
www.change.org/p/gssiptaledilsin - PAYLAŞ: "GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE ON KASIM GÜNÜNÜ MANEVİ ANLAMDA ANMAK İLE ANLAMAK KONUSUNDA AÇIKLAMALARIMIZ" - GÜNDEM: "Kıymetli Yol ve Dava Arkadaşlarımız! Her 10 Kasım’da ve tüm ulusal ve milli değerlerimize ait önemli günlerde olduğu gibi, yine Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi ve saygı ile giderek artan bir özlemle anacağız; Anmakla kalmayıp aslında anlamaya çalışacağız: Gazi M.K.Atatürk bizim geçmişe özlemimiz değildir. Tam anlamı ile samimi olarak bizim aydınlık geleceğimizdir diyoruz. O’nun gösterdiği yol bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yoludur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hayatının her döneminde ve hatta paramparça edilmiş Anadolu’nun göklerinde Ay-yıldızlı bayrağı yeniden dalgalandırmaya başladığı dönemlerde bile büyük saldırıların hedefinde olmuştur. Henüz öğrenciyken “teşkilatçılık yönünü” keşfetmiş ve girdiği her ortamda, bulunduğu her makamda etrafındaki herkesi örgütlemeye, farklı düşüncelere sahip insanları ikna ederek aynı yolda yürümeye teşvik etmiştir. Hiç şüphesiz ki Mustafa Kemal, doğru bildiği yolda yürürken her türlü riski de göğüslemeyi bilmiş ve Çanakkale Savaşlarında olduğu gibi “milletin bekası için” bizzat sorumluluk almaktan çekinmemiştir. Mustafa Kemal, büyük Türk milletinin Atatürk’ü haline geleceği mücadelesinin her aşamasında hem teşkilatçılığını hem de sorumluluk üstlenme ve risk alma özelliklerini defalarca göstermiştir. 19 Mayıs 1919’dan itibaren yaşanan kongreler süreci onun “kutlu davasını” nasıl kitleselleştirdiğini gösterirken padişah’ın “ölüm fermanını” boynuna şeref madalyası olarak takıp “hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen Kurtuluş mücadelesine devam etmesi de” onun yüksek sorumluluk duygusunun ispatı olmuştur. Ancak Mustafa Kemal’in düşmanları da değişen zamana ve zemine göre yeni taktikler geliştirmişler ve büyük Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini tırpanlamak için önlerine çıkan her fırsatı kullanmışlardır. Kurtuluş mücadelesi boyunca işbirlikçi din adamlarına milli mücadele karşıtı “fetvalar” yayınlatan emperyalizm, genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında da “gerici ve bölücü” sorunlar çıkartarak Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalmasını engellemeye uğraşmışlardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938 yılında vefatından hemen sonra yeniden harekete geçen emperyalist odaklar, bu sefer taktik değiştirerek Mustafa Kemal’i semboller dünyasına hapsedip, Mustafa Kemal’in düşüncelerini adeta yasaklama yarışına girmişlerdir. Böylece bugüne kadar sürecek olan Mustafa Kemal’e yönelik saldırılar da başlamış olur. Biliyorum ki, 10 Kasım 2019’ın saat tam 9’u 5 geçesinde, “dünyanın en büyük sivil eylemi” olarak adlandırılabilecek “saygı duruşunu” ve milyonların büyük coşkuyla akın edeceği Anıtkabir’i görüp gurur duymak yerine yaşananları “önemsizleştirmeye” çalışacak bir grup mutlaka ortaya çıkacaktır. Hatta içlerinden bazıları, içine düştükleri zevk ve sefa çukurunda olarak ruhlarını teslim ettikleri modern zaman getirilerini; yani, makamı, lüks düşkünlüğünü ya da ruhlarını saran kibri yok sayıp, Cumhuriyet çocuklarını “samimiyetsiz ve geçmişi severlikle” de suçlayacaktır. Ancak ne olursa olsun gerçek değişmeyecektir: Her 10 Kasım, “Ne mutlu Türküm diyene!” demekten onur duyanların, “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir.” diyenlerin ve “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diye haykıranların “Mustafa Kemal’in askeri” olarak Türk milletinin hizmetinde olduğunun ilanıdır. Bu anlamda, ziyaret edilen yer sadece bir anıtkabir ve yas yeri değildir. Bir milletin direniş kararlılığını gösterme yeridir. 10 Kasım’da saygıyla ayağa kalkanlar da “Mustafa Kemal’in isimsiz kahramanlarıdır.” Elbette 2019’un Cumhuriyetimizi yaşatma göreviyle onurlandırılmış Türk gençliği hala ayaktadır ve Atasının izindedir. Yarınlara umutla bakmamızı sağlayan şey de bu inançtır. O halde, 10 Kasım 2019’da Cumhuriyet çocuklarının vazifesi ilk önce emanetlerimize sahip çıkma kararlılığını bir kez daha ortaya koymak olmalıdır. Bu kararlılığın devamındaysa Atatürk gibi “teşkilatçı ve yeri geldiğinde risk/sorumluluk alıcı” olmak ve mücadelenin en ön saflarına doğru atılmak her bir Cumhuriyet çocuğu için bir zorunluluktur. O büyük insan “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek bize bilimin aydınlattığı çağda uygarlık yolunu göstermiştir. Bu nedenle “İzindeyiz” yerine “yolundayız” demeliyiz. Yolundayız Atam. Atatürk’ün okumaya verdiği öneme değinmek istiyorum. Atatürk’ün okumaya önem verdiğini, yaşamı boyunca yaklaşık 4000 kitap okuduğunu biliyoruz. Dile kolaydır. 4000 kitap bir yaşama nasıl sığar? Atatürk “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.” diyor. Atatürk’ün dediği gibi kitap okumalıyız. Gelişmek için okumak şart. Harçlıklarımızın yarısını kitaplara vermeliyiz. Aldığımız kitapları arkadaşlarımızla değişerek daha çok kitap okumalıyız. Atatürk şüphesiz ki yüzyılımızın en büyük devlet adamı en büyük lideridir. Kuşkusuz bu özelliğinin var olmasında askeri kişiliği, devlet adamlığının yanı sıra düşün adamı olmasının da büyük payı vardır. Yaşamı boyunca kitap, Atatürk için vazgeçilmez bir değer, yol gösteren bir varlık olmuştur. O’nun için okumak bir tutkuya dönüşmüş ve bu tutku sonunda geniş bir kültür kazanmıştır. Atatürk için kitap, öğrenim yaşamı boyunca her aşamada etkili olmuştur. İlkokul öğrencisi iken kitap okumayı, sokakta oynamaya yeğlemiş, ders kitapları ile yetinmemiş, askeri okulda öğrenimini sürdürürken de yerel dergi ve gazeteleri izlemiş, fen ve matematik konularında yarışmalara grip kazanmıştır. Vatan ve özgürlük kavramlarını işleyen Namık Kemal’ın eserlerini, Mehmet Emin Yurdakul ve Tevfik Fikret’in şiirlerini okurken, öte yandan da Voltaire, Rousseau, Montesqiue gibi Fransız düşünürlerin eserlerini okumuş ve fikirleri üzerinde tartışmıştır. Fransızca öğrenmiş ve bu dilde, askerlik eğitimi ile ilgili olduğu kadar, siyaset, hukuk ve edebiyat üzerine yazılmış eserleri de okumuştur. Atatürk 3. Ordu’dayken General Litzmann’dan çeviriler yapmış, Çanakkale Savaşları sırasında, ateş altında bile okumaktan vazgeçmemiştir. Atatürk vatanı düşman istilasından kurtardıktan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra sosyal ve ekonomik konulara daha çok eğilmek gereğini duymuştur. Artık O, savaş alanlarında kazandığı zaferlerini, kültürel, sosyal, ekonomik alanlarda yapmayı tasarladığı reformlarla sağlam temellere oturtmak istiyordu. Bunun için de yapacağı devrimler için her türlü fikir ve inanç düzeyindeki delegelerle dolu bir Meclis’in başkanı olarak yeterli bilgi edinmesi gereğine inanıyordu. Bu nedenle de o güne kadar okuyamadığı bazı kitapları yurt dışından getirtiyor, Türkçeye çevirtiyordu. Atatürk’ün hangi konularda, ne çeşit eserler okuduğunu gösteren en güvenli kaynak özel kütüphanesinin kataloğudur. Bu kaynak O’nun düşün ve kültür yaşamının bir göstergesidir. Atatürk’ün özel kütüphanesinin koleksiyonları arasında en geniş yeri tarih kitapları almaktadır. Yazımı birlik yaratma amacı olan bir tavsiye sözü ile noktalamak istiyorum: Eğer Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak istiyorsak, eğitim gerçekten şarttır. Eğitim içinde Atatürk gibi çok okumak gerekiyor. Çok okuyacağız. Okuyanların sayısı çoğaldıkça güçlendiğimizi göreceğiz. Çocuklarımızın okuma alışkanlığı edinmelerini sağlayacağız. Kaldırılan felsefe dersleri yeniden konulmalıdır. Düşünen soran sorgulayan araştıran, bilgiye ulaşmayı ve paylaşmayı bilen nesiller yetiştirmeliyiz. Çocuklarınıza ve dostlarınıza vereceğiniz en güzel hediye niye bir "NUTUK" olmasın. Dostlarım gerçekten söylüyorum. Nutuk okumayan kalmasın. Her zaman, yaşamın içinde ve gelecek tüm on kasım günleri için yine duyarlı olmalıyız. Her milli bayramda her 10 Kasım’da sel olup Anıttepe’ye akıyoruz. Atamızın ölüm yıl dönümünde, Cumhuriyet çocuklarını bir kez daha saygıyla ayağa kalkmaya ve o bir dakikanın sonunda “Ne mutlu Türküm diyene!” demeye davet ediyorum. İnanıyorum ki; 10 Kasım’ı yas günü olarak değil “mücadele kararlılığının” bir ifadesi olarak anlamaya ve Cumhuriyetimizin geleceği için gereğini yapmaya bu yıl da hazır olacaktır. Ne mutlu Türküm diyene!" - PAYLAŞALIM: Mağdurlarımız sistemsel sorunlar yaşıyor. Yazıyı şu an okuyan varsa, paylaşım yapmaya isteğiniz varsa, imza kampanyasına katılmak istiyorsanız ve youtube sitesindeki - YOUTUBE TAKİP: https://youtu.be/pdvVlk1eVpI - yayına dikkat çekmek isterseniz, instagram sitesinde - İNSTAGRAM TAKİP: https://www.instagram.com/zorunlugssiptaledilsin/ - katılımcı olmak amacında iseniz, twitter'da - TWİTTER TAKİP: https://twitter.com/halkinsozcusuol - ortak hash tag mesajını twitterda: #Gssiptaledilsin şeklinde saat: 20.00 - 23.59 arası ortak yazmaya amacınız varsa, facebook veya diğer sosyal yayınları aktarmak ve kamuoyu yaratma duyarlılığındaysanız: yorum yapar mısınız? - ANKET: Destek için varım, paylaşırım ve takip yaparım der misiniz? - İMZA KAMPANYASI: www.change.org/p/gssiptaledilsin