Yetiştirme Yurtlarında Şiddete Son Verin ve Şartları İyileştirin


Yetiştirme Yurtlarında Şiddete Son Verin ve Şartları İyileştirin
Kampanya metni
Sosyal Bilimciler ve Ruh Sağlığı Çalışanları Yetiştirme Yurtlarında Şiddete Hayır Diyor
28 Nisan akşamı Ankara Sincan Yetiştirme Yurdu'nda kalan 14-16 yaşlarındaki çocukların, aynı yurtta beraber yaşadıkları 8-10 yaşlarındaki diğer çocukları dövdükleri ve bu çocukları birbirlerini dövmeleri için zorladıkları ortaya çıktı. Bu olay bize çocukların zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi ve güvenliği açısından,Türkiye'deki yetiştirme yurtlarının yetersizliğini bir kere daha göstermiş bulunuyor.
Ülkemizde ailesini kaybetmiş ya da terk edilmiş binlerce çocuk, yetiştirme yurtlarında hayatlarını sürdürmek zorunda. Karmaşık yapısı olan bu yurtlarda,saldırgan davranışlar sergileyen, ruhsal olarak zedelenmiş ve hem kendine hem de diğerlerine güven sorunu yaşayan çocuklar bulunmakta ve aralarında sıkça şiddet olayları görülmektedir.
Sincan Yetiştirme Yurdu'nda açık şekilde görüyoruz ki; yaş olarak büyük olan çocukların kendilerinden küçük ve güçsüz olanlara doğrudan fiziksel ve sözel zorbalıkları söz konusudur. Zorbalığı yaratan koşulları ortadan kaldırmadan sorumluluğu çocuklara bırakmak doğru bir yöntem değildir. Hem küçüklerin şiddete maruz kalmasında hem de büyük çocukların şiddet uygulayıcı bireyler haline gelmesinde bu yetiştirme yurtlarındaki eğitimin payı bulunmaktadır. Çünkü çocukların cezaevlerini aratmayacak şekilde kapalı kalmaları, oyun alanlarının ve sosyal etkinliklerin yetersizliği zihinsel çerçevelerini geliştirmemekte ve sağlıklı bir toplumsal yaşam sürdürmelerini engellemektedir.
Çocukların şiddet ortamından uzak durması için eğitimin, bakımın, ilginin otoriter ve tehditkar olmaması, yani şiddetin her biçiminden uzak sunulması gerekiyor. Çocuklarla kurulan etkileşimin ve temasın sevgiye, kabule ve saygıya dayalı olması, çocuk hakları temelinde fiziksel, sosyal ve psikolojik iyileştirmelerin yapılması, çocukların karar süreçlerine katılmaları, çocukların ihtiyaçlarının çocuklarla birlikte belirlenmesi gibi birçok uygulamanın yetiştirme yurtlarında bulunması gerekiyor. Uygun ortamın yaratılmadığı yurtlarda çocukların saldırgan davranışlar göstermesi, birbirlerine zarar vermeleri neredeyse kaçınılmaz oluyor.
Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklamada, "Sincan Yetiştirme Yurdu'nda kalan çocuklarla ilgili olarak yaklaşık 1,5 ay önce alınan ihbar üzerine müfettiş görevlendirilerek idari soruşturma başlatılmış olup, gerekli tedbirler ivedilikle alınmıştır. Bunun sonucunda; olayda kusuru olduğu tespit edilen kat görevlisi hakkında işlem başlatılmış ve iş akdi sonlandırılmıştır.
Olayla ilgili olarak tutulan tutanakta: "Çocuklarla ilgili olarak gerekli mesleki çalışma başlatılarak, 3 çocuğun il dışına nakilleri yapılmış, mağdur çocuk statüsünde bulunan çocukların da psikolojik destek ve tedavi süreci başlatılmıştır. Ayrıca konu ile ilgili olarak adli soruşturma başlatılması için de başvuruda bulunulmuştur" denilmektedir. Fakat bu olayda sadece kat görevlisi değil, yurt müdürü başta olmak üzere idari servisteki bütün yöneticilerin soruşturma bitene kadar görevden alınması, bundan sonra benzer olayların yaşanmaması için alınacak önlemlerin somut olarak kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.
Yetkililer, görevlerine uygun hareket etmeli ve çocukların güven içerisinde ruhsal ve bedensel bütünlüğünü bozmayacak, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını teminat altına almalıdır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bundan sonra benzer şiddet olaylarının yaşanmaması için uygun tedbirleri ve koruyucu önlemleri hayata geçirmelidir.
Yetiştirme yurtlarında ruh sağlığı çalışanlarının, sosyal çalışmacıların ve çocuk gelişim uzmanlarının sadece meslek elemanı olarak değil, aynı zamanda idari kadro içinde de bulunması zorunlu olmalıdır. Diğer yandan, meslek örgütlerinin, çocuk hakları üzerine çalışan örgütlerin ve insan hakları örgütlerinin sürece dahil olması, koruyucu önlemler arasında görülmelidir. Bakanlık, çocukların yüksek yararı için meslek örgütleriyle ve hak mücadelesi veren örgütlerle birlikte çalışma yürütmelidir.
Normal şartlarda, ideal koşullarda olması gerekenleri dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışsak da ülke gerçeklerinin ezici bir şekilde, bütün bu ideal koşulları oluşturmada etkili olduğunun farkındayız. Bu ülkede adalet mekanizmasının meşruiyetini yitirdiğini,meslek örgütlerinin tasfiye edilme veya edilgenleştirilme süreçlerini, insan hakları ve çocuk hakları derneklerinin çalışmalarının sınırlandırıldığını ve değersizleştirildiğini, eğitim sisteminin felç olduğunu, çocuk ihmal ve istismarında caydırıcı ve koruyucu politikaların hayata geçirilmediğini, bakanlıklar tarafından devlet kurumlarının derinlikli ve içerikli denetiminin yapılmadığını ve uygun psiko-sosyal hizmetlerin verilmediğini biliyoruz.
Yine bu ülkede çocuklara değer verilmediğini, çocuk işçilerin sayısının her gün arttığını,“evlilik” adı altında çocuklara ekonomik istismar uygulandığını, çocuk tecavüzlerinin meşru görüldüğünü, çocukların devletin kolluk kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü, suça sürüklenen çocukların cezaevlerinde tecavüze, işkenceye maruz kalmasına karşı hiçbir önlem alınmadığını ve hiçbir yaptırım uygulanmadığını da biliyoruz. Fakat bu gerçeklere alışmayı reddediyoruz. Şiddet yukarıdan aşağı doğru yayılır ve örgütlenir. Kadına yönelik şiddeti, çocuğa yönelik şiddeti, cinayetleri, tecavüzleri, işkenceyi önleyemeyen ve şiddet ortamını olağanlaştıran iktidarın, bu ve benzeri olaylardaki sorumluluğunu görmezden gelmek istemiyoruz.
Tüm bu şiddet olaylarının önlenmesi ve çocukların gerek yasal gerek kurumsal düzeyde güvenliklerinin sağlanmasında, devlet kurumlarının yükümlülüğü olduğunu düşünen bizler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam başta olmak üzere hükümetin olaylardaki sorumluluğunu kabul ve beyan etmesini, çocukların yaşam koşullarının iyileştirmelerini aynı zamanda, çocukların hapishaneleri andıran yurtlarda barınmasının yerine, evlatlık verilme şartlarının kolaylaştırılmasını, bu bağlamda yaş sınırının kaldırılmasını, bekarların ve eşcinsel çiftlerin de evlatlık edinebilmesini, devletin vatandaşları "koruyucu aile" olmaya özendirecek çalışmalar yapmasını talep ediyoruz.
İlk İmzacılar:
1.Caner Özdemir, Psikolog, İstanbul
2. Burcu Ovacık, Psikolog, İzmir
3. Özge Tuğçe Güdül, Psikolog, İstanbul
4. Deniz Alan Held, Filolog, Almanya
5. Prof.Dr. Öget Öktem Tenör, Nöropsikolog, İstanbul
6. Özge Yılmaz, Psikolog, Ankara
7. Gülcem Sala Razı, Psikiyatri Hemşiresi, Amerika
8. Çağda Çakır, Psikolog, İstanbul
9. Ayfer Kayatuzu, Davranış Bilimcisi, İstanbul
10. Özlem Tütüncü, Sosyoloji YL. öğr. İstanbul
11. Ezgi Yıldız ,Siyasal Bilimler Öğrencisi,İstanbul
12. Aliye Mürvet Oğlu, Psikolog, İstanbul
13. Kenan Keskin, Psikolog Tekirdağ
14. Ceren Duman Psikolog, İstanbul
15. Gizem Ölmez,Psikoloji öğrencisi,Mersin
16. Özge Yüksel, Psikolog, İstanbul
17. Miray Şaşıoğlu, Siyaset bilimci ve Psikolog, İstanbul
18. Ceren Gündoğdu Sarıcan, Psikolog, İstanbul
19. Erdoğan Özmen, Psikiyatrist, İstanbul
20. Mehmet Karasu, Psikoloji bölümü Araştırma Görevlisi ,İzmir
21. Leyla Turhan, Psikolog, İstanbul
22. Ceren Arslan, Psikoloji Öğrencisi, İzmir
23. Ilgın Hoşgelen, Psikolog, Fethiye
24. Öznur Acicbe ,Psikolog,Hebron
25. Merve Kavak, Psikolog ,Almanya
26. Cemre Can Aşlamacı, Psikolog, İstanbul
27. Elif Terziköy, uzman Psikolog, İstanbul
28. Özge Şener ,Psikolog, Urfa
29. Arife Gökçeoğlu, Psikolog, İzmir
30. Şeyda Yelçi, Psikolog, İzmir
31. Doğan Korkmaz, Psikolog, İzmir
32. Ufuk Kılıçaslan, Psikolog, İzmir
33. Selda Temurtürkan, Rehber Öğretmen, İzmir
34.Adem Üstündağ,Klinik Psikolog,İstanbul
35.Gülnur Doğan, Okul Öncesi Öğretmeni, İstanbul
36. Eylem Almaz,Psikolog, İstanbul

Kampanya metni
Sosyal Bilimciler ve Ruh Sağlığı Çalışanları Yetiştirme Yurtlarında Şiddete Hayır Diyor
28 Nisan akşamı Ankara Sincan Yetiştirme Yurdu'nda kalan 14-16 yaşlarındaki çocukların, aynı yurtta beraber yaşadıkları 8-10 yaşlarındaki diğer çocukları dövdükleri ve bu çocukları birbirlerini dövmeleri için zorladıkları ortaya çıktı. Bu olay bize çocukların zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi ve güvenliği açısından,Türkiye'deki yetiştirme yurtlarının yetersizliğini bir kere daha göstermiş bulunuyor.
Ülkemizde ailesini kaybetmiş ya da terk edilmiş binlerce çocuk, yetiştirme yurtlarında hayatlarını sürdürmek zorunda. Karmaşık yapısı olan bu yurtlarda,saldırgan davranışlar sergileyen, ruhsal olarak zedelenmiş ve hem kendine hem de diğerlerine güven sorunu yaşayan çocuklar bulunmakta ve aralarında sıkça şiddet olayları görülmektedir.
Sincan Yetiştirme Yurdu'nda açık şekilde görüyoruz ki; yaş olarak büyük olan çocukların kendilerinden küçük ve güçsüz olanlara doğrudan fiziksel ve sözel zorbalıkları söz konusudur. Zorbalığı yaratan koşulları ortadan kaldırmadan sorumluluğu çocuklara bırakmak doğru bir yöntem değildir. Hem küçüklerin şiddete maruz kalmasında hem de büyük çocukların şiddet uygulayıcı bireyler haline gelmesinde bu yetiştirme yurtlarındaki eğitimin payı bulunmaktadır. Çünkü çocukların cezaevlerini aratmayacak şekilde kapalı kalmaları, oyun alanlarının ve sosyal etkinliklerin yetersizliği zihinsel çerçevelerini geliştirmemekte ve sağlıklı bir toplumsal yaşam sürdürmelerini engellemektedir.
Çocukların şiddet ortamından uzak durması için eğitimin, bakımın, ilginin otoriter ve tehditkar olmaması, yani şiddetin her biçiminden uzak sunulması gerekiyor. Çocuklarla kurulan etkileşimin ve temasın sevgiye, kabule ve saygıya dayalı olması, çocuk hakları temelinde fiziksel, sosyal ve psikolojik iyileştirmelerin yapılması, çocukların karar süreçlerine katılmaları, çocukların ihtiyaçlarının çocuklarla birlikte belirlenmesi gibi birçok uygulamanın yetiştirme yurtlarında bulunması gerekiyor. Uygun ortamın yaratılmadığı yurtlarda çocukların saldırgan davranışlar göstermesi, birbirlerine zarar vermeleri neredeyse kaçınılmaz oluyor.
Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklamada, "Sincan Yetiştirme Yurdu'nda kalan çocuklarla ilgili olarak yaklaşık 1,5 ay önce alınan ihbar üzerine müfettiş görevlendirilerek idari soruşturma başlatılmış olup, gerekli tedbirler ivedilikle alınmıştır. Bunun sonucunda; olayda kusuru olduğu tespit edilen kat görevlisi hakkında işlem başlatılmış ve iş akdi sonlandırılmıştır.
Olayla ilgili olarak tutulan tutanakta: "Çocuklarla ilgili olarak gerekli mesleki çalışma başlatılarak, 3 çocuğun il dışına nakilleri yapılmış, mağdur çocuk statüsünde bulunan çocukların da psikolojik destek ve tedavi süreci başlatılmıştır. Ayrıca konu ile ilgili olarak adli soruşturma başlatılması için de başvuruda bulunulmuştur" denilmektedir. Fakat bu olayda sadece kat görevlisi değil, yurt müdürü başta olmak üzere idari servisteki bütün yöneticilerin soruşturma bitene kadar görevden alınması, bundan sonra benzer olayların yaşanmaması için alınacak önlemlerin somut olarak kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.
Yetkililer, görevlerine uygun hareket etmeli ve çocukların güven içerisinde ruhsal ve bedensel bütünlüğünü bozmayacak, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını teminat altına almalıdır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bundan sonra benzer şiddet olaylarının yaşanmaması için uygun tedbirleri ve koruyucu önlemleri hayata geçirmelidir.
Yetiştirme yurtlarında ruh sağlığı çalışanlarının, sosyal çalışmacıların ve çocuk gelişim uzmanlarının sadece meslek elemanı olarak değil, aynı zamanda idari kadro içinde de bulunması zorunlu olmalıdır. Diğer yandan, meslek örgütlerinin, çocuk hakları üzerine çalışan örgütlerin ve insan hakları örgütlerinin sürece dahil olması, koruyucu önlemler arasında görülmelidir. Bakanlık, çocukların yüksek yararı için meslek örgütleriyle ve hak mücadelesi veren örgütlerle birlikte çalışma yürütmelidir.
Normal şartlarda, ideal koşullarda olması gerekenleri dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışsak da ülke gerçeklerinin ezici bir şekilde, bütün bu ideal koşulları oluşturmada etkili olduğunun farkındayız. Bu ülkede adalet mekanizmasının meşruiyetini yitirdiğini,meslek örgütlerinin tasfiye edilme veya edilgenleştirilme süreçlerini, insan hakları ve çocuk hakları derneklerinin çalışmalarının sınırlandırıldığını ve değersizleştirildiğini, eğitim sisteminin felç olduğunu, çocuk ihmal ve istismarında caydırıcı ve koruyucu politikaların hayata geçirilmediğini, bakanlıklar tarafından devlet kurumlarının derinlikli ve içerikli denetiminin yapılmadığını ve uygun psiko-sosyal hizmetlerin verilmediğini biliyoruz.
Yine bu ülkede çocuklara değer verilmediğini, çocuk işçilerin sayısının her gün arttığını,“evlilik” adı altında çocuklara ekonomik istismar uygulandığını, çocuk tecavüzlerinin meşru görüldüğünü, çocukların devletin kolluk kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü, suça sürüklenen çocukların cezaevlerinde tecavüze, işkenceye maruz kalmasına karşı hiçbir önlem alınmadığını ve hiçbir yaptırım uygulanmadığını da biliyoruz. Fakat bu gerçeklere alışmayı reddediyoruz. Şiddet yukarıdan aşağı doğru yayılır ve örgütlenir. Kadına yönelik şiddeti, çocuğa yönelik şiddeti, cinayetleri, tecavüzleri, işkenceyi önleyemeyen ve şiddet ortamını olağanlaştıran iktidarın, bu ve benzeri olaylardaki sorumluluğunu görmezden gelmek istemiyoruz.
Tüm bu şiddet olaylarının önlenmesi ve çocukların gerek yasal gerek kurumsal düzeyde güvenliklerinin sağlanmasında, devlet kurumlarının yükümlülüğü olduğunu düşünen bizler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam başta olmak üzere hükümetin olaylardaki sorumluluğunu kabul ve beyan etmesini, çocukların yaşam koşullarının iyileştirmelerini aynı zamanda, çocukların hapishaneleri andıran yurtlarda barınmasının yerine, evlatlık verilme şartlarının kolaylaştırılmasını, bu bağlamda yaş sınırının kaldırılmasını, bekarların ve eşcinsel çiftlerin de evlatlık edinebilmesini, devletin vatandaşları "koruyucu aile" olmaya özendirecek çalışmalar yapmasını talep ediyoruz.
İlk İmzacılar:
1.Caner Özdemir, Psikolog, İstanbul
2. Burcu Ovacık, Psikolog, İzmir
3. Özge Tuğçe Güdül, Psikolog, İstanbul
4. Deniz Alan Held, Filolog, Almanya
5. Prof.Dr. Öget Öktem Tenör, Nöropsikolog, İstanbul
6. Özge Yılmaz, Psikolog, Ankara
7. Gülcem Sala Razı, Psikiyatri Hemşiresi, Amerika
8. Çağda Çakır, Psikolog, İstanbul
9. Ayfer Kayatuzu, Davranış Bilimcisi, İstanbul
10. Özlem Tütüncü, Sosyoloji YL. öğr. İstanbul
11. Ezgi Yıldız ,Siyasal Bilimler Öğrencisi,İstanbul
12. Aliye Mürvet Oğlu, Psikolog, İstanbul
13. Kenan Keskin, Psikolog Tekirdağ
14. Ceren Duman Psikolog, İstanbul
15. Gizem Ölmez,Psikoloji öğrencisi,Mersin
16. Özge Yüksel, Psikolog, İstanbul
17. Miray Şaşıoğlu, Siyaset bilimci ve Psikolog, İstanbul
18. Ceren Gündoğdu Sarıcan, Psikolog, İstanbul
19. Erdoğan Özmen, Psikiyatrist, İstanbul
20. Mehmet Karasu, Psikoloji bölümü Araştırma Görevlisi ,İzmir
21. Leyla Turhan, Psikolog, İstanbul
22. Ceren Arslan, Psikoloji Öğrencisi, İzmir
23. Ilgın Hoşgelen, Psikolog, Fethiye
24. Öznur Acicbe ,Psikolog,Hebron
25. Merve Kavak, Psikolog ,Almanya
26. Cemre Can Aşlamacı, Psikolog, İstanbul
27. Elif Terziköy, uzman Psikolog, İstanbul
28. Özge Şener ,Psikolog, Urfa
29. Arife Gökçeoğlu, Psikolog, İzmir
30. Şeyda Yelçi, Psikolog, İzmir
31. Doğan Korkmaz, Psikolog, İzmir
32. Ufuk Kılıçaslan, Psikolog, İzmir
33. Selda Temurtürkan, Rehber Öğretmen, İzmir
34.Adem Üstündağ,Klinik Psikolog,İstanbul
35.Gülnur Doğan, Okul Öncesi Öğretmeni, İstanbul
36. Eylem Almaz,Psikolog, İstanbul

Kampanya Kapatıldı
Bu kampanyayı paylaş
Karar Vericiler
Kampanya Güncellemeleri
Bu kampanyayı paylaş
Kampanya 17 Mayıs 2015 tarihinde başlatıldı