

'Ama şu hastalık! Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içinde taşıyor.'
Albert Camus - Veba
İnsan gündelik yaşamını onu aslında hiç fark etmeden yaşıyor. Zamanın ve mekanın sıradanlığını besleyen ve kurtaran çoğu şey, ardında farklı olasılıkları da taşıyor. Felaketler en çok da o sıradanlığın kötülüğünde ortaya çıkıyor. Çünkü ancak bu denli zehirli bir sıradanlık içinde yetişebiliyor.
Covid-19 da, normal işleyen bir dünyadan çıktı; hayvan pazarları, ceset kasapları, ölüm kampları... Tüm ilksel ana maddeler malzeme haline gelince olduklarından farklı bir şeye dönüşmeye başladılar; hava, su, toprak, ateş.
Hava, gri oldu. Artık eski haline dönse de hep gri kalacak zihnimizde.
Ateş, yangın oldu. Avustralya yandı.
Su, zehir oldu. Veba ile tanışıldı.
Toprak, yetmez oldu. Limon gibi sıkıldı, yeryüzü ulaşılamazdı artık.
Dünya içinde birçok dünya vardır. Onu sadece insan dünyasının genel bilgisine indirgediğimizde insanın diğer dünyalarla karşılaşmasının maliyeti sıfır olmuyor.
Yarasanın dünyası da kendine özgü bir habitatın içindeydi. Ekolojibirligi.org sitesinin 'Ölümcül Hastalıklara Neden Olan Virüsler Neden Yarasalarda Ortaya Çıkıyor?' başlıklı içeriğine göre yarasanın bağışıklık sisteminin çok güçlü olması onu bulaşıcı hastalıklara karşı dayanıklı yapıyor. Ancak aynı zamanda içinde virüslerin yaşamasına ve evrimleşmesine de olanak sağlıyor. Çünkü virüsler yarasaların güçlü bağışıklık sisteminde barış içinde sadece bir parazit gibi yaşarlarken, daha düşük bir bağışıklık sistemine geçiş sağladıkları an ölümcül olabiliyor. Sadece insanın insanla teması değil, insanın hayvanla (doğa) karşılaşmaları da mesafelendirilmelidir.
Peki bu virüsler 'çok kötü kalpli' olduklarından mı insanlara dadanıyorlar? Yoksa tam tersi, biz insanlar mı virüslere dadandık? Yarasa sadece yarasa imgesinden, kuş sadece kuş simgesinden, inek sadece inek görselinden ibaret değil. Her biri, aynı eko-sistemde, özgün hallerde yaşıyorlar. İnsan, yarasayı veya bir başka hayvanı kullanıyorsa, er ya da geç onun tüm anlamlarıyla uğraşmak zorunda kalır. Genler birbirine karışır, değiştirilen her şey için değiştiren de değişime maruz kalır.
Aynı şey yunuslar için de geçerli değil mi? Sözde-bilimsel rehabilitasyon iddialarıyla meşrulaşan eğlence merkezleri olan yunus gösteri merkezleri, gerçekten 'sağlıklı' olabilir mi? Onlarla bu sirklerde kuracağımız olası ilişkilerin, Çin'deki hayvan pazarlarından bir farkı var gibi görünmüyor. Çünkü bu şekilde indirgenmiş yaşamlar birbiriyle melezleşiyor. Türler birbirine karıştığı için sosyal izolasyonlara maruz kalıyoruz.
Lütfen #evdekal ve aynı zamanda yunusları #evinesal. Yunuslar karantinada olmamalı. İnsanın ben merkezci anlamına hapsedilen her hayvan, biyolojik yapısını, genlerini insanla paylaşabilir. Kafeslerdeki yunuslar, rehabilitasyona gönderilmek zorunda, belki de gerçek evlerine asla dönemeyecekler... Ancak henüz doğmamış yunuslar da düşünülmeli. Aynı doğmamış bir çocuğun geleceğinden endişe duymak gibi... Hepimiz bir ağ içinde yaşıyoruz ama ağ içinde herkesin kendi odası bulunur. Tüm canlı ve cansız yaşantı adına türlerin melezleşmesine dur demek gerekmez mi?