Petition update

Dede Refik Saydam'ı Torun Refik Saydam Anlatıyor.

süheyla taşçıer
istanbul, Turkey

Sep 15, 2021 — 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Başbakanı İbrahim Refik SAYDAM  İstanbul’da, Fatih’de Hacı Hasan Mahallesi’nde (şimdiki Zeyrek) Çırçır Caddesi’nde, eski 11, yeni 22 numaralı evde 8 Eylül 1881 tarihinde dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Ahmed Efendi, annesi Fatma Zehra Hanım’dır. Hacı Ahmed Efendi, Çankırı ilinin Çerkeş ilçesine bağlı Karacaviran Nahiyesi Dolap Köyü’nden Uzunömerlioğlu Abdurrahman Ağa’nın oğludur ve İstanbul’da Balkapanı’nda 21 numaralı dükkanda yağ ticareti ile meşgul olmuştur. Refik Saydam  ’in annesi ise, Hayriye tüccarlarından Divrikli Osman Efendi ile yine Hayriye tüccarlarından Kemahlı Hacı İbrahim Efendi’nin küçük kızı Fatma Nefise Hanım’ın büyük kızlarıdır.

1905’de Askeri Tıbbiyeyi (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane) Doktor Yüzbaşı olarak bitiren Refik Bey, görevine üç yıl süre ile Gülhane’de devam etti. Burada Embriyoloji ve Histoloji bölümlerinde çalıştı.

4 Ağustos 1910 da Almanya'da Berlin Askeri Tıp Akademisi'nde, Brandenburg, Danzig, Spandou ve Scharite‘deki tıp merkezlerinde ihtisas eğitimi gördü. Balkan Savaşı’nın çıkacağının anlaşılması üzerine, 26 Eylül 1912’de İstanbul’a döndü.

Balkan Savaşı'nda Antalya'da ve Çatalca cephesinde Kolera hastalığını önleyici çalışmalar yaptı. Bu görevi esnasında askerler arasında görülen kolera gibi birçok bulaşıcı hastalıkların tedavisinde önemli rol oynadı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında 1914'te atandığı sahra genel sağlık müfettiş muavinliğinde bakteriyoloji enstitüsünü örgütleyerek tifo, dizanteri, veba ve kolera aşılarının, tetanos ve dizanteri serumlarının burada üretilmesini ve I. Dünya Savaşı boyunca ordu ihtiyacının karşılanmasını sağladı. Salgın hastalıklarla mücadelesini Hasankale'de cephe hizmetinde sürdürdü.

Tifüse karşı hazırladığı aşı Tıp Literatürüne geçti ve I. Dünya Savaşında Alman ordusunda ve Kurtuluş Savaşı'nda kullanıldı. 1919'da 9. Kolordu sağlık müfettişi muavinliği görevi ile Mustafa Kemal'in yanında Samsun'a çıkan Refik Bey Erzurum'da Mustafa Kemal'in karargâhı dağıtıldıktan sonra Erzurum askeri hastanesi bulaşıcı hastalıklar servisi şefliğine atandı. Fakat bu görevi kabul etmeyerek ordudan ayrıldı. Erzurum ve Sivas kongresinin çalışmalarına katıldı

1920'de TBMM'ye Doğubeyazıt milletvekili ve Milli Savunma Vekaletine bağlı Sıhhiye Dairesi Başkanı olarak girdi. İkinci dönemden başlayarak üyeliğini İstanbul milletvekili olarak sürdürdü. Aynı yıl Sağlık ve Sosyal Yardım ( Sıhhat ve İçtimai Muavenet ) Bakanı seçildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sağlık Bakanı olan Refik Saydam   12 yıl sürecek olan bu görevinde sağlık hizmetlerinin temellerini attı. 1924'de Ankara'da ve daha sonra Erzurum, Diyarbakır, Sivas ve diğer birçok ilde memleket hastaneleri, doğum ve çocuk bakımevleri açtı. Ayrıca bu konuda eleman yetiştirilmesine önem vererek sağlık kursları, tıp öğrenci yurtları 1928'de Hıfzıssıhha Enstitüsünü ve Mektebini, İstanbul ve Ankara'da verem savaş dispanserlerini kurdu.

1931- 1938 yıllarında zaman zaman Eğitim ve Maliye Bakanlıklarına ve Başbakanlığa vekaleten bakan İ.Refik Saydam  

CHP genel sekreterliği

15 yıl Kızılay Başkanlığı

Atatürk'ün ölümünden sonra İçişleri Bakanlığı Ve Başbakanlık yaptı.

Dr. Refik Saydam, bilhassa Ayasofya Camii’nin camilikten çıkarılıp müze olmasını, ezanın Türkçe olarak okunması mecburiyetinin getirilmesi ve Anayasa’dan, “Devletin dini İslam’dır” maddesinin kaldırılması gibi kararların alınmasında etkili oldu.

8 Ağustos 1925 tarihinden, Başbakan olduğu Ocak 1939 tarihine kadar aralıksız olarak, 15 yıl süre ile Kızılay Genel Başkanlığı görevini de yaptı

Dr.Refik Saydam, Atatürk’ün vefatından sonra Cumhurbaşkanlığı’na getirilen İsmet İnönü tarafından 25 Ocak 1939’da Başbakan tayin edilmiştir. 1939 - 1942 yılları arasında Başbakan iken Sağlık konusuna ayrıca önem verem İ.Refik Saydam   " Devlet İdaresi A'dan Z'ye bozuktur, düzeltmek ister" diyerek devlet yönetiminde köklü bir reform taraftarıydı. 8 Temmuz1942' de İstanbul'un besin sorununun düzenlemesi için yaptığı inceleme gezisinde öldü.

Atatürk’le Samsun’a çıkan 18 subaydan biri olan Tabib Binbaşı İbrahim Refik (Saydam), daha sonraki yıllarda Atatürk’ün bu kadrodan Millet Meclisine meb’us seçtiği 10 kişi arasındadır. Sağlık Bakanlığı ve Başbakanlık vazifeleriyle Dr. Refik Saydam   , bu Milli Mücadele arkadaşlarından devlet hizmetlerinde en yüksek mevki ve mertebeye ulaşmış olandır.

Dr. Refik Saydam, çalışkan, geniş görüşlü, haluk, dürüst ve kibar halli bir memleket ve devlet adamıydı. Yaptıklarını söylememek, fakat söylediklerini yapmak tevazu ve azmine sahip Dr. Refik Saydam   için Naim Onat şunları yazmıştı:

“Göğsümüzden sessiz ve habersiz çekilen bu cevhere Ebedi Şef (Atatürk), tam cevhere yaraşan bir soyadı vermişti: SAYDAM (Şeffaf).

O’nun ağzından kaç defa işitmiştik: “Ben ona niçin Saydam dedim? O, içi-dışı bir, tertemiz bir insan pırlantasıdır da ondan…”19  Mayıs'ta     Samsun’a     çıktığımız vakit    karşımıza boynu bükük, müdafaa  vasıtalarından     mahrum,  cesaretini     kaybetmiş, bakımsız    cılız ve  her türlü  hastalıkların  tehdidi  altında kalmış bir   Millet  çıkıyordu.”

“Mustafa   KEMAL ileriye cesaretle bakıyor ve bu Milleti içerden dışarıdan  gelecek  düşmanlara ve bunun kadar tehlikeli olan çeşitli hastalıklara karşı koruyacak ve onlardan kurtaracak tedbirlerin alınması lüzumunu tebaruz ettiriyordu.”

 “İşte,  ben bu imanla üzerime aldığım vazifeyi yürütmeye çalıştım ve çalışıyorum. Kurduğum tesisleri gözde büyüterek acaba Refik Bey bu binalarda cirit mi oynatacak? diyenler oluyor. Halbuki ben, yakın bir gelecekte bu tesislerin ihtiyaca kifayet vermeyeceğine inanıyorum.”

Bence binanın önemi yoktur. Bunları lüzumsuz sayanlar, başka maksatlara tahsis edenler ve hatta  kışla olarak kullananlar olabilir. Lâkin yetiştirmeye çalıştığım kıymetlerin kafasındaki ilim ve bilgi yığınlarını kimse, yerinden sökemez. Bu gibi tesisler yine kurulur ve memleket sağlık hikmetleri yine yürür.

Bakanlık görevi, 1925 - 1937 yılına kadar 12 yıl kesintisiz devam eder. Beşinci Sağlık Bakanı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sağlıkla ilgili hedeflerini şöyle özetliyordu:

 Devletin sağlık teşkilatını kurmak,

 Fazla sayıda hekim yetiştirmek,

 Ebe ve sağlık memuru yetiştirmek,

 Numune hastaneleri açmak,

 Doğum ve çocuk bakımevleri açmak,

 Verem sanatoryumu açmak,

 Sıtma, frengi,trahom ve diğer ictimai hastalıklarla mücadele etmek,

 Sağlık ve Sosyal Yardım Teşkilatını köylere kadar götürmek

 Sağlık ve sosyal kanunlar çıkarmak

 Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’ni ve Hıfzıssıhha Okulu’nu kurmak.

 Saydam Hükümeti (25.01.1939-03.04.1939): Celal Bayar'ın istifasından sonra hükümeti kurma görevi Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından İstanbul Milletvekili Refik Saydam  ’e verildi. Başbakan iken Sağlık konusuna ayrıca önem verem İ.Refik Saydam   " Devlet İdaresi A'dan Z'ye bozuktur, düzeltmek ister" diyerek devlet yönetiminde köklü bir reform taraftarıydı.

Saydam Hükümeti (03.04.1939-09.07.1942): Seçimler sonrasında oluşan yeni parlamentoda hükümeti kurma görevi Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yeniden İstanbul Milletvekili Refik Saydam'a verildi.Saydam Hükümeti dönemine 18 Ocak 1940 tarihinde çıkarılan Milli Koruma Kanunu damgasını vurdu. Çünkü böylece bir 'savaş ekonomisi' uygulamasına geçiliyordu. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, Ülkemizde Halk Sağlığının korunmasına yönelik üretim, kontrol ve tanı ile ilgili temel laboratuvar hizmetlerini yürütmek üzere kurulmuş Ulusal Referans Laboratuarıdır.

Görevde bulunduğu süre zarfında kurumda gerçekleştirilen çeşitli ilklerden bazıları şunlardır:

1931: Ağız yoluyla uygulanan BCG Aşısı üretimi.

1932: Serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu.

1933: Simple Metodu ile kuduz aşısı üretimi.

1934: İstanbul Aşıhanesi'nin enstitü bünyesine nakli ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi.

1942: Tifüs aşısı ve akrep serumu üretimi.

1948: Boğmaca aşısı üretimi. İnfluenza virüsü, New-Castle virüsü ve tavuk vebası üzerine araştırmaların başlaması.

1950: İnfluenza Laboratuvarı'nın Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanınması, influenza aşısı üretimi.

 1958: Frenginin modern yöntemlerle teşhisi.

 1965: Kuru çiçek aşısı üretimi.

 1970: Fibrinojen, albumin ve gamma globulin üretimi.

 1983: Kuru BCG aşısı üretimi.

  1987: AIDS Araştırma ve Doğrulama Merkezi'nin açılması.

  1992: Kan ürünlerinin viral inaktivasyonu.

 Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı'nın ikamet ettiği bina Türkiye Cumhuriyeti'nin mimarlık tarihinde oldukça öneme sahiptir. Binanın inşa edildiği dönemde yeterince kalifiye yerli mimar bulunmadığı için Ankara'daki birçok resmi kuruluş binası gibi, bu yapı da yabancı mimarlara yaptırılmıştı.

  Theodor Jost tarafından tasarlanmış olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nün ise Türkiye Cumhuriyet'nin ilk dönemlerindeki sağlık hizmetleri konusunda ilk kayda değer girişimlerden birisi olması bağlamında önemlidir. Theodor Jost'un tasarladığı bakteriyoloji-kimyahane yani aşı üretim bölümü ve Robert Oerley'in tasarladığı Hıfzıssıhha Okulu ve merkez binası Rockefeller Vakfı'nın da yardımıyla inşa edilmiştir. Yapının girişinde bulunan demir ızgara ve giriş üzerindeki kadın sporcu rölyefi, 1930'lu yılların modernizm stiline iyi bir örnektir.

 Hıfzıssıhha nedir?

 Hıfzıssıhha (hıfzu's-sıhha) tıp ilmiyle paralel bir gelişme göstermiş ve çok eski dönemlerden itibaren onun bir dalı olarak kabul edilmiştir. İslâm tıp literatüründe tedbîrü's-sıhha adıyla da geçer. Günümüzde Araplar, Türkçe'de son zamanlarda kullanılan "koruyucu hekimlik" tabirine benzer şekilde "et-tıbbü'l-vikāî" de demektedirler. Batı dillerindeki karşılığı olan hijyen ise (hygiene) Grek mitolojisindeki sağlık tanrısı Asklepios'un (Esculape) kızı ve yardımcısı Hygieia'dan gelmektedir.

Hıfzıssıhha Müessesesi 27 Mayıs 1928 gün ve 1267 sayılı yasa tasarısıyla Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na bağlı olarak kurulmuştur. Daha sonra bu kanun gelişen ihtiyaçlar karşısında değiştirilerek 4 Ocak 1941'de 3959 sayılı yasa ile görev, yetki ve sorumlulukları yeniden belirlenmiştir. 8 Temmuz 1942 yılında Refik Saydam  ’in Ebedi Maşrıka intikalinden sonra 1943 yılında Refik Saydam Hıfzıssıhha Müessesesi adını almıştır.

  En son olarak Müessesenin ismi 14 Aralık 1983 gün ve 18251 sayılı Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayınlanan 181 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile "Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı" olarak değiştirilmiş ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı kuruluş haline getirilmiştir. Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden teşkilatlandırılmıştır.

  Ve Sonuç: 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 2/11/2011 tarihli ve 28103 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve Bakanlık Teşkilatı Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu ve Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü şeklinde yeniden yapılandırılmıştır.   

 Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Adı altında yok edilmiştir. O tarihten kalan isimlerin ve başarıların yok edilmesi için yapılan bir girişimin parçasıdır.tüm bakteri ve virüs aşılarını üretebilecek bir merkezin ülkemize maliyeti 40 milyon dolar Türk lirasıyla 320 milyon TL sağlık Bakanlığı'nın her yıl ithal ettiği aşıları ödediği fiyat ise en az 13 milyon dolar yani biz dışarıya verdiğimiz  3 yıllık aşı parasıyla tam donanımlı bir üretim tesisi kurabiliriz.

  Ankapark'a 750 milyon dolar gömdük yani 18 tane aşı üretim merkezi kurulacak parayı çöpe atmayabilirdik

  Refik SAYDAM Hıfzı Sıhha enstitüsüne sahip çıksaydık aşı da %100 dışa bağımlı olmaz dün kuş gribi domuz gribi aşısını dış güçlerden beklediğimiz gibi bugün de Elin gavuru dediğimiz adamlardan medet ummaz kendi aşımızı üretip bizi kısırlaştıracaklar diye Korkmaz domuzdan yapılıyor diyerek küçücük çocukların hayatını riske atmaz neden sahip çıkmamız gerektiğini anlasaydık dün uçak fabrikamızın neden kapatıldığını bugün şeker fabrikalarımız neden özelleştirildiğini ya da çay tiryakisi bir milletin çay fabrikasının neden zarar ettirildiğini anlardık henüz beyin fonksiyonlarımızı hedef alan bir virüs ortaya çıkmamışken ve düşünmek yasaklanmamışken  şimdi düşünmeliyiz.

  Son olarak bazı üstat ve kardeşlerimin merak edeceği ve aklına takılacağı bir konuyu aydınlatmak istiyorum, Refik SAYDAM hiç evlenmemişti ama burada birimiz torun çocuğu olduğunu iddia ederek bize sunum yapıyor nasıl oluyor. Refik SAYDAM  Çok genç yaşta anne ve babasını kaybediyor. Ablası Vasfiye Hanım ve Eniştesi Ethem Paşanın yanına geliyor. Ethem Paşa tarafından askeri okula ve tıp fakültesine gönderiliyor. Balkan savaşına katılan ve yenik düşen Ethem Paşa  İstanbul’a dönüşünden kısa bir süre sonra kahrından ölüyor. Refik SAYDAM  Öksüz kalan Orhan ve Osman adındaki iki yeğeni ve ablası Vasfiye Hanımı himayesine ve nüfusuna alıyor. Evlat edindiği Orhan SAYDAM benim dedemdir. Soyadım buradan gelmektedir.


Keep fighting for people power!

Politicians and rich CEOs shouldn't make all the decisions. Today we ask you to help keep Change.org free and independent. Our job as a public benefit company is to help petitions like this one fight back and get heard. If everyone who saw this chipped in monthly we'd secure Change.org's future today. Help us hold the powerful to account. Can you spare a minute to become a member today?

I'll power Change with $5 monthlyPayment method

Discussion