Adalar tarihte hep biraz izole yerler olduklarından sıklıkla karantina amaçlı olarak kullanılmıştır. Dünyada İzmir’deki Karantina Adası dışında karantina merkezi olarak kullanılan, bilinen iki ada daha vardır. Bunların biri Adriyatik’te Dubrovnik Adası , diğeri de Amerika’da New York’un denizden girişteki St.Ellis Adasıdır. Elbetteki St.Ellis adası çok daha popüler olup, 1892’den 1954’e 12 milyon göçmen buradan giriş yapmış ve/veya karantinaya alınmıştır. Bugün bu adalar müze olarak her yıl binlerce kişiyi ağırlamaktadır.
İşte bizim Heybeliadamız da tarihsel olarak Bizans Döneminden bu yana benzer amaçlarla kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulur kurulmaz o dönemin en önemli hastalığı olan veremle mücadele kapsamında çalışmalar başlamış ve 1924 yılında, Heybeliada Sanatoryumu İsviçre’deki bir sanatoryum örnek alınarak inşa edilmiştir. Burası 81 yıl boyunca, binlerce hastaya şifa olmuş, binlerce sağlık elemanı yetişmiş ve araştırmalar yapılmıştır. 2005 yılında hem hastanın azalması hem de ulaşımın güçlüğü bahane edilerek burası kapatılmıştır. Halen 224 dönümlük arazisi ile burası metruk haldedir. En son basında çıkan haberler, burasının Diyanet İşlerine verileceği yönündedir. Halbuki burası kısıtlı bir restorasyonla, ülkemizde eşi olmayan tıp geçmişi nedeniyle hem ideal bir Karantina Merkezi hem de Tıp Tarihi ve Tüberküloz Müzesi olmak için ideal bir konumdadır. Burada yatan hastalar arasında kimler yok ki; ikinci Reisi Cumhur İsmet İnönü’den, ünlü şair Salah Birsel’e, romancı Rıfat Ilgaz’a kadar kimler gelmiş, kimler geçmiş. Bu tip yerler dünyada hep kültür merkezleri haline getiriliyor. Gelin Türk Toraks Derneği’nin imza kampanyasını destekleyelim ve Heybeliada Sanatoryumu’nu tekrar aslına uygun bir şekilde hayatın içine alalım. İmza kampanyasına destek 16 Nisan 2020 itibariyle 22.000’i kişiyi aşmıştır.