Kampanya Kapatıldı

AŞILARIN ZORUNLU OLMASINI İSTEMIYORUZ!

Bu kampanya 4.068 destekçiye ulaştı


Zira bir çocuğun velisinin muvafakatı olmadan ve herhangi bir tıbbi zorunluluk bulunmadan çocuğa herhangi bir tıbbi tedavi uygulanmasının Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 5/1-d maddesinde; "Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz." ve aynı yönetmeliğin 22/1 maddesinde; "Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."

Aile ve sosyal Politikalar İl Müdürlüğü sağlıği gayet yerinde olan bebeklerin zorla sağlıklarını bozmaya çalışmak yerine sokaklarda, kafelerde, okullarda; sigara, alkol ve uyuşturucu kullanan, bu alışkanlık veya bağımlılıkları nedeniyle hakaret, tehdit, kasten yaralama, mala zarar verme, hırsızlık, yağma, cinsel taciz, cinsel saldırı vb. suçlara bulaşmış olan sokak çocuklarının tedavisi ve yeniden topluma kazandırılması ile ilgilenmelidir. ...

NEDEN AŞI YAPTIRMADIĞIMIZA İLİŞKİN TIBBİ GEREKÇELERİMİZ

1-) Birçok çocuk hekimi, nörolog, psikiyatri uzman ve ebeveynler tarafından, bazı bilimsel ip uçlarına dayanarak son yıllarda ülkemizde yaygın bir şekilde görülmekte olan otizmdeki artıştan bazı aşılarda bulunan timerosal (civa) ve alüminyon gibi metallerin sorumlu olduğu ileri sürülmektedir. Aynı çevreler otizmdeki bu artışta ağır metal içermemesine rağmen kızamık-kızamıkçık-kaba kulak aşısının (MMR aşısı, üç canlı virüs içerir) da payı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddialara karşın tıbbi kanaat önderlerinin bir bölümü timerosal ve alüminyumun ya da MMR aşısının otizme neden olduğu fikrinin bilimsel bir dayanağının olmadığını, bunun bir safsata olduğunu söyleyerek aşı karşıtlarını suçlamakta ve yüz milyarlarca dolar bütçesi olan aşı firmalarının gizli ya da açık desteğiyle yapılan bazı araştırmaları göstererek kendi haklılıklarını bilimsel olarak kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Gerçekten de aşı firması destekli bazı araştırmaların sonuçları otizm tablosu ile MMR ya da timerosal içeren aşılar arasında bir bağlantı olmadığını göstermektedir. Buna karşın böyle bir ilişkinin varlığını gösteren çalışmalar da mevcuttur. Ancak her nedense aşı firması destekli tıbbi çevreler bunları görmezden gelmektedir. Timerosal (civa) ile otizm arasında hiç bir ilişki olmadığını ileri süren aşı firması destekli bu araştırmalardan birisi Patric Ip ve arkadaşları tarafından 2004 yılında ünlü Journal Of Child Neurology dergisinde yayınlandı. Bir çok tıbbi otorite bu makaleyi "aşı otizm yapmaz" iddiasının sağlam kaynaklarından biri olarak gösterdi. Fakat 2007 yılında Catherine De Soto aynı araştırmanın verilerinin istatistik çalışmasını tekrar yaptığında, sonuçların tahrif edildiğini, civa ile otizm arasında çok anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Journal Of Child Neurology dergisi yayın editörü, aşı firmalarının reklam ambargosu tehdidine rağmen bu makaleyi bir özür yazısı ile birlikte aynı dergide büyük bir cesaret örneği göstererek yayınladı.

2-) 7 Temmuz 1999 da Amerikan Pediatri Kurumu (AAP) ve ABD Halk Sağlığı Servisi (PHS) birlikte bir toplantı yaparak bu toplantı sonucunda kesin bir kanaat olmamasına rağmen bir önlem/tedbir olarak timerosalin (civanın) aşılardan çıkarılmasına karar verdiler. O tarihten itibaren ABD'de civa kademeli olarak aşılardan çıkartıldı. Ancak bazı grip aşılarında hala civa yer almaktadır.

3-) Türkiye basınında aşıların otizme yol açabileceğine dair ilk olarak 28 Ağustos 2005 tarihli Vatan Gazetesi'nde "korkunç şüphe", 30 Ağustos 2005 tarihli Sabah Gazetesi'nde ise "aşı kurbanları" başlığıyla haberler manşete çıktı. En son olarak Ordu Cumhuriyet Savcısı Hüseyin AYYAYLA'nın ekiz bebeklerine aşı yaptırmaması nedeniyle bütün yazılı ve görsel medyada aşı konusu yer aldı. Bu konu ile ilgili olarak Tıp otoriteleri ikiye bölünerek yoğun tartışma ve paneller düzenlediler. Bu haberler büyük yankı uyandırdı.

4-) Bazı üniversite kuruluşları, pediatri dernekleri, çocuk psikiyatri dernekleri ve Tabip Odaları bilimsel (!) verilere dayalı açıklamalarında aşılarda hiç bir tehlikenin olmadığını, aşılardaki civanın düşük miktarda olduğunu söyleyerek aşı karşıtlarını yerin dibine batırdılar. Hatta kesin bir dille aşı korşıtı olduğunu ifade edemeyen ancak aşılarla ilgili tıbbi tüm tespitleri yaptıktan sonra kendisinin önerilerini aşağıya yazdığımız İstanbul Üniversitesi Cerrah Paşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Beslenme ve Metabolizma Anabilim Dalı Başkanı, "OTİZME ÇÖZÜM VAR" isimli eserin yazarlarından birisi olan Prof. Dr. Ahmet Aydın ve onun gibi düşünen hekimleri, aşı düşmanı ilan edip halkın sağlığını tehlikeye atmakla suçladılar.

5-) ABD ve AB ülkeleri bu tip aşıları niçin yasaklamışlardı? ABD, İngiltere ve Danimarka'da yapılan, aşı firmalarının ısmarladıkları ve sonuçlarını tahrip ettikleri araştırmaları bilimsel (!) dayanak olarak ileri süren ülkemizin kanaat erbapları, "civa otizme yol açabilir" diyen aşı karşıtlarını halkın sağlığını tehlikeye atan aşı düşmanı olarak ilan edip suçlarken bu aşı üreticisi ülkeler ucuz bir aşı koruyucusu olmasına rağmen kendi ülkelerinde sattıkları aşılardan civayı neden çıkarmışlardır?

6-) Timerosal (civa) bütün aşılardan çıkartılmaya başlanmıştır. T.C. Sağlık Bakanlığı, artık içerisinde timerosal olmayan aşıları ithal edeceğini 2007 yılı içerisinde duyurdu ve büyük oranda aşıların içerisindeki civa çıkartıldı. Peki timerosalin zararlı olmadığını iddia eden otoriterler öz eleştiri yapıp daha önce civanın tehlikeli olduğunu söyleyen ve aşı düşmanı olarak ilan ettikleri hekimlerden özür dileyerek "evet siz haklıymışsınız, biz yanlış yapmışız" dediler mi? Hayır kesinlikle böyle bir şey demediler. Gerçek bilimsel tespitler yapıp, tıbbi kanaatlerini ileri süren aşı karşıtlarına yapmış oldukları iftiralar da yanlarına kalmış oldu. Ayrıca aşı kartellerini ürkütmemek adına sessiz kalmayı tercih ettiler.

7-) Timerosal (civa) aşıların içerisinde koruyucu olarak kullanılmaktadır. 1920'li yıllarda piyasaya çıkmış ve 1940'lı yıllardan itibaren de aşılarda kullanılmaya başlanmıştır. O yıllarda son derece az aşı yapılmakta olduğunu unutmamak gerekir. Bazı otoriteler, otizmin bir hastalık olarak tarif edildiği yılların, aşıların içerisine timerosal konulmaya başlandıktan hemen sonraki döneme denk geldiğine dikkat çekmektedirler. Akut civa zehirlenmesi ölüme yol açarken, kronik civa zehirlenmesi kalp hastalığı, otizm, konuşma bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, havale gibi çok sayıda hastalığı neden olmaktadır. Bu rahatsızlıkların tamamı otizmde de görülmektedir.

8-) 1980'li yılların ortalarında sadece karma (difteri-tetanos-boğmaca), çocuk felci ve kızamık aşıları uygulanıyordu ve bunlardan sadece karma aşı civa (timerosal) içeriyordu. İki yaşına kadar 4 kez aşılanan çocuk ortalama 4x25=100 µg timerosal alıyordu. 1990'lı yılların başında menenjit (HİB) ve sarılık (Hipatit B) aşıları da rutin aşılar arasına katıldı. Bu şekilde iki yaşındaki bir çocuğun enjeksiyon yoluyla aldığı civa miktarı 100 µg'dan 237,5 µg'a yükselmiş oldu. Çoklu dozlarla yapılan karma aşılarda ise tehlike daha da büyüktür. Çünkü aşı şişesi iyice çalkalanmadı ise şişenin sonunda kalan bölümü alan çocuklardaki civa miktarı daha da yükselmektedir. Civa bileşiklerinin yağda erime özellikleri fazladır. Civadan en büyük zararı hürcelerinin büyük bölümü yağdan oluşan beyin ve sinir sistemi görmektedir. Civa, özellikle zar yapısındaki proteinlere bağlanarak hücre zarlarının işlevlerini bozar, akıcılığı kaybolan zar sertleşerek hücrenin çabuk yaşlanmasına neden olur. Civa, nörotübül yapısını sağlayan tubulin adlı yapıyı tahrip eder.

9-) Otizmli çocukların önemli bir bölümünde "kan ve doku civa düzeyleri" yüksektir. Her otizmli çocukta civa yüksek değildir. Yani civa otizmin önemli bir nedenidir. Ama otizmin tek nedeni civa değildir. Kurşun, alüminyum gibi ağır metallerin yanında sütteki kazein, buğdaydaki glüten, tarım ilaçları, böcek ilaçları ya da çok sayıda başka toksinler de otizme yol açmaktadır. Ülkemizde en çok görülen ağır metal açık ara kurşun olup civa ikinci sırada gelmektedir.

10-) Aşı yoluyla civaya maruz kalan her çocukta otizmin görülmemesinin nedenleri; genetik, bağışıklık ve beslenme faktörlerinin olumlu etkileridir. Yapılan çalışmalar otizmli çocukların çoğunun ağır metalleri vücut dışına diğerlerinden daha yavaş çıkartabildiklerini göstermektedir. Civanın toksisitesinden korunmak için civa içeren aşılardan şiddetle kaçınılması/uzak durulması, fazla civa biriken büyük balık ve deniz ürünlerinin tüketilmemesi, diş tedavilerinden amalgam kullanılmaması gerekir.

11-) Aşılar dışında almış olduğumuz gıdaların bir kısmı yolu ile de vücudumuza civa girmektedir. Ağızdan alınan civa sağlıklı gıdalar yiyen ve bağırsaktaki faydalı mikrop düzeni normal olan kişilerde kana geçmeden dışkı yolu ile dışarıya atılabilir. Buna karşılık aşılar iğne yolu ile yapıldığı için aşıların içerisinde bulunan ve aşının raf ömrünü uzatmak için kullanılan, insan sağlığı için çok büyük zararları yanında hiç bir faydası bulunmayan civa doğrudan kana geçmektedir. Aşı olan bir bebek doğduğu günden itibaren civa ile tanışmaktadır. Beyin gelişiminin çok hızlı olduğu hayatın ilk aylarında ağır bir metalin (civa-alüminyum) ya da başka bir toksinin beyin üzerindeki hasarının çok daha fazla olduğu açıktır. Bu nedenle yeni doğan bebeklerin beyinleri üzerinde doğdukları andan itibaren büyük hasarlara neden olan ve içerisinde civa (timerosal) ve alüminyum bulunan aşılardan uzak durulmalıdır.

12-) Kızamık-kızamıkcık-kabakulak aşısı timerosal ya da alüminyum içermemesine rağmen otizme neden olabilir. Bunun en büyük nedeni ise otizme eğilimi olan çocuğun bağışıklık sisteminin yetersizliğidir. Bağışıklık sisteminin yetersizliği de genetik olabileceği gibi dünyaya yeni gelen bebeğe doğduğu anda ve 1. ayda yapılan Hepatit B aşısından kaynaklandığı düşünülmektedir. Sezaryen doğum, annesi sütünün kullanılmaması veya yetersizliği, doğal olmayan katkılı gıdaların aşırı tüketilmesi, ekşimeyen yoğurtların ve kaymak bağlamayan pastörize ya da UHT teknolojisiyle üretilmiş sütlerin tüketilmesi, geleneksel fermente gıdaların (kefir, yoğurt, turşu, sirke vb.) az tüketilmesi ve sık antibiyotik kullanılması bağırsaktaki faydalı mikrop düzenini büyük ölçüde alt-üst eder. Sonuçta bağırsak geçirgenliği artar, bazı maddeler bağırsaktan kana sindirilmeden geçer. Vücut tarafından düşman olarak algılanan bu maddeler bağışıklık sistemi tarafından tahrip edilir. Bu sırada sağlam dokular da bundan zarar görür. Astım, egzama, tiroidit ve çeşitli otoimmün hastalıklar oluşur. Vücut, mantarlar ve virüsler ile gereği gibi mücadele edemez. Bu nedenle kızamık-kızamçık-kabakulak aşısındaki üç canlı virüs ile birden baş edemez. Aynı nedenlerden dolayı otizmli çocuklar da mantar enfeksiyonları ve alerjik hastalıklar da sık görülmektedir. Açıklanan bu nedenlerle kızamık aşısı, kızamıkçık ve kabakulak aşıları ile birlikte karma olarak değil, tek olarak yapılmalıdır. Ancak maalesef piyasada artık kızamık aşısı tek olarak bulunmamaktadır. Kızamıkçık ve kabakulak hastalıkları hafif olarak geçirildiği için bu hastalıklara karşı aşılama yapılmasına gerek yoktur.

13-) Aşılarda timerosal (civa) dışında şu katkı maddeleri de bulunmaktadır: a-) Etilen glikol: Antifrizde bulanan bir toksindir. Antifriz çocuk gelişimini bozabilir, kısırlığa ve asidoza neden olabilir. b-) Fenol: Dezenfektan bir boyadır. c-) Formaldehit: Kanser yapan bir kimyasaldır. ç-) Alüminyum: Aşıda antikor cevabını artırmak için kullanılır. Alzheimer, epilepsi, otizm ve kansere neden olabilir. d-) Neomisim ve Streptomisin: Antibiyotik olarak kullanılır. Bazı insanlarda alerjiye yol açar. Aşılarda bunların dışında da çeşitli kimyasallar bulunmaktadır. (Bkz. Prof. Dr. Ahmet Aydın-Uz. Dr. Cem Kınacı, Otizme Çözüm Var, syf:209) Bu maddelerin bazıları zararsız olmakla birlikte tamamı için bunu söyleyemeyiz. Bu kimyasalların güvenli olduğuna dair hiçbir sağlam delil yoktur. Çocuklarımız tehlikeye atmamak için aşılar konusunda çok dikkatli olmamaz gerekir.

14-) Aşılar enjeksiyon yolu ile doğrudan kana geçmek suretiyle solunum ve sindirim yolunu devredışı bıraktıkları için bağırsakta mukozal (iç tabaka) bağışıklık sağlamıyor, doğal olarak geçirilen mikrobik hastalıklar ise mukoza bağışıklığı yapıyor. Bu da bağışıklık sistemini güçlendirerek bir çok alerjik ve kronik iltihabi hastalıktan çocukları ve ilerleyen yaşlarda yetişkinleri koruyor. Her hastalığın aşısını yaptıranlar bu korunmadan yoksun kalıyorlar. Bağışıklık sistemimizin üçte ikisinin solunum ve sindirim borularında olduğunu dikkate aldığımızda konunun ne kadar önemli olduğu daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Hayatın ilk 2-3 haftası içinde sağlıklı bir floranın oluşmaması, bebeğin bağışıklık sistemini ciddi bir şekilde etkiler. Bu tip bebeklerin (özellikle sezaryen ile doğan bebeklerin) bağışıklık sistemi standart aşılama programına uygun değildir ve ciddi sorunlara yol açabilir. Halbuki sağlıklı florası olan çocuklar da önemli bir sorun olmaz. Çocuk doğum öncesi ya da doğum sırasında hasara uğramışsa doğumdan hemen sonra yapılan aşı bardağı taşıran son damla olmaktadır.

15-) Aşılardaki bir başka sorun da aşı mikroplarının patentlenme sorunudur. Bilindiği üzere ilaç firmaları patentleriyle para kazanırlar. Doğal bakteri ve virüslerin patentlerini ise alamazlar. Bu yüzden genetiği değiştirilmiş mikroplarla aşı hazırlarlar. Bu aşıların uzun vadeli zararları hakkında, aşı olmamızı şiddetle tavsiye eden tüm hekimler dahil hiç kimsenin yeteri kadar bilgisi yoktur. Buradan da anlaşılacaığı üzere aşıların insan sağlığı üzerinde yararlarından fazla zararları ortadadır. Ancak biraz önce ifade ettiğim gibi şiddetle çocuklarımıza aşı yapmamızı tavsiye eden hekimler, hasta hakları yönetmeliğinin 15. maddesi gereğince tüm anne-babaları çocuklarına yaptıracakları aşı ile ilgili olarak, bu aşının içerdiği maddeler ve muhtemel risklerinin ne olduğu hususlarında bilgilendirme yükümlülükleri olduğu halde, hiçbir anne-babaya aşıların içeriği ve muhtemel riskleri hakkında bilgi verilmemektedir. Aşı yaptıran her çocukla ilgili olarak döner sermayeden alınacak maddi menfaatin hesabı yapılarak anne-babaların çocuklarına zorunlu olarak aşı yaptırmaları gerektiği noktasında baskılar yapılmaktadır.

16-) Yukarıda 2. maddede Amerikan Pediatri Kurumu (AAP) ve ABD Halk Sağlığı Servisi (PHS) tarafından aşılardan civanın çıkarılmasına karar verildiği, 6. Madde de Sağlık Bakanlığı tarafında civa içeren aşıların ithal edilmeyeceğini ifade etmiştik. Peki, aşılardan timerosal (civa) çıkarıldıktan sonra yerine ne koydular dersiniz? Tabi ki civadan hiç de masum olmayan ağır metal içeren alüminyum, civa yerine aşıların raf ömrünü uzatmak üzere koruyucu olarak eklenmiştir. Aşılardan timerosalin çıkarılıp bunun yerine alüminyumun konulmasından sonra otizmde herhangi bir azalma sözkonusu olmamış aksine otizm hastalığı artmaya devam etmiştir. Bu durumu fırsat bilen aşı firmaları ise "civa otizm yapmıyor, civa otizme neden olsaydı aşılardan civa çıkarıldıktan sonra otizm sona ererdi." şeklinde yorumlar yaparak civanın masumiyetini ifade etmeye çalışlarsa da durum bu şekilde değildir. Aşılardaki timerosalin yerini alüminyum almış ve otizmde hiç bir gerileme olmamış aksine otizm artmaya devam etmiştir. Hayvanlar üzerinde yapılan bir deney sonunda; alüminyumun 6 mitokondriyal enzimin fonksiyonlarını azalttığı tespit edilmiştir. Tek bir alüminyum enjeksiyonunun bile beyin hücrelerinde iki yıla kadar aşırı aktivasyona yol açtığı saptanmıştır. İnsan vücudundaki en önemli alüminyum kaynağı aşılardır. Alüminyumun tek bir dozunun bile beyin hücrelerinde iki yıla kadar aşırı aktivasyona yol açtığı, bununda çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna (DEHAB) neden olduğu açıktır. Bu bağlamda 09/11/2003 doğumlu olan büyük oğlum Mahir Erdem Ayyayla 7 yaşından itibaren dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı nedeniyle yaklaşık 5 yıldır Strattera ve Rileptit isimli antidepresan iki ilaç kullanmaktadır. Birçok ailede çocuklarının çok hareketli olduğu, çocukların yerlerinde duramadıkları şikayetlerinde bulunulmaktadır. Bu şikayetlerin en önemli kaynağından birisi aşılar içerisindeki alüminyumdur.

17-) FDA alüminyum dozunun günde 4-5 mcg'yi geçmemesi gerektiğini önermesine ve aşılardaki alüminyum miktarının bu miktarın kat be kat üzerinde olduğunun bilmesine rağmen buna ilişkin herhangi bir önlem almamaktadır. Amerikan Pediatrik Akademisi, alüminyumun sinir sistemi ve diğer dokularda hücresel ve metobolik süreçlerin bozabileceğini belirtmesine rağmen aynı akademi nedense alüminyumlu aşıların üretilmesinde bir sakınca görmemektedir. Yukarıda 17 madde halinde aşıların kuvvetle muhtemel riskleri/zararları üzerinde duran İstanbul Üniversitesi Cerrah Paşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Beslenme ve Metabolizma Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Nükleer Tıp Uzmanı olan ve oğlunun hastalığı nedeniyle 10 yıldan fazla süredir otizmle ilgilenen, otizmle ilgili çok sayıda yerli ve yabancı kuruluşa üye olan Uz. Dr. Cem Kınacı birlikte yazmış oldukları "Otizme Çözüm Var" isimli kitaplarının Otizm ve Aşılar başlıklı 26. bölümünde 203-212 sayfalar arasında, yukarıya alıntı yaptığım aşıların muhtemel zararları üzerinde durmuşlar ve netice olarak; belli bir risk olmaması (ikamet edilen bölgede yaygın bulaşıcı bir hastalığın mevcut olmaması) durumunda iki yaşına kadar çocuklara hiç aşı yapılmaması, timerosal ve alüminyumun aşılardan çıkarılması ve timerosal ve alüminyumun aşılardan çıkarılmasından sonra her aşının karma bir şekilde değil tek tek ve aralarında en az üç aylık bir süre olacak şekilde yapılması gerektiğini önermektedir. Bu tavsiyeler ışığında tamamı yurt dışından ithal edilen, tek tek değil karma olarak yapılan, içerisinde yukarıda belirttiğimiz şekilde timerosal, alüminyum, etilen glikol, fenol, formaldehit, neomisin ve streptomisin gibi kimyasallar barındıran, bebeklerin sağlığı için çok tehlikeli olduğu tespit edilen aşıları çocuklarımızın sağlığı için yaptırmaktan imtina ediyoruz.

DR. AİDİN SALİH: GERÇEK TIP (YİTİK ŞİFANIN İZİNDE)

1-) "Aşı en büyük çocuk katilidir. Sağlıklı doğan çocuklar aşılarla hasta ediliyor. Hepimiz uygulamalarda en ağır hastalıkların aşı sonrası nasıl başladığını gördük. Dünyada milyonlarca ebeveyn artık aşıların tek bir amaca hizmet ettiğini anlamış durumdalar. Bu amaç da; çocuğun bağışıklık sistemini tahrip ederek ilaç üreticileri ve doktorlar için iyi birer müşteri olmalarını sağlamaktır. Kendi tecrübelerim ve ailelerin tecrübeleri sayesinde biliyoruz ki, hiç aşı olmayan çocuklar hastanenin ne olduğunu bilmezlerken, aşılanan çocuklar neredeyse hiç hastaneden kurtulamıyorlar." Dr. Prafull Vijayakar, (Dünyaca ünlü homeopat)

2-) Çok sayıda hekim aşıların yapıları gereği doğallıktan uzak olduğunu ve tamamen gereksiz olduğunu düşünmektedirler, çünkü insanın bağışıklık sistemi öğrenme metoduyla gelişiyor. Çocuk hastalıklarının yaratılmasındaki hikmet, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesidir. Günümüzde ise her türlü hastalığa karşı yapılan ısrarlı aşılama, sağlıklı çocukların bağışıklık sisteminin gelişimine engel olmaktadır. Ne yazık ki çocuklar bunun bedelini bugün olduğu kadar gelecekte de ağır hastalıklarla ödemek zorunda kalacaklar.

3-) Aşı, çocuk veya yetişkinlerdeki aktif bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılır. İmmünoloji uzmanları ve bütün insanlar üzerinde bu görüş hakimdir. Ancak bebekler 6-12 ay boyunca pasif bağışıklık sistemine sahiptirler. Aktif bağışıklık sistemi henüz gelişmemiştir. Çocukları, hastalıklardan, anne sütü yoluyla geçen antikorlar korur. Çocuklarda aktif bağışıklık sistemi 6-12 aydan sonra gelişmeye başlar. Her doktor bu gerçeği bilir. Ancak bu gerçeğe rağmen aşı takvimine göre aşıların çoğuna doğumla başlanır ve 6. aya kadar aşıların büyük bir kısmı (bebeklere 0 ay= Hepatit B, 1. ay = Hepatit B, 2. ay = DBT, Polio, HiB, pnömokok, BCG, 4. ay = DBT, Polio, HiB, pnömokok, 6. Ay = DBT, polio, HiB, pnömokok, Hepatit B aşıları yapılmaktadır) tamamlanmaktadır. Bebeklerde 12. aya kadar aktif bağışıklık sistemi olmadığına ve aşıların da bebeklerdeki aktif bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapıldığına göre bu aşılar acaba neyi kuvvetlendirmek için yapılmaktadır?

4-) Alerji, astım vakalarının ve onkolojik hastalıklarının önüne geçilmez bir hızla artmasının nedeni biyolojik kuralların ihlal edilmesidir. Bu ihlallerin en önemlilerinden biri de aşılardır. Uzmanların bu konuyla ilgili gözlemlerinden bazılar şöyledir; "Aşılanan bazı kimselerde, aşılanmayanlarla karşılaştırıldığında, enfekte esnasında/hastalık bulaştığında bu hastalıktan etkilenmemek bir yana, hastalık çok daha ağır seyretmektedir. Bu bağışıklık sisteminin felci olarak adlandırılmaktadır. Diğer bir değişle aşılanın çocuklar, aşıyla korundukları düşünülen bir hastalığa yakalanmakla kalmıyorlar, hastalığı normalden çok daha ağır geçirmektedirler. Aşıyla korunma gerçekleşmiyor."

5-) Aşılarla ilgili olarak daha endişe verici olan eski aşıların yerine insan genomuna karışan, insanın özünü değiştiren yeni nesil aşıların ortaya çıkmasıdır. Bunlar Gen Mühendisliği ürünü "Rekombinant Aşılar" dır. Hepatit B Aşısı, bu aşıya iyi bir örnektir.

Hepatit B Aşısı içerisinde;

1-) Preparatın; ana maddesi, (ekmek ve bira üretiminde yaygın olarak kullanılan "genetik olarak modifiye edilmiş" mayadır)

2-) Alüminyum hidrogsit; zehirli olduğu için uzun zamandır aşılardan çıkarılması önerilmektedir. Çocuk felcini ve alerjileri provoke etmektedir.

3-) Timerosal aşıların içinde koruyucu olarak kullanılan civamsı bir tuzdur. Böcek ilacı olarak bilinen ve merkezi sinir sistemine negatif olarak etki yapan bir maddedir.

4-) Polisorbent henüz deşifre edilemeyen bir maddedir. Vücudun hipatit B aşısına verdiği genel tepkilerin bazıları şunlardır; ateş, baş dönmesi, baş ağrısı, kusma, ishal, karın ağrısı, karaciğer fonksiyonunda bozulma, deri döküntüleri, eklem ve kas ağrıları, anafilaksi, felç, nevrit, ensefalit, menenjit, artrit, nefes darlığı, vaskulit, kalp ödemi ve limfadenit dir. Hepatit B virüsine karşı geliştirilen bu yeni Rekombine aşının kullanımı günümüzün çocuklarında olduğu gibi gelecek insan nesli üzerinde de geri dönülmez ve tahmin edilemez fiziksel, zihinsel ve ruhsal tahribatlar yaratabilir. Rekombine aşının etkisini anlayabilmek için uzun vadeli ve yüksek teknolojik deneyler yapılmalıdır. Bu ise, büyük finansman gerektiren bir iştir. Ülkemizde henüz böyle bir çalışma mevcut değildir. İşte bu yüzden "yardımseverler" (!) tarafından ülkemizde yeni nesil aşılar mutlaka "geniş bir çocuk kitlesi üzerinde denenmek üzere" akın akın ücretsiz olarak gönderilmektedir. Denekler de bizim çocuklarımızdır.

6-) Yeni Zelanda'da aşı takvimine Hepatit B aşısı eklendikten sonra tip-1 Diyabetin % 60 oranında arttığı görülmüştür.

7-) Ülkemiz, dışarıdan gelen herhangi bir aşının, ne kadar güvenilir olduğunu hiç bir şekilde kontrol edebilecek durumda değildir. Çünkü ülkemizde bu araştırmaları yapabilmek için gereken donanım ve laboratuvarlar mevcut değildir.

8-) Aşılar içerisinde koruyucu olarak timerosal+alüminyum hidroksit veya timerosal+formaldedit kullanılmaktadır. Bu üç madde bildiğimiz pestisidlerdir. Yani böcek ilaçlarıdır. Yerleştiği organa göre dalak, karaciğer, böbrek, beyin doklarında ve büyüme ve olgunlaşmadan sorumlu timus bezinde tahribat oluştururlar. Örneğin; böbreklerde yerleştiğinde, böbreklerin gelişimine engel olarak bir süre sonra kronik böbrek yetmezliğine, pankreasta yerleştiğinde; diyabet 1'e, beyinde yerleştiğinde; epilepsi, felç, devamlı ağlama, sürekli kendi etrafında dönme, otizm vb. hastalıklara neden olur.

9-) Aşıların bu yan etkilerinin tamamı hatta daha fazlası aşıların prospektüsünde, yan etkiler başlığı altında detaylı olarak belirtilmektedir. Dolayısıyla üreticiler bu sonuçlardan sorumlu değillerdir. Sorumluluk tamamen aşı yaptıranlardadır. Hastalanan çocukların saç örnekleri tahlil edildiğinde bazılarının beyinlerinde tehlike sınırının altındaki dozdan 125-150 kat daha fazla timerosal olduğu tespit edilmektedir. (Aidin Salih, Gerçek Tıp, Yitik Şifanın İzinde, syf: 391-393)

CUMHURBASKANIM LUTFEN SESIMIZE KULAK VERIN VE BIZI ASININ BU ZARARLARINI BILE BILE COCUKLARIMIZA YAPTIRMAK ZORUNDA BIRAKMAYIN. SIZ KI; oynanan oyunlari gorup grip asisini herkezin tercihine biraktiniz..ASININ ZORUNLU OLMASINI ISTEMIYORUZ!!!!!



Bugün elif imzanı bekliyor!

elif nuhoglu bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «Aşıların zorunlu olmasını istemiyoruz!». elif ve imza atan diğer 4.067 kişiye katıl.