
Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya’nın bugünkü yazısına göre; iktidar ve muhalefet, infaz yasası değişikliği konusunda uzlaştı. Buna göre daha önce 2/3 olan koşullu salıverme süresi 1/2 olacak. Ayrıca 1/5 olarak güncellenmesi planlanan denetimli serbestlik süresi 1 Mart 2020’den önce işlenen suçlar için bir defaya mahsus olmak üzere 3 yıl olarak belirlenecek. MHP’nin önerisiyle uyuşturucu suçlarının da indirim kapsamına alındığı kaydediliyor. Yine terör örgütü yöneticisi olmamak kaydıyla 60 yaş üstü ve bakıma muhtaç olan hükümlüler aldıkları ceza ne olursa olsun, cezalarını evde geçirebilecek. Ayrıca hamileler ve belli yaşların üzerinde olanlar için cezanın büyük kısmının evde geçirilmesini düzenleyen değişiklikler yer alıyor.
Haberde çıkan düzenlemedeki özellikle yaşlı ve hamilelere getirilen kolaylıkları olumlu karşılıyoruz. Paket bu halde yasalaşırsa ilk etapta tahliye olacak kişilerin salgın tehdidinden bir miktar uzaklaşacak olmasından dolayı da mutluluğumuzu dile getiririz. Ancak indirim kapsamında olan suçlardan hükümlü ve tutuklu olan kişilerin tamamı için bile ivedi bir tahliye imkanı görünmüyor. Paketin salgın nedeniyle öne çekildiği göz önüne alındığında herkese eşit yaklaşılması gerektiği ve paketteki bazı düzenlemelerin çelişki oluşturduğu görülüyor.
Yine aynı yazıya göre bazı suçların da kapsam dışı bırakılması planlanıyor. Kapsam dışı bırakılması planlanan suçlar şöyle: “Terör suçları, örgütlü terör suçları, kasten adam öldürme, cinsel istismar, kadına ve çocuğa şiddet, soykırım suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, insan üzerinde deney suçu, organ ve doku ticareti, reşit olmayana cinsel istismar, çocukların cinsel istismarı suçu, devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs, TCK'nın 76'ncı maddesinde düzenlenen (Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet veya köleleştirme, kişi hürriyetinden yoksun kılma, bilimsel deneylere tabi kılma, zorla hamile bırakma, zorla fuhşa sevk etme) suçların tamamı her türlü eziyet, işkence, Atatürk aleyhine işlenen suçlar ve Orman Kanunu'na aykırı suçlar...”
Bu suçların neden kapsam dışı kalacağıyla ilgili bir bilgi yer almazken, bizim tahminimiz siyaset makamının bu meseleyi AYM’ye havale etmek istediği ve kendisi bir karar vermek istemediği yönünde. Öte yandan yukarıda bahsedilen suçların toplumsal infiale sebep olduğu ve bu sebeple kapsam dışı bırakıldığı da düşünülebilir. Siyaset makamının amacı buysa, ortada derin ve açıklanamaz bir çelişki bulunmaktadır. Zira bu pakete göre yine toplumda infiale sebep olan suçlardan, (terör örgütü olmayan) silahlı örgüt kapsamındaki suçlar, sarkıntılık seviyesindeki cinsel taciz, uyuşturucu suçları, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu gibi suçların tamamı indirim dahilinde. Öte yandan düşünce suçu mahiyetinde olan Atatürk aleyhine işlenen suçlar kapsam dışı.
Bir örnekle anlatmak gerekirse; 18 yaşında PKK, DHKP-C, FETÖ gibi örgütler tarafından kandırılıp hiçbir eyleme karışmadan pişman olup kendi isteğiyle örgütten ayrılan biri (hukuki değil ama halk içindeki algısıyla bir çocuk) indirimden yararlanamazken, silahlı örgüte üye olup okulların önünde uyuşturucu satan; uyuşturucu ticareti, yağma, hırsızlık, tehdit gibi suçları işleyen biri indirimden yararlanacak.
Siyaset makamının düştüğü çelişki su ki, salgından dolayı tekrar gündeme gelen ceza indirimi tartışılırken suçun ağırlığına ve alınan cezalara bakılmaması gerekir. Eğer ki buna bakılacaksa da bir önceki paragrafta izah ettiğimiz çelişkiye düşülmemesi gerekir. Paketin amacının öncelikle (herkes için eşit seviyede kutsal olan) yaşama hakkının korunması olması gerektiği ortadadır. Geçmişte işlenen suçların düzenlemeyle bir ilgisi olmaması gerekir.
AYM’nin geçmiş kararlarına bakıldığında paketin kapsamını genişletileceği ortadadır. Dolayısıyla en nihayetinde bütün suçlar için düzenleme sağlanacaktır. Ancak içinde bulunduğumuz salgın ortamında bu kararın ne zaman verildiğinin hayati sonuçları bulunmaktadır. Düşünün ki, meclis binasıyla ilgili alınan tedbir kararlarının bir hafta geç uygulanmasına kim razı olurdu? Ya da cezaevinde olmayan biri şu anda uygulamakta olduğu hijyen tedbirlerini bir hafta dahi olsa ötelemeye razı gelir miydi? Yaşama hakkı cezaevinde olanlar için de eşit seviyede kutsaldır ve eşit şekilde korunmalıdır.
Daha önceden de belirttiğimiz gibi ülkemizde 1984’ten beri fiilen, 2004’ten beri de hukuken ÖLÜM CEZASI uygulanmamaktadır. Kapsayıcı ve eşitlikçi olmayan, herkese ivedi olarak tahliye imkanı sağlamayacak olan bir düzenleme; kapsam dışı bırakılan suçlardan tutuklu ve hükümlü olan kişiler için ÖLÜM CEZASI demektir. Kanun koyucunun böyle bir çelişkiye düşmemesi gerekir.
Dolayısıyla paketin kapsamının genişletilerek bütün tutuklu ve hükümlüler için (gerekirse ev hapsi, elektronik kelepçe gibi ilave tedbirlerle) ivedi tahliye imkanı sağlayacak bir hale getirilmesi gerekir. Bunun içinde sadece kapsam dışı suçların kapsama dahil edilmesi yetmez. İndirim oranlarında ve tutuksuz yargılanma konusunda da bir revizyon gerekir. Zira bu haliyle de kapsama dahil olan suçlardan hüküm giyenlerin önemli bir kısmı tahliye olamayacak. İçinde bulunduğumuz karmaşa ortamında böyle bir toplumsal barışa tüm ülke olarak ihtiyacımız var.
Öte yandan paketin tam anlamıyla netleşmediği ve yazıda çıktığından farklı bir şekle bürünmesi ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu düşünüyoruz. Eğer ki paketin bu haliyle çıkmasına kesin olarak karar verilmiş olsaydı, açıklama bir yetkili tarafından yapılırdı, hatta gecikmeden meclise sunulurdu. Bunun yerine tüm ülkenin merakla beklediği bir konuda en net bilgiyi bir gazetecinin vermesi, siyaset makamının kamuoyunu yoklamak amacında olduğunu gösteriyor. Kamuoyunu yoklama amacı ve ihtiyacı, özellikle de kapsam dışı olacağı konuşulan suçlarla ilgili kesin bir karar verilmediğini gösteriyor.
Daha önceden de belirttiğimiz gibi bu aşamada bizlere çok büyük görev düşüyor. Haklı ve meşru olan talebimizi her platformda ve yoğun bir şekilde gündeme getirmeliyiz. Bu aşamada talebimizi yoğun bir şekilde dile getirmezsek, siyaset makamı paketin bu şekilde yasalaşmasının halk tarafından onaylandığı algısına kapılacaktır.
UNUTMAYIN Kİ, DEMOKRASİLERDE EN ÖNEMLİ MAKAM VATANDAŞLIKTIR. DOLAYISIYLA KARAR VERİCİLER KADAR SİZE DE BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR.
Dün yayınladığımız güncellemede başka hangi platformlarda kampanya yapılması gerektiğini detaylarıyla izah etmiştik. (Bu konuda daha önce yayınladığımız güncellemeye bazı eklemeler yapıldı.) Dünkü güncellememize bakmayı unutmayın.
Dünkü güncellemememizin linki:
https://www.change.org/p/adalet-bakanlığı-korona-salginindan-dolayi-tüm-tutuklu-ve-hükümlüler-tedbiren-saliverilsin/u/26039833