OKULDA ŞİDDETE DUR DE! Çaresiz değiliz. Çözüm yine eğitimde.

578

Hadi 1000 imzaya ulaşalım!
1.000’den fazla imzası olan kampanyalar, başarıya 5 kat daha yakın!

Kampanya metni

Bir çocuk okula korkarak gitmemeli.
Bir öğretmen sınıfa girerken kendisini güvende hissedip hissetmeyeceğini düşünmemeli.
Bir anne-baba, çocuğunu okula gönderirken başına bir şey gelip gelmeyeceğinden endişe etmemeli.

Okullarımızda yaşanan şiddet olayları hepimizi kaygılandırıyor. Her olayın ardından yine aynı çözümleri konuşuyoruz:

Daha fazla güvenlik görevlisi…
Daha fazla kamera…
Daha ağır cezalar…

Bunların gerekli olduğu durumlar vardır. Ama şiddet yalnızca bir güvenlik sorunu değildir.

Çünkü okul toplumdan bağımsız değildir. Toplumdaki şiddet, yoksulluk, eşitsizlik, öfke, dışlanma ve iletişim biçimleri okulun kapısından içeri girer.

Fakat görmemiz gereken ikinci bir gerçek daha var: Okul yalnızca toplumdaki şiddetin yansıdığı yer değildir. Bazı koşullarda şiddeti kendi içinde büyütebilir.

Çocukları sürekli “başarılı” ve “başarısız” diye ayıran; akademik başarıyı neredeyse tek değer hâline getiren; öğrencinin sanatla, sporla, bilimle, teknolojiyle ve üretimle kendisini ifade edebileceği alanları daraltan bir eğitim sistemi, bazı çocukların okulla bağını zayıflatabilir.

Kendisini hiçbir yerde başarılı hissedemeyen, görülmediğini ve duyulmadığını düşünen bir çocuk için okul zamanla ait olduğu yer olmaktan çıkabilir.

Şiddet ortaya çıkmadan çocuğa ulaşmalıyız.

Asıl mesele burada başlıyor. Şiddet gerçekleştikten sonra faili cezalandırmak elbette hukuk sisteminin işidir. Bizim eğitimciler olarak sormamız gereken soru ise başka:

O çocuğa şiddet ortaya çıkmadan önce ulaşabilir miydik?

Devamsızlık, okuldan kopma, yalnızlaşma, akran çatışmaları, zorbalık, sürekli öfke, davranış değişiklikleri…

Bunların hiçbiri tek başına bir çocuğun şiddete yöneleceği anlamına gelmez. Ama çocuğun desteğe ihtiyaç duyduğunu gösteren işaretleri zamanında fark edebilen bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.

Dünyada başka yollar deneniyor

Bunun mümkün olduğunu gösteren uygulamalar var. Finlandiya’da geliştirilen KiVa yaklaşımı, zorbalığı yalnızca zorbalığı yapan çocuk üzerinden ele almıyor; akranların ve bütün okul topluluğunun davranışlarını değiştirmeye çalışıyor.

Farklı ülkelerde uygulanan okul aidiyeti, akran desteği, mentorluk ve okul sonrası programlarının ortak bir düşüncesi var:

Çocuğun okulla ve toplumla bağını güçlendirmek.

Türkiye’nin başka ülkelerin modellerini aynen kopyalamasına gerek yok. Ama onların sorduğu doğru soruyu biz de sorabiliriz:

Çocuk kendisini bu okulun bir parçası olarak hissediyor mu?

Biz bir adım daha ileri gitmek istiyoruz: Kent de okul olmalı.

Bir çocuğun eğitimi okul zili çaldığında başlamadığı gibi, son zil çaldığında da bitmez.

Çocuğun yaşadığı mahalle, kütüphane, spor kulübü, belediyenin kültür merkezi, tiyatro, müzik, sanat ve teknoloji atölyeleri de onun eğitim dünyasının parçasıdır.

Bu nedenle yeni bir anlayış öneriyoruz:

Çocuğu yalnız bırakmayan okul, okulu yalnız bırakmayan kent.

Her çocuk matematikte ya da Türkçede en başarılı öğrenci olmayabilir.

Ama her çocuk bir şeyde başarılı olabilir. Bir çocuk futbolda, bir başkası tiyatroda; biri müzikte, diğeri robotikte, resimde, bilimde ya da üretimde kendisini bulabilir.

Bizim görevimiz çocuklara yalnızca “Şiddete başvurma” demek değildir. Çocuğa başka bir yol göstermek, kendisini ifade edebileceği alanlar açmak ve “Sen değerlisin ve bu toplumda senin de bir yerin var” diyebilmektir.

Ne istiyoruz?

Türkiye’de kapsamlı bir Okulda Şiddeti Önleme Programı başlatılmasını istiyoruz.

Bu programın yalnızca güvenlik tedbirlerinden oluşmamasını; okul iklimini, rehberlik ve psikososyal desteği, akran ilişkilerini, öğrenci aidiyetini, sanat ve sporu, öğretmen eğitimini ve erken destek mekanizmalarını birlikte ele almasını talep ediyoruz.

Her okulun kendi Şiddeti Önleme ve Okul İklimi Planı olsun. Risk altındaki çocuklara olay yaşandıktan sonra değil, mümkün olduğunca erken ulaşabilecek güçlü rehberlik ve destek sistemleri kurulsun.

Belediyeler, üniversiteler, spor kulüpleri, kültür-sanat kurumları ve sivil toplum okulların çevresinde yerel çocuk ve gençlik destek ağları oluştursun.

Ve en önemlisi: Çocukları yalnızca sınav sonuçlarıyla tanımlamaktan vazgeçelim.

Bu bir imzadan fazlası olsun.

Bu kampanyayı yalnızca imza toplamak için başlatmıyoruz.

Öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin, akademisyenlerin, psikologların, sosyologların, yerel yönetimlerin ve çocukların geleceği konusunda kaygı duyan herkesin katılabileceği bir “Okulda Şiddete Dur De Platformu” oluşturmak istiyoruz.

Araştıracağız. Çocukları ve öğretmenleri dinleyeceğiz.
Veri üreteceğiz. Çözüm geliştireceğiz.
Pilot uygulamalar yapacağız. Sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağız.

Karar vericilere yalnızca “Bir şey yapın” demeyeceğiz. Ne yapılabileceğini de göstereceğiz.

Çünkü başka bir okul mümkün.

Çocuğu dışlayan değil fark eden,
eleyen değil kazanan,
susturan değil dinleyen,
yalnızlaştıran değil buluşturan,
korkutan değil güçlendiren bir okul…

Çaresiz değiliz. Okulda şiddeti önleyebiliriz.

Biliyoruz ki çözüm yine eğitimde.

Bu çağrıya imzanızla katılın. Çünkü hiçbir çocuk korktuğu bir yerde öğrenemez.

avatar of the starter
Turgay PolatKampanyayı Başlatan KişiEğitim yazar

Karar Vericiler

UNICEF
UNICEF
Dr. Ir. Siti Nurbaya Bakar, M.Sc
Menteri Lingkungan Hidup dan Kehutanan

Kampanya Güncellemeleri