

"Mermi yağmurunun paralayıcı huzmesi içinde kanatlarımızda açılan delikler, çelik dikmelerde hâsıl olan yaralar her an biraz daha çoğalıyor ve her noktadan üzerimize çevrilen topların şarapnelleri bizi infilak dumancıkları arasına almış, şiddetli tarrakalarıyla kulaklarımızı paralıyordu.
Bu tehlike içinde ne kadar bocaladığımızı bilmiyorum. Yalnız keskin hareketlerle zikzaklara başlamıştım. Elimde isabet ihtimalini azaltacak bu hareketten başka bir çare yoktu. İşte tam bu sırada kanadımızı hemen gövde yanından paralayan bir infilakla sarsıldık ve yuvarlandık.
Tayyareyi düzelttiğim zaman döndüm, arkadaşıma baktım, ikimiz de vaziyetin ciddiyetini anlamıştık. Cephe üzerini hafifçe geçmeğe başladığımız bu sırada arkadaşım makineli tüfeğine sarıldı ve siperler üzerine tevcih ederek mermileri boşaltmağa başladı ki, bundan sonra düşman ateşinin seslerini işitmeden arkamızda sıralanan şarapnel dumancıklarının döküntülerini görüyor ve tehlikeden kurtulduğumuzu anlıyorduk.
Bundan sonraki yolumuz 110 kilometre idi ve artık tehlike kalmamıştı. Fakat hala dondurucu soğuğun tesiri altında titriyordum. Ve titremekten başka bir şey hissetmiyordum. Hâttâ o kurşun yağmuru arasında çenemden aldığım yarayı bile hissetmemiştim.
Yere indiğimiz zaman uçuş başlığımı çıkarırken elim, çenemde iri bir parçaya takıldı ve aynaya baktığım zaman, çenemin üzerinde iri bir ceviz halinde donmuş kan pıhtısını görerek yaralı olduğumu fark etmiştim, yüzüm de don tesiriyle simsiyah olmuştu.
Etrafımızı saran arkadaşların beş saatten fazla süren bu uçuşun doğurduğu heyecanlı meraklarını gidermeğe çalışırken, aynı zamanda tayyaremizin aldığı 85 mermi ve şarapnel tam isabetinin münakaşasını yapıyorduk ki bu kadar çok isabet bir rekor olduğu gibi, böyle bir tehlikeden kurtulmuş olmak da bir mucizeydi..."