

Geçtiğimiz hafta Ceviz Otizm Araştırmaları ve Toplumsal Savunma Derneği'nin 'Yunusla yüzme terapi değildir' açıklamasının ardından bu kez de, 1976’dan bu yana meslek kuruluşu olarak ve kamu yararına faaliyet gösteren Türk Psikologlar Derneği (TPD) bir mektup paylaştı.
Dernek, Yunuslara Özgürlük Platformu’na gönderdiği mektupta hak temelli yaklaşımla bilimsel verilere atıfta bulundu, yunus parklarının özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin maddi ve manevi olarak sömürülmesine de zemin hazırlayabileceğine dikkat çekti.
Yunuslara Özgürlük Platformu'nun aktardığı gibi, beş sayfalık mektup, Hayvan Hakları Kanunu’na dair güncel gelişmeler ışığında TPD Genel Merkez Yönetim Kurulu adına Genel Koordinatör Aras Onur’un imzasıyla paylaşıldı. Mektubun ön yazısında, hakların bir bütün olarak değerlendirilmesinin önemine değinildi ve “Haklar arasında hiyerarşi oluşturulmamasının; tüm tarafların refahı düşünülerek hareket edilmesinin önemi bilinmektedir” denildi.
Mevcut tesislerin kapatılmamasının gerek insanlara, gerek hayvanlara verebileceği zarar ise şöyle özetlendi: “Özel gereksinimli çocukların tedavisi için mevcut yunus parklarının kapatılmaması ya da yeni yunus parklarının açılması bilimsel gerçeklikten uzak bir yaklaşımdır; çünkü yunusla tedavinin özel gereksinimli çocukların tedavisinde herhangi bir yararının olduğu kanıtlanmış bir bilgi değildir.''
Çok sayıda bilimsel makalenin kaynak gösterildiği mektupta, yunus destekli terapi uygulamalarının hem çocuklar hem de yunuslar açısından neden zararlı olduğuna dair de dikkat çeken unsurlar şu şekilde sıralandı:
Kırılgan grupların istismarı: “Balina ve Yunus Koruma Birliği tarafından Ekim 2007’de yayınlanan bir rapora göre Yunus Destekli Terapilerde sadece yunuslar değil, aynı zamanda insanlar da kırılgan iki grubu temsil etmektedir. Doğal yaşam alanlarından koparıldıkları ve esaret altına alındıkları için yunuslar kırılgan grup olarak ele alınırken; terapiye gelen insanlar da hem psikolojik hem fizyolojik zorlukları olan insanlar olmaları nedeniyle kırılgan grup olarak ele alınmıştır. Bu durum da hem insanlar hem de yunuslar için endişe verici bir durum haline gelebilmektedir.”
Ulaşılabilir değil: “Yunus Destekli Terapiler yurtdışında da ülkemizde de ekonomik olarak oldukça pahalı ve bu nedenle ulaşılabilir görülmemektedir.”
İçsel ve dışsal kaynakların tüketilmesi: Otizmli bireylerin aileleri etiyoloji tam bilinmediğinden dolayı pek çok tedavi yöntemine başvurabilmektedir. Ancak kanıta dayalı olmayan tedavi yöntemleri ailelerin umut, zaman, para gibi içsel ve dışsal kaynaklarını tüketebilmektedir. Bu durumun ailelerin tedavilere ilişkin güvenini sarsma ve ailenin tedavileri bırakması açısından risk taşıdığı düşünülmektedir.
Hayvan istismarı: Hayvan Destekli Terapiler için uygulama ve etik standardının olmaması durumu taraflardan biri için istismar edilen eylemler haline getirebilmektedir. Yunusların seçilmesiyle başlayan süreç, deniz parklarına getirilmesiyle devam etmektedir. Eğitim başlığı altında yunusların “ölü balık yemeye” alıştırılması, sağlıklarını etkileyen ve kendileri için dar olan havuzlarda yüzmeleri, yüzgeçlerinin yapılan aktiviteler sırasında zarar görmesi, doğum süreçlerinin sekteye uğraması gibi pek çok basamakta istismarla karşı karşıya kalınmaktadır.
Stres faktörü ve yaralanma, kaza riski: Doğal olmayan yaşam ortamlarının yarattığı stres yunusların hayatlarını erken kaybetmesine neden olmaktadır. Sadece stresin değil, otizmli çocukların stereotipik davranışlarının da hayvanlara zarar verebileceği ileri sürülmektedir. Ayrıca terapilerin yararlanıcıları olarak belirlenen çocuklar yüzme sırasında yaralanma, ısırılma, enfeksiyon gibi tehditlerle karşılaşabilmektedir.
* Haber metni, yunuslaraozgurluk.org sitesiden alınmıştır.