

ADALET ARAMANIN BEDELİ: 180.000 LİRA! Doğayı savunmanın faturası vatandaşa kesilmemeli.


ADALET ARAMANIN BEDELİ: 180.000 LİRA! Doğayı savunmanın faturası vatandaşa kesilmemeli.
Kampanya metni
2024 yılında İzmir Bayraklı’da çıkan büyük orman yangını sebebiyle, 90 hektarı zarar görmüş toplam 375 hektarlık bir alan Cumhurbaşkanı Kararı ile orman sınırları dışına çıkarıldı. Oysa Anayasa, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilmesini emrediyor. Bu anayasa ihlaline karşı vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları dava açtı. Ancak mahkeme, adil bir karar verilebilmesi için gerekli olan keşif ve bilirkişi incelemesi için dava açanlardan, 180.000 TL yatırılmasını istedi. Bu dava, doğaya sahip çıkan herkes adına yürütülen bir mücadele.
Üstelik bu olay ne ilktir ne de son olacaktır. Tüm bu tip davalarda vatandaşlar, dernekler ve vakıflar benzer ekonomik yüklerle karşılaşmaktadır. Halbuki adalet, bedeli ağır bir ayrıcalık değil; herkesin hakkıdır. Bu durum adil yargılanma hakkını zedeleyen sistemik bir sorunun ifadesidir.
Anayasa’nın 56. maddesi çevreyi korumayı bir yurttaş ödevi sayar. Ancak yurttaşlar bu görevlerini yerine getirmek istediklerinde karşılarına yüksek yargılama giderleri çıkar. Oysa iklim krizine karşı en büyük gücümüz; suyu, havayı ve tüm yaşam alanlarını korumaktır. Bu alanları kaybetmek, yalnızca doğayı değil, geleceğimizi de kaybetmektir. Bu nedenle çevre davalarında adalete erişim, sadece hukuki değil, ortak yaşam hakkımızın temelidir.
Ne söylüyoruz?
Kamu yararı için açılan davalarda talep edilen keşif ve bilirkişi ücretleri, adalete erişimin önünde bir duvar haline gelmesin! Ekonomik krizin derinleştiği bir ülkede, bu tür maliyetler, çevre hakkı mücadelesini fiilen imkânsız kılmasın.
Örneğin, çocukken gittiğiniz, çocuğunuzu götürdüğünüz orman, denize girdiğiniz sahil yapılaşmaya açılıyor veya bu alanlara maden ruhsatı veriliyor. Bu alanın hem kendi yaşam hakkınız hem de tüm kamunun yararına korunması gerektiğini düşünüyorsunuz, peki ne yapacaksınız? Ekosistemin yok olmasına göz yummak istemiyorsunuz ama hukuki süreci yürütecek ekonomik güce sahip değilsiniz… İşte bu ücretlerin öngörülemezliği ve yüksekliği vatandaşın yurttaşlık görevinin, anayasal hakkının önünde engeldir.
Keşif ücretleri, devletin sorumluluğunda olmalı; kamu yararını korumak isteyenler cezalandırılmamalıdır. Devletin görevi teşvik etmektir, caydırmak değil.
Yargılama masrafları vatandaşın değil, kamu kaynaklarının sorumluluğunda olmalıdır.
Kamu yararına açılan doğa, kültür ve çevre davalarında keşif ve bilirkişi ücretleri Devlet tarafından karşılanmalıdır.
Çevre davalarında adalete erişim hakkı engellenmemeli, adalet herkes için ulaşılabilir olmalıdır.
Doğayı savunmak suç değil, görevdir.
10.312
Kampanya metni
2024 yılında İzmir Bayraklı’da çıkan büyük orman yangını sebebiyle, 90 hektarı zarar görmüş toplam 375 hektarlık bir alan Cumhurbaşkanı Kararı ile orman sınırları dışına çıkarıldı. Oysa Anayasa, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilmesini emrediyor. Bu anayasa ihlaline karşı vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları dava açtı. Ancak mahkeme, adil bir karar verilebilmesi için gerekli olan keşif ve bilirkişi incelemesi için dava açanlardan, 180.000 TL yatırılmasını istedi. Bu dava, doğaya sahip çıkan herkes adına yürütülen bir mücadele.
Üstelik bu olay ne ilktir ne de son olacaktır. Tüm bu tip davalarda vatandaşlar, dernekler ve vakıflar benzer ekonomik yüklerle karşılaşmaktadır. Halbuki adalet, bedeli ağır bir ayrıcalık değil; herkesin hakkıdır. Bu durum adil yargılanma hakkını zedeleyen sistemik bir sorunun ifadesidir.
Anayasa’nın 56. maddesi çevreyi korumayı bir yurttaş ödevi sayar. Ancak yurttaşlar bu görevlerini yerine getirmek istediklerinde karşılarına yüksek yargılama giderleri çıkar. Oysa iklim krizine karşı en büyük gücümüz; suyu, havayı ve tüm yaşam alanlarını korumaktır. Bu alanları kaybetmek, yalnızca doğayı değil, geleceğimizi de kaybetmektir. Bu nedenle çevre davalarında adalete erişim, sadece hukuki değil, ortak yaşam hakkımızın temelidir.
Ne söylüyoruz?
Kamu yararı için açılan davalarda talep edilen keşif ve bilirkişi ücretleri, adalete erişimin önünde bir duvar haline gelmesin! Ekonomik krizin derinleştiği bir ülkede, bu tür maliyetler, çevre hakkı mücadelesini fiilen imkânsız kılmasın.
Örneğin, çocukken gittiğiniz, çocuğunuzu götürdüğünüz orman, denize girdiğiniz sahil yapılaşmaya açılıyor veya bu alanlara maden ruhsatı veriliyor. Bu alanın hem kendi yaşam hakkınız hem de tüm kamunun yararına korunması gerektiğini düşünüyorsunuz, peki ne yapacaksınız? Ekosistemin yok olmasına göz yummak istemiyorsunuz ama hukuki süreci yürütecek ekonomik güce sahip değilsiniz… İşte bu ücretlerin öngörülemezliği ve yüksekliği vatandaşın yurttaşlık görevinin, anayasal hakkının önünde engeldir.
Keşif ücretleri, devletin sorumluluğunda olmalı; kamu yararını korumak isteyenler cezalandırılmamalıdır. Devletin görevi teşvik etmektir, caydırmak değil.
Yargılama masrafları vatandaşın değil, kamu kaynaklarının sorumluluğunda olmalıdır.
Kamu yararına açılan doğa, kültür ve çevre davalarında keşif ve bilirkişi ücretleri Devlet tarafından karşılanmalıdır.
Çevre davalarında adalete erişim hakkı engellenmemeli, adalet herkes için ulaşılabilir olmalıdır.
Doğayı savunmak suç değil, görevdir.
10.312
İmzacılar Ne Diyor?
Kampanya Güncellemeleri
Bu kampanyayı paylaş
Kampanya 7 Mayıs 2025 tarihinde başlatıldı