Petition Closed

Toplumda dayanışma içerisinde yaşamak, cebimizin gazını alırcasına maddi bağışlarda bulunmak dışında birikimlerimizi, deneyimlerimizi paylaşmak ve birbirimizin becerilerini geliştirmede destek olmak da demektir. Biz öğrencilerin mevcut koşullar altında iki yıldır barış kültürünü benimsetmeyi odağında tutarak yapmakta olduğu da budur. Bu kurum da buna en güzel vesileyi sağlamaktadır. Diğer kurumlardan en büyük farkı sokakta çalışan/çalıştırılan çocukları hedeflemiş olması ve onların bedensel, ruhsal ve duygusal gelişimlerine katkıda bulunmada her fırsatı değerlendirmesidir. 
Bir çocuğun gelişimi için olumsuz görülebilecek her türlü duruma kolaylıkla maruz kalınabilecek bir ortamda, onlar için olabilecek en faydalı –bireysel danışmanlık, resim-heykel atölyesi, fotoğraf atölyesi, matematik&fen atölyesi, satranç atölyesi, bireysel eğitim sınıfları- imkanları ulaşılabilir kılmıştır. Bu kurumun faaliyetlerine son vermek demek her yıl 200-250 çocuğa ve ailelerine ulaşan ve bu çocuklar için maddi manevi birçok şeyin sorumluluğunu üstlenen bir eli yok etmek demektir. 

Busos-Yel Değirmeni gönüllüleri

Letter to
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Fatma Şahin (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı)
Bizler Boğaziçi Üniversitesi’nden Barış Eğitimi’nde gönüllü olarak çalışan bir avuç öğrenciyiz. Yaklaşık iki senedir Tarlabaşı’nda bulunan Beyoğlu 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi’nde 9-13 yaş arası çocuklarla her cumartesi ve pazar oyun, drama ve sanattan yola çıkarak sosyal sorumluluk projeleri kapsamında Barış Eğitimi çalışmaları yapmaktayız. Ancak, birlikte çalıştığımız çocuklardan kurumun faaliyetlerine yakın bir zamanda son verileceğini öğrendik. Asıl gerekçe nedir ne değildir bilemiyoruz, personelle görüşmeyi denediğimizde aslında onların da bizlerden çok farklı durumda olmadıklarını gördük. Her ne gerekçe olarak gösterilirse gösterilsin kurumun şu ana kadar gerçekleştirdiği ve hali hazırda gerçekleştirmekte olduğu tüm faaliyetler her türden gerekçeyi geçersiz kılmaya yeter diye düşünmekteyiz.
Toplumda dayanışma içerisinde yaşamak, cebimizin gazını alırcasına maddi bağışlarda bulunmak dışında birikimlerimizi, deneyimlerimizi paylaşmak ve birbirimizin becerilerini geliştirmede destek olmak da demektir. Biz öğrencilerin mevcut koşullar altında iki yıldır barış kültürünü benimsetmeyi odağında tutarak yapmakta olduğu da budur. Bu kurum da buna en güzel vesileyi sağlamaktadır. Diğer kurumlardan en büyük farkı sokakta çalışan/çalıştırılan çocukları hedeflemiş olması ve onların bedensel, ruhsal ve duygusal gelişimlerine katkıda bulunmada her fırsatı değerlendirmesidir.
Bir çocuğun gelişimi için olumsuz görülebilecek her türlü duruma kolaylıkla maruz kalınabilecek bir ortamda, onlar için olabilecek en faydalı –bireysel danışmanlık, resim-heykel atölyesi, fotoğraf atölyesi, matematik&fen atölyesi, satranç atölyesi, bireysel eğitim sınıfları- imkanları ulaşılabilir kılmıştır. Bu kurumun faaliyetlerine son vermek demek her yıl 200-250 çocuğa ve ailelerine ulaşan ve bu çocuklar için maddi manevi birçok şeyin sorumluluğunu üstlenen bir eli yok etmek demektir. Biliyoruz ki kurumda bizler gibi diğer üniversitelerden ve vakıflardan gönüllü arkadaşlar bunu satın alacak gücü olmayan çocukların hem okul eğitimlerine hem de sosyal becerilerini geliştirmelerine destek oluyorlar. Ayrıca, kurum personeli gerektiği durumlarda dershanelerle veya sivil toplum kuruluşlarıyla iletişime geçerek çocuklara burs olanakları sağlıyor. Tüm bunları yaparken ailelerden de bağımsız değiller. Düzenli olarak aile ziyaretleri yapıyor ve çocuklardaki dönüşümü ebeveynlerinden dinliyorlar. Sosyal hizmet gönüllüleri olmamıza rağmen 3 hafta boyunca gerçekleştirdiğimiz ev ziyaretlerinde bizler de oldukça hoş karşılandık. Kurum civarında Karadeniz’den, Doğu Anadolu’dan ve Güneydoğu Anadolu’dan göç etmiş, çoğunluğu Kürt olan aileler yaşamaktadır. Kurumdan faydalanan çocuklar da bu ailelerin çocuklarıdır. Eğer, gerçekten bir barış süreci içerisindeysek bu kurumun da bunun ciddi bir parçası olduğunu bilmeliyiz.