geç olmadan… Hemen…
Sen de bir imzayla, Ülken için, Fenerbahçe Spor Kulübü için ADALETE FENER YAK!

---------------------------------------------------------------------------------------------

 

Three years ago, a dagger pierced the heart of Turkish football.

An operation was unleashed against the President and management of Fenerbahçe Sports Club on allegation of match-fixing, and a position going against basic legal principles was exhibited in the inquiry and subsequent proceedings.

As if this wasn’t enough, the right of privacy and the principle of the presumption of innocence were violated, and from the very first day the senior management of Fenerbahçe was unjustly pronounced guilty to the public, even before trial proceedings had started.

Despite the fact that two-and-a-half years have elapsed, the yellow-and-blues continue to pursue their right to legal remedy with the same determination while the struggle has as the same time become a cause which all segments of society have taken on and have turned into a call for justice.

Today, the possibility that “the lawsuits heard in the Specially Authorized Courts may be reassessed at a retrial” has become an item on the agenda in the light of recent events and even the ruling government has brought the legitimacy of these courts up for discussion.

Just as they did in the lawsuit on alleged match-fixing, the Specially Authorized Courts have also issued many unlawful ruling in other lawsuits. Despite these courts now having been closed, do you think it is wrong that the decisions of these courts should still be in force?

Fenerbahçe Sports Club has been declared innocent in the conscience of the public by the women and children, the young and old who all screamed out their support for the club as they marched in their hundreds of thousands in protests.

At this point in time, we demand a fair retrial for both the President of Fenerbahçe Sports Club, Aziz Yıldırım, and the club’s management without prejudice and without a single day’s delay.

This legal battle is now the battle of the people, no matter which sports club they belong to, no matter what views they defend!

In short, now is the time for “Justice for Turkey, Justice for Fenerbahçe.”

Not tomorrow, but today, before it’s too late… Right now…

LIGHT THE LANTERN FOR JUSTICE!

by signing your name.

For football, for freedoms, for Fenerbahçe Sports Club.

Letter to
Cumhurbaşkanlığı Sayın Abdullah Gül
TBMM Başkanlığı Sayın Cemil ÇİÇEK
T.C. Başbakanlık Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN
and 15 others
T.C. Adalet Bakanlığı Sayın Bekir BOZDAĞ
T.C. Adalet Bakanı Sayın Bekir BOZDAĞ
CHP Genel Başkanlığı Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU
MHP Genel Başkanlığı Sayın Devlet BAHÇELİ
AKP Meclis Grup Başkanvekili Sayın Nurettin CANİKLİ
AKP Meclis Grup Başkanvekili Sayın Mustafa ELİTAŞ
CHP Meclis Grup Başkanvekili Sayın Mehmet Akif HAMZAÇEBİ
CHP Meclis Grup Başkanvekili Sayın Engin ALTAY
CHP Meclis Grup Başkanvekili Sayın Muharrem İNCE
BDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin DEMİRTAŞ
T.C. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim KILIÇ
T.C. Yargıtay Başkanlığı T.C. Yargıtay Başkanlığı
T.C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı T.C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
1907 Celal Karademir
Türkiye Barolar Birliği Türkiye Barolar Birliği (Türkiye Barolar Birliği)
Fenerbahçe camiası, 3 Temmuz 2011 sözde şike operasyonu ile başlayan süreç içerisinde oldukça zor ve karanlık günlerin içerisinden geçmiş ve halen geçmektedir.

Sürecin en başından itibaren, yapılan hukuksuzlukların en belirgin olanları arasında

- Operasyon kapsamında göz altına alınanlar hakkında basın yoluyla yürütülen ve kişilik haklarını zedeleyici, masumiyet karinesini hiçe sayan medya manipülasyonları,

- Dosya üzerinde gizlilik kararı olmasına rağmen sanıkların avukatlarının dahi erişemediği dosya içeriklerinin basına sızdırılması,

- Dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından resmi internet sitesinden yapılan resmi basın açıklaması ile kişilerin suçluluğu yönünde beyanlarda bulunulması

gibi, ancak koordineli olacak şekilde yapıldığı izlenimi uyandıran ve netice itibarıyla henüz savunmaları dahi alınmamış insanların peşinen mahkum edilmesine yönelik pek çok girişimi ve adımı, ifade etmeye çalıştığımız hukuksuzlukların en önemli ayakları olarak bir kez daha
vurgulamamız lazım gelir.

Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sabahından itibaren içerisine sürüldüğü bu hal, bugün itibarıyla yargının adalet dağıtamadığı ve etki altında bulunduğu algısı şeklinde toplumun tüm kesimlerine hakim olmuştur. Bu, hakkın yerini bulmaması manasına, mülkün temelsiz kalması anlamına gelmektedir.

Sözünü ettiğimiz noktaya gelmemizin en önemli nedenlerinden birisi, Özel Yetkili Mahkemelerle varlığını koruyan çift başlı ceza yargılaması sistemidir. Türkiye'de 1973'ten itibaren sıkıyönetim mahkemeleri ile başlayan 41 yıllık "olağanüstü yargılama" dönemi, 30 Haziran 2004'te kurulan özel Yetkili Mahkemeleri (ÖYM) ile sürdürülmüştür.

Bugün itibarıyla, modern bir hukuk devletine layık olmayan, "olağanüstü yargılama" dönemine ait bu mahkemelerin kaldırılmasına şahit olmaktayız. Meclis tarafından yasalaştırılan son Demokratikleşme Paketi'nin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasıyla birlikte bu
mahkemeler resmen ve tamamen kaldırılmıştır.

Öte yandan, sözünü ettiğimiz Demokratikleşme Paketindeki değişiklikler sadece ÖYM'lerin kaldırılmasıyla da sınırlı kalmamıştır, bu önemli adımın yanı sıra Terörle Mücadele Kanunu'nda (TMK), Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) ve dahi Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) da sanık lehine çok mühim değişiklikler yapılmıştır.

Demokratikleşme Paketi'nin Meclis'ten geçmesi ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasıyla birlikte; katalog suçlarda düzenlemeye gidilerek örgüt suçlarında iletişimin dinlenmesinin kaldırılması, dinlemenin ancak şahsa ait telefonlar üzerinden yapılabilmesinin şart kılınması ve dinleme işleminin sınırlı süreli olması gibi bir çok yeni hüküm getirilmiştir. Bu yenilikler, var olan soruşturmalar için sanıklar lehinde önemli hukuki korumalar sağlamaktadır.

Sözünü ettiğimiz adımlar yerinde ve doğrudur, ancak bu haliyle Fenerbahçe camiasının maruz bırakıldığı mağduriyeti giderecek nitelikte değildir.

Adil yargılanma kaidesi gereği, bu yeni düzenlemeler nasıl bugün soruşturması devam eden şüpheliler için uygulanıyorsa, anayasal eşitlik ilkesi gereği aynı şekilde 3 Temmuz Davası mağdurları hakkında da uygulanmalıdır.

Sözde şike davası mağdurlarına adil yargılanma hakkı tanınması geldiğimiz noktada artık bir hukuki mecburiyettir, çünkü:

- Anayasamızın 36. maddesine göre herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Son tartışmalarla ortaya çıkmıştır ki, ÖYM'lerde görülmüş kimi hassas davalar bakımından adil yargılanma hakkı gözetilmemiştir.

- Ayrıca, Anayasamızın 37. maddesi kanuni hakim güvencesini düzenleme altına almıştır. Bir kimseyi kanunen tabî olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.

Öncelikle, hiçbir şekilde ÖYM'lerin görev alanına girmeyen şike iddialarının bu mahkemelerde ele alınmasında özel bir ısrar söz konusu olmuş, bu konuda sanık avukatlarının haklı itirazları göz ardı edilmiştir.

Bunun yanı sıra, son günlerde Özel Yetkili Mahkemeler ile ilgili resmi makamlar tarafından ifade edilen görüşler, gündeme taşınan tartışmalar bu mahkemeler hakkında bir olağanüstülük olduğu izlenimi uyandırmaktadır.

- Yine, Anayasamızın 38. maddesi uyarınca, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez denilmektedir.

Anayasanın bu açık hükmüne rağmen, 3 Temmuz süreci mağdurları hakkındaki dinleme kararları kanuna aykırı şekilde alınmış, bu kimseler kanunsuz dinlemeler üzerinden mahkum edilmişlerdir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. Maddesi "Adil Yargılama Hakkı" başlığını taşımaktadır. Söz konusu maddeye uyarınca herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun
yargılanma hakki vardır. 3 Temmuz süreci mağdurları bu temel haktan mahrum bırakılmıştır, bu haksızlığa göz yummak, kayıtsız kalmak söz konusu olamaz.

Yukarıdaki ifade etmeye çalıştığımız ve Türkiye'nin geldiği nokta itibarıyla artık ülkenin en üst noktalarında yer alan yetkililer tarafından da vurgulanan durumun neticesi aslında şudur:

- Eğer ki Özel Yetkili Mahkemelerin kararlarının ve işlemlerinin üzerinde
çeşitli nedenlerle soru işaretleri oluşmuşsa,

- Eğer ki bu mahkemelerin kararlarını verirken hukuki davranmamış
olmaları ihtimalinden söz ediliyorsa ve
- Eğer ki bu yanlışların düzeltilmesi, bir daha tekrarlanmaması
için "demokratikleşme paketleri" içerisinde yasal düzenlemelere gidiliyorsa,

işte o takdirde bu mahkemeler tarafından yargılanıp cezalandırılmış kişilerinde adil bir yargılamaya tabi tutulmayı talep etmeleri de en doğal ve masum hakları olmaktadır.

Ülke olarak içerisine girmiş olduğumuz krizden çıkışın yolu, yurttaşın üstün menfaatine olacak şekilde, hukuk devleti ve demokrasiden yana ilkesel tavır almaktır. Alınacak bu tavrın ayaklarından birisi, mutlak ama mutlak surette sözde şike davası ile oluşturulan mağduriyetin giderilmesidir.

Önerimiz, suçsuz olduğunu haykıran 3 Temmuz süreci mağdurlarını rencide edecek bir af veya şartlı salıverme değildir. Önerimiz, doğrunun yanlıştan, haklının haksızdan ayrılmasını sağlarken, yargıya
güveni de yeniden tesis etmeye yöneliktir.

Halen daha imkan varken, adil yargılanma hakkının tanınmasını adalet adına, aydınlık bir Türkiye adına sizlerden talep ederim.