YONCA YA ÖZGÜRLÜK

0 kişi imzaladı. Hedefimiz 200.


ADIM YONCA ,BEN BİR KATİL ZANLISIYIM.

Değerli hemcinslerim!

Değerli dedim ama hepimiz biliyoruz ki dünya genelindeki toplumların büyük çoğunluğu bizi hiç değerli görmez. Değerli görmelerini bırakın; bizlere, sırf kadınız diye, aşağılık mahlûklarmışız gibi muamele yaparlar. Namus adı altında katlediliriz çoğu zaman. Bir silah ya da 2-3 keçi-koyun karşılığında, kendimizden çok çok büyük adamlarla evlendiriliriz. Taciz ya da tecavüze uğrarız. Hırpalanıp, istismar ediliriz. Ama kadınız ya hani, hep suçlanan taraf da yine biz oluruz.

Bu  mektubumun amacı kendimi acındırmak veya buna dayalı olarak buradan çıkma umutları kurmak degil. Dışarıda hayatı cehenneme dönen biri için içerde olmak sanırım daha kabul edilebilir.Bu yazıma bir başlık ararken en uygun başlığın beni yargılayan mahkemenin bana uygun gördügü sıfat  olacağını düşündüm. Bu sebeple de  mahkemenin bana yakıştırdığı bu sıfat yani “bir katil” ifadesi sanırım beni açıklamaya yetecek…Genç bir kadın neden cinayet işler, neden ömrünün en güzel yıllarını cezaevinde geçirir. ??Aşağıda anlatacaklarım birebir yaşanmış ve harfi harfine mahkeme ve savcılık tutanaklarında ve benim onlarca şikayet dilekçelerimde geçenlerden ibarettir.

Ben; 6 çocuklu, inşaat işçisi bir babanın 26 yaşındaki en büyük kızıyım. Adım Yonca… Bu yazıyı sizlere, Urfa T tipi yüksek güvenlikli kapalı cezaevinden yazıyorum. Evet, cezaevindeyim. Çünkü bir adamı öldürdüm. Öldürdüm! Bu kelimeyi yazarken bile ellerimin titrediğini bütün samimiyetimle belirtmek istiyorum. Hiçbir canlının, bir başka canlının hayatına son vermesini onaylamıyorum. Ömrüm boyunca da hiç onaylamadım. Fakat onaylamadığım o şeyi bizzat yapmak zorunda kaldım ve yaptım. Buna mecbur bırakıldım demek belki daha doğru olur.

Bundan yaklaşık 4 yıl önce, evimizin elektrik tesisatını yapan benden yaşça büyük  bir adam bana talip oldu. Evlenmek isteyip istemediğim bana sorulunca ben, evliliğe kendimi henüz hazır hissetmediğimi söyleyerek adamın bu isteğini reddettim. Ve ne ilginçtir ki benimle evlenmek isteyen o adam zaten evliymiş. Tabi biz bunu sonradan öğrendik.

Her şey benim, 2012 yılında  adı Abdullah olan o adamın evlilik isteğini reddetmemle başladı. Ondan bir süre sonra babamın cep telefonuna benimle alakalı  cinsel içerikli mesajlar gelmeye başladı. Biraz araştırınca, bunu yapanın Abdullah denen o adam olduğunu anladık. Abdullah, gerek facebook da gerekse de birçok sosyal paylaşım sitesinde benim adıma ve fotograflarımı kullanarak sahte hesaplar açıp, yine benim adıma cinsel içerikli paylaşımlar yapmaya başlamış. Ve bütün o paylaşımların altına, iletişim numarası diye de babamın cep telefonu numarasını yazmış. Biz bunu öğrendiğimizde, Abdullah denen o adam hakkında belki onlarca kez  suç duyurusunda bulunduk.Devamındaki 4 yıl boyunca ben,kardeşlerim ve babam onlarca kez adliyeye müracaat ederek şikayetçi olduk,bu kişi hakkında bir çok davalar açıldı, uzaklaştırma kararları verildi,öyle ki şikayet dilekçelerim bir klasör dosya haline geldi.Fakat bu, Abdullah’ı durdurmaya yetmedi. Şuan yazarken bile boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Fakat gücüm yettiğince, özetleyerek anlatmaya devam edeceğim.

Bir kadının kadınlığı, onun en zayıf noktasıdır sanırım. Bunu, kadınları hor görüp aşağılayan toplumlar böyle tanımlamışlar. Ve bu tanımı, Abdullah denen o adam o kadar iyi ezberlemiş ki, sırf kendisiyle evlenmeyi reddettim diye, beni kadınlığımdan vuruyordu. Yaşadığımız yer küçük bir yerdi ve Abdullah beni bir hayat kadını gibi tanıtmayı başardığı için sokağa bile çıkamaz bir hale gelmiştim. Öyle ki durup soluklanmak bilmiyor ve her ne şekilde buluyorsa, komşularımız ve akrabalarımızın telefon numaralarını bulup onları arıyor ve onlara benimle ilgili çirkin iftiralarda bulunuyordu. Hakkında birçok kez suç duyurusunda bulunmamıza rağmen, verilen cezalar caydırıcı nitelikte olmadığı için bir fayda etmiyor ve bu kişi verilen kararlarla dalga geçiyordu. Hatta bir keresinde 2015 yılının  yaz aylarında tek katlı evimizin damında, babamın yanında uyurken gece evimize kadar gelip beni kaçırmaya kalkmıştı. O gün babam ve erkek kardeşlerim onu zorla dışarıya atmışlardı. Bütün bunlar kesinlikle abartmadığım ve hatta yazarken bile zorlandığım için özet geçtiğim, şikayet dilekçelerimde mevcut,ispatlanabilir nitelikte şeylerdir. Gücüm yettiğince anlatmaya devam etmek istiyorum.

Abdullah’ın ben ve ailemle uğraşları 4 yıl boyunca aralıksız devam etti. Bu süre zarfında ben onun yüzünden defalarca iş değiştirmek zorunda kaldım. Belki unutup vazgeçer düşüncesiyle başka bir ilde yaşayan teyzemin yanına yerleştim. Fakat Abdullah’ın, teyzemlerin telefon numaralarını bulması uzun sürmedi ve hem onları hemde orada çalıştığım işyerini  arayarak benimle alakalı taciz etmeye başladı. Sonuç olarak ben, teyzemlerin de huzurlarının kaçtığını görünce ve yine yaptıkları yüzünden işten çıkarılınca tekrar ailemin yanına dönmek zorunda kaldım. Benim için hayat, her geçen gün daha da zorlaşıyordu. İnsan içine çıkacak yüzüm kalmamıştı.benim o küçük ilçede adım tam da onun istediği gibi bir hayat kadınına çıkmıştı. İntihar etmeyi düşündüğüm zamanlar çok oldu. Ailem, daima yanımda olup bana destek olmaya çalışıyordu fakat onlar için de durum hiç kolay değildi. Üstelik kendileri de Abdullah tarafından sık sık taciz edilip, öldürülmekle tehdit ediliyorlardı. Benden küçük kız kardeşlerim de Abdullah’ın tacizlerinden nasiplerini alıyor ve tecavüz edilip hamile bırakılmakla tehdit ediliyorlardı. Öyle ki Abdullah’ın eşinin kardeşleri, babamı arayıp kendilerinin de Abdullah denen adama güçlerinin yetmediğini ve bize yaşattığı şeylerin benzerlerinin, başka kızlara ve ailelerine de yaşattığını söylüyorlardı. En sonunda ben, daha fazla dayanamadım ve belki vicdanına dokunmayı başarırım düşüncesiyle, onunla yüz yüze gelip konuşmaya karar verdim. Ve bu kararımı ailem ya da başka herhangi bir kimseyle paylaşmadım. Paylaşmadım çünkü kesinlikle karşı çıkarlardı. Fakat ben, onların daha fazla acı çekmesine göz yumamazdım ve bizden vazgeçmesi için gerekirse Abdullah’a yalvaracaktım. Hatta bunun için kafamdan cümleler bile kurmuştum. ‘Bak sen de bir babasın, Allah rızası için babama daha fazla bu acıları yaşatma’ gibi şeyler söyleyecektim ona. Evet, söyledim değil söyleyecektim diyorum. Çünkü söyleyemedim. Belki de söyledim ama o dinlemedi.

Onu arayıp, kendisiyle konuşmak istediğimi söylediğimde, buluşmak için hemen bir yer belirledi ve belirlediğimiz bir yerden gelip aldı beni. Daha sonra da aracını insanlardan uzak şehir dışında, kırsal yerlere doğru sürmeye başladı. Neden şehirden uzaklaşıyoruz diye sorduğumda da ‘sen benim neyime güvenerek benimle görüşmeye geldin ki’ deyip gülmeye başladı. Korktum ama belli etmemeye çalıştım. Bir süre boyunca ilerledik ve sonunda kırsal bir alanda durdurdu arabayı. Bu süre boyunca da bana ağza alınmayacak derecede küfürler savurmuştu. Arabayı durdurduğunda, ceketinin iç cebindeki silahı bana göstererek “bu silahta iki kurşun var dediklerimi yapmazsan bunun biri sana biri de banadır. Şimdi benimle birlikte olacaksın ve ben bütün anları videoya çekeceğim. Sonra da o videoyu internette  paylaşacağım. Yoksa seni öldürürüm” dedi. Ben, bir an için ne yapacağımı bilemedim,bana neden bu kötülüğü yapıyorsun eline ne geçecek dedim. O da bana “amacım seni rezil etmek,seninle birlikte olup sonra seni geneleve vereceğim ve sen orda hamile kalacaksın,ancak benden böyle kurtulursun” dedi. O, arabanın arka koltuğuna geçti. Ben de tuvalet ihtiyacım olduğunu söyleyip arabadan indim. Fakat nasıl olduysa arabadan inerken, onun arka koltuğa geçerken kenara koyduğu silahını almayı başardım. Yemin ederim ki ben o silahı alırken, asla kullanmayı düşünmedim. Arabadan indiğimde, yardım isteyebileceğim herhangi bir kimse var mı diye etrafıma bakındım. Fakat çevrede ne bir ev ne de bir insan vardı.hava karlıydı ve yerde kar vardı.titrediğimihatırlıyorum.Şu an gözümün önüne o kar taneleri geliyor ve ben o anı yaşıyor gibiyim.elimde içinde iki kurşun oldugunubildigim silahıyla öyle kaldım. O an ki korku ve pişmanlığımı tarif etmem mümkün değil şu an.

Dışarıda bir süre titreyerek etrafa baktığımı hatırlıyorum. Daha sonra çaresizce ve belki de gerçekten de ciddi değildir ve beni korkutmaya çalışıyordur düşüncesiyle arabaya doğru yaklaştım. Abdullah, arka koltukta oturuyordu. Pantolonunun fermuarını açmış ve gömleğini yukarıya kadar sıyırmıştı. Onu öyle görünce hemen başımı çevirdim ve bir anlık korku ve panikle arabanın arka tarafına doğru yürüdüm. Beni fark eden Abdullah, arabanın camına vurup, küfürler savurarak beni çağırmaya başladı. İşte o an daha fazla düşünemedim ve bana sunulan seçeneklerden en şereflisi olanı seçerek arabaya doğru yaklaştım ve elimdeki silahı ateşledim.Kaç kez ateş ettiğimi bile hatırlamıyorum. Evet, sadece 3 seçeneğim vardı o an. Ya Abdullah’la beraber olacak ve onun tarafından çekilmiş olan videoyla, onun o güne kadar yapmaya çalıştığı şeyi doğrularcasına bir hayat kadını pozisyonuna düşecektim ya da onun bu teklifini reddettiğim için oracıkta öldürülecektim. Ya da… Ya da onu öldürecektim.

Abdullah, benim silahı ateşlemem üzerine oturduğu yerde can çekişmeye başladı. Bir an ne yapacağını bilemez bir halde kendi etrafımda döndüğümü hatırlıyorum. Daha sonra durup Abdullah’a baktım. Sonra da arabanın direksiyonuna geçip aracı çalıştırmak istedim ama başaramadım. Eğer başarabilseydim, Abdullah’ı hastaneye götürecektim. Arabayı çalıştırmakla uğraşırken, Abdullah’ın cep telefonunun, video çekmeye hazır bir konuma getirilerek, arabanın göğsüne yerleştirilmiş olduğunu fark ettim. Demek ki gerçekten de hem tecavüze uğrayacak hem de videoya çekilecektim. Dönüp Abdullah’a baktım tekrar. Hala çırpınıyordu. Arabayı bir kez daha çalıştırmayı denedim ama yine başaramadım. Sessizce indim arabadan ve babamı arayıp durumu bildirdim. Bu kısmı pek hatırlamıyorum ama babamlar beni almaya geldiklerinde karların üstünde oturmuş titriyor olduğumu  bana anlattılar.

Ben bir adam öldürdüm! Öldürmesem, öldürülecektim. Ya o öldürecekti beni ya da ben öldürecektim sonrasında kendimi. Yani ölecektim işte! Tıpkı Özgecan gibi… Münevver gibi ya da… Ve adını bilmediğim adı duyulmamış  yüzlerce hemcinsim gibi…

Bir yıldır cezaevindeyim. Ve ağırlaştırılmış  müebbetle yargılanıyorum. Karşı tarafın avukatı, duruşma sırasında  bana bakire olup olmadığımı bile sordu. Hani bakire değilsem; ne var yani bir kere Abdullah’la da yapsaydın o işi diyecekti galiba. Aksi halde bu soru niye sorulur ki? Neyse ki avukatım bu sorunun sorulmasına itiraz etti ve bu itiraz mahkeme heyeti tarafından kabul gördü. Bunu, kadın olmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu bir kez daha anlamanız için söylüyorum.

Sevgili hemcinslerim ve kendisini doğuran anaya sadakatle bağlı olup içinde gerçekten insanlık duyguları taşıyan herkes… Çığlık atıyorum ama sesim çıkmıyor. Son 4 yıldır yaşadığım onca şey nefesimi tüketti ve ben nefes alamıyorum. Lütfen bana nefes olun!  Hakkım olan cezayı çekmeye tabi ki de sonuna kadar razıyım. Ama HAKKIM olan cezayı… Fazlasını ya da eksiğini değil.

14 Şubat 2017 tarihinde, Ş.Urfa Adalet Sarayında duruşmam var. Sizlerden alacağım manevi destek, benim için çok kıymetli olacaktır. Bu nedenle sizleri, duruşmamın olduğu gün, Şanlı Urfa Adalet Sarayı’nın önüne, bana destek vermeye davet ediyorum.  

Yonca ÖZER

Ş. Urfa T tipi kapalı cezaevi

Tlf:05366618514

Babam edip özer

 



Bugün Burhan imzanı bekliyor!

Burhan Kaya bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «salkim_burhan@outlock.com: YONCA YA ÖZGÜRLÜK». Burhan ve imza atan diğer 136 kişiye katıl.