Doğrulanmış başarı

ABDULLAH DEMİRBAŞ ve DİĞER HASTA TUTSAKLARIN tutuklu kalmaları, yaşam hakkı ihlalidir. O ve tüm HASTA TUKSAKLAR serbest bırakılsın. #freedemirbas #HastaTutsaklaraÖzgürlük

Bu kampanya 12.081 destekçi ile değişim yarattı!


Babası tutuklu ve hayati riski olan biri olarak sesleniyorum. Babam şu an hasta ve cezaevinde tutuklu bulunuyor. Tutukluluğunun devam etmesi yaşam hakkına yapılmış bir saldırıdır, bile bile ölüme terk etmektir. Ailesi olarak endişeliyiz ve bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.

Devlet özgürlüklerini ve tüm haklarını ellerine alarak beton duvarlar, demir parmaklıklar ardına hapsettiği tutsakların yaşamından sorumludur. Fakat devlet, 130 binden fazla hasta tutsağı (içinde birçok ağır hastanın da olduğu tutsakları) katletme politikası ve cezaevlerindeki tecrit zulmüyle insanları göz göre göre ölüme terk etmektedir.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinin Eski Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, terörün finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet ve yasa dışı örgüt üyesi olmak suçundan 05.08.2015 tarihinde gözaltına alınmış, 08.08.2015 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/1791 soruşturma no’lu dosyası kapsamında tutuklama istemiyle sorgusunun yapılması için Diyarbakır 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmiş ve 2015/245 sorgu nolu kararıyla hakkında tutuklama kararı verilmiştir.

Kendisinde 2002 yılında atak gösteren hewrediter derin ven trombozutrombozu (kalıtımsal kan pıhtılaşması) hastalığı mevcuttur. Derin ven trombozu çoğu kez bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşmasıdır. Oluşan pıhtının bacak toplar damarlarını tıkanması sonucu bacakta şişlik, ağrı ve yürüyememe şikayeti oluşurken, pıhtının bulunduğu yerden kopup akciğere gitmesi ile akciğer embolisi olarak isimlendirilen nefes darlığı, öksürük ve göğüs ağrısı ile karakterize olan ve bazen ölümcül olabilen bir durum gelişebilir.

24.12.2009 tarihinde KCK davasından tutuklandı ancak cezaevinin koşullarından dolayı durumu kötüye gitti ve 55 gün hastanede tedavi gördü. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin 05.04.2010 tarihli hayati tehlikesi olduğunu belirten rapora binaen uzun uğraşlar ve girişimler sonucu babam serbest bırakıldı. Doktorlar, bacaklarında ortaya çıkan yüksek kan pıhtılaşması nedeniyle  hayati tehlikesinin bulunduğunu teşhis ettiler.

İstanbul Üniversitesi Tıp Hastanesinden alınan Adli Tıp Raporunda "kişinin mevcut hastalıkları dikkate alındığında cezaevi koşullarının kişide trombus riskini artıracak özelliklere sahip olması nedeniyle; hastalık açısından yüksek risk faktörü taşıdığı, dolayısıyla cezaevi koşullarında uzun süre yaşamasının ve hastalığının klinik takip ve tedavisinin gerçekleştirilmesinin tıbben mümkün bulunmadığı kanaatimizi bildirir rapordur." denilmektedir.

Orantılılık ilkesi ve diğer ilkeler gereğince hasta olan ve hastalığı çok ciddi olan birinin tutuklanması yaşam hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Yaşam hakkı, tüm temel hak ve özgürlükler bakımından en olmazsa olmaz koşuldur. Bu nedenle yaşam hakkının öncelikle korunması, kollanması ve göz önünde bulundurulması gerekir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında sağlık sorunları nedeniyle tahliyesine izin verilmelidir. Ölüm cezasının dahi hükümlünün hasta olması halinde infaz edilemeyeceği ve ancak hükümlünün tedavisi ve sağlığına kavuşması halinde infaz edilebileceği hangi suçtan hükümlü olursa olsun kişinin tedavi görme hakkının engellenemeyeceği düşünüldüğünde, tedavi amacıyla serbest kalması gerekmektedir. Tutuklu kalması anayasanın ve hukukun tüm prensiplerinin amacına aykırılık oluşturur.

I am reaching out to you as someone whose father is imprisoned and under risk of death. My father is ill and is currently in jail. We feel that he is basically being condemned to die in jail and that his continued incarceration is an invasion of his right to life. As his family, we are most worried and demand that he be released.

The state should be responsible for the lives of those it has incarcerated, the individuals whose basic rights and liberties have been denied behind cement walls and prison bars. Yet the state is leaving more than 130-thousand sick inmates to die through the politics of violence and massacre, as well as the pain of isolation in the prison system.

Abdullah Demirbaş, the former mayor of the Sur district of the Diyarbakır province in Turkey, was apprehended on August 5, 2015, accused of violating the law against the financing of terrorist activity, and of being a member of an illegal organization. His case was reported under file #2015/1791 by Diyarbakır Head Prosecutor’s Office, forwarded to Diyarbakır 3rd Court Magistrate, and subsequently followed by the latter Court’s decision to incarcerate him under 2015/245.

As diagnosed in 2002, Demirbaş suffers from a hereditary blood coagulation disease known as deep vein thrombosis, a medical condition that leads to blood clots, especially in the legs. Such clots most often lead to swelling of the legs, leg pain and major discomfort while walking. In more serious cases where a particular clot breaks out of its original location and actually reaches the lungs, the patient can suffer from what is called a pulmonary embolism, a much more serious condition that includes not only shortness of breath, coughing fits and chest pain, but one that could possibly lead to death.

Demirbaş was previously apprehended on December 24, 2009 and was later released due to his worsening medical condition, following 55 days of hospitalization while in jail. His release was secured through the report issued by Dicle University’s Medical School Hospital, following the painstaking work of that center’s medical staff. The doctors concluded that my father’s condition was one of life and death, due to the serious amount of clotting in his legs.

Under the current circumstances, the Istanbul University Hospital’s medical report states that since the conditions of his incarceration, coupled with his prior illnesses, carry a high risk factor for deep vein thrombosis, it would be impossible to conduct a safe and thorough follow-through of his medical condition while he is in jail.

Under the principles of proportionality, it is an outright violation of one’s right to life if the incarcerated individual suffers from a serious medical condition. The right to life comes first and foremost among all rights and liberties and should be protected, guarded and given utmost consideration. And that is why we believe Abdullah Demirbaş should be released from jail due to his medical condition. It is important to note that even in cases of the death penalty, and regardless of the nature of the crime committed, that penalty can only be performed only after the incarcerated and sick individual has received the necessary medical care/attention, a right he/she in fact has. Keeping Demirbaş behind bars constitutes a violation of the Constitution, as well as the principles of universally accepted legal norms. 

 #freedemirbas #HastaTutsaklaraÖzgürlük



Bugün berfin ezgi imzanı bekliyor!

berfin ezgi demirbas bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «Abdullah Demirbaş ve diğer hasta tutuklular serbest bırakılsın #freedemirbas #HastaTutsaklaraÖzgürlük». berfin ezgi ve imza atan diğer 12.080 kişiye katıl.