Petition updateYaşam alanlarımızda daha fazla yeşil için, hep birlikte #yesilyoladurde diyelim!

SORUN YEŞİL YOL MU DUR YOKSA YAYLALARIN KAYBIMI DIR!

Ali Şahinİstanbul, Türkiye
Jul 30, 2015
Bir çok gazete ve net haber sayfalarında çıkan yazılar var ve yazanlara teşekkür ediyorum/z. Bölgenin içinden ve bölge için iyi şeyler yapmak isteyen Metin Gültan Ağabeyimizin kaleme aldığı bir makale aşağıdaki gibidir. Son dönemlerde yaşadıklarımızı özetler bir yazı kaleme almış, kendisine teşekkür ediyorum/z. SORUN YEŞİL YOL MU DUR YOKSA YAYLALARIN KAYBIMI DIR! Uzun yazıları pek okuma alışkanlığımız yoktur ama bölgedeki kişilerin kaygıları ile ilgili inşallah yazdıklarım okunur ve okunduktan sonra değerlendirilir. Bir müddettir Yeşil yolla ilgili konuları ve yazılanları pür dikkat takip etmekteyim. Şu ana kadar bu yolla ilgili birkaç dava açıldığını bilmekteyim. Bütün ısrarlar ve talepler neticesinde uyduruktan bir harita dışında piyasaya ikinci bir haritanın daha sürüldüğünü gözlemlemiş bulunmaktayım. Enteresan olan o haritanın da Yeşil yol projesi haritası olup olmadığının bilinmemesidir. Daha doğrusu halen STK lar tarafından Yeşil yolun projesi var mıdır bilinmemektedir. YOKSA YEŞİL YOL İÇİN ONAYLARI ALINMIŞ BİR PROJE HENÜZ YOK MUDUR? Bu kargaşada bir tarafımın; "Acaba devlet bu yolları kaçak mı yapıyor!" dediğini duyar gibi oluyorum, ama sonra diğer tarafımın "Saçmalama! Olur mu? Devlet kaçak bir yolu nasıl yapar!" dediğini duyuyorum ve yatışıyorum. NEYSE KONU MAHKEMEYE DÜŞTÜĞÜ İÇİN ÜZERİNDE YORUM YAPMAK ÇOK DOĞRU DEĞİLDİR. NE OLDUĞUNU İNŞALLAH HEP BERABER GÖRECEĞİZ. Bu yol hikayesi ortaya çıktıktan sonra ciddi anlamda bir protesto girişimini gözlemlemekteyim. Her ne kadar bazı kişiler beni direk bu protestoların sorumlusu gibi gösterseler de gönlümün o kişilerle beraber olmasının dışında henüz bir faaliyetim yoktur. Fakat bu protestoların hacmini küçültmek için yapılan bölücülük faaliyetlerini ise bölgemiz açısından son derece sakıncalı bulmaktayım. Öncelikle konu, Kavrun- Samistal yaylaları arasındaki bir problem gibi gösterilmeye çalışıldı ve hala bu provokasyon devam etmektedir. Bu provokasyonu yürütenler, Ayder ve Samistal üzerinde hatta Hazindağ ve Pokut üzerinde kaçak tasarrufları olmasına rağmen, kendilerine yeni mecra kapıları arayan birkaç kişiden başkaları değildir. Komik olan ise, kendilerinin kaçak yaptıkları bir çok faaliyetler olmasına rağmen konuyu Kavrundakilerin rant kavgası gibi göstermeye çalışmalarıdır. Tabi bazı yerlerde rastladığımız " Bizim orası yapılsın ama Yeşilyola karşıyım!" şeklindeki tatlısu kurnazlığı kıvamındaki trajikomik yorumlara gülümsememek mümkün değil. Daha sonra konuyu Hemşin -Çamlıhemşin ve Şehirli - Köylü çekişmesine kadar da götürmüşlerdir. En tehlikelisi ise konuyu Hemşinli - Laz çekişmesine götürmektedir. Bunu sürükleyen ise maalesef il meclisinde olan ve bence ne yaptığının farkında bile olmayan birisidir. Bunlar resmen bölücülük çalışmalarıdır ve çok tehlikelidir. Oylarla seçilerek İl meclisi gibi bir mevkie gelmiş birisinin bence daha dikkatli olması lazım. Bu konu hiçbir zaman Kavrunlu- Samistallı, Hemşinli-Çamlıhemşinli veya Hemşinli-Laz konusu değildir. Konuyu buralara getirenler bölgemize kötülük etmektedirler. ASPARAGAS HABERLERİ YAPANLAR UTANMALI! Bu süreçlerde ortaya birde siyasete göz kırpanlar çıktı. Yerel gazetelerde tek kaynaktan çıktığı belli olan Yeşil yola evet yazıları bolca çıkarken, bazı sözde basın mensuplarının konuyu bambaşka ve tabiri caizse bel altına indirgemesi ise çok üzücüydü.. "Rabia sen neymişsin!" ve "Mine etekli şehirliler!" gibi terbiyesizce hazırlattırılan asparagas haberleri yazmadan geçmek mümkün değildir. Zannediyorum benzeri ilaveleri de gelecektir. Yazan arkadaşlara ayıp ediyorsunuz demekten başka ne diyebiliriz. SİYASETÇİLERE DİKKAT EDİLMELİ… Provokasyona çok açık bir konu ve içlerine sızmaya çalışan bir çok kişinin olmasına rağmen bugüne kadar Çamlıhemşin de ve şehirlerde hiçbir taşkınlık yapmamış olan protestocu arkadaşlarıma teşekkür etmek isterim. Fakat aynı teşekkürü, zor kullanmayan Jandarmaya, Çamlıhemşin Kaymakamına ve hatta sert görünen demeçlerine rağmen Vali beyin kendisine bile etmek isterim. Hiçbir olayın olmaması hepinizin eseridir. Konu provokasyona ve basının ilgisine çok açık bir konu olduğu için konuya siyasetin sokulmaması gerektiği başından beri vurgulanmaktadır. Fakat bazı sızma teşebbüslerinin olması ve rol çalma girişimleri maalesef kaçınılmaz olmaktadır. Kendi illerinden de geçen yol için görüş bildiren CHP nin bölge milletvekillerinin bölgeye gelmesi ne kadar doğru bir karar olsa da, HDP nin o bölgede olması da o kadar yanlıştır. BU KONU SİYASİ BİR KONU DEĞİLDİR…. Analize geçmeden evvel Dokap Başkanı içinde söylenebilecek bir şeylerim vardır. Öncelikle sayın başkanın Projeyi STK ve Basına sunması gerekmektedir. Bunları yapmazsa bu proje yokmuş gibi değerlendirmelere devam edileceğini söylemek isterim. DOKAP BAŞKANININ YORUMUNA İSTİNADEN… Sayın Başkan; "DOKAP Başkanı ile Sohbet" adı altında, birçok yerel yayın organları gibi Sabah Gazetesinde de " DOĞAYI TAHRİP EDECEKLERİ ELEŞTİRİSİ GERÇEKLERİ YANSITMIYOR. BİZ ÇEVRECİLERDEN DAHA HASSASIZ !" başlığı ile demeçleriniz yayınlanmış. Sohbetinizin içeriğinde "Ulaşımın yetersizliği özellikle dağlık bölgelerdeki pek çok kaynağın atıl kalmasına neden olmakta. Bunun da çözümü şu; bir yandan turist eğilimlerini, diğer yandan değerlendirilebilir kaynaklarını devreye sokan yeni bir ulaşım planının yapılmasıdır. Bu yol güzergahı üzerinde belli aralıklarla 33 turizm merkezi ve 5 adet turizm koruma ve geliştirme bölgesi bulunuyor" demişsiniz. Öncelikle 2.600 km uzunluğunda ve 33 Turizm merkezi ve 5 adet Koruma ve geliştirme bölgesinde yapılacakları okuyunca siz nasıl Çevrecilerden daha hassas olacaksınız diye merakken sormak isterim. Bu Turizm Merkezleri herhalde Ayder gibi olmayacak. (Olursa zaten battık) 5 yıldızlı otellerden oluşan turizm noktalarını düşünmek lazım. Bunların atık suları, çöpleri nasıl yok edilecek, Günde 2.500 araçtan bahsediliyor, bunlar için gerekli benzin istasyonlarını nerelere yapacaksınız. Kaçak yapılaşmayı engelleyemediğiniz bir noktada buralarda yapılacak kaçak lokantaları, pansiyonları, eğlence alanlarını nasıl engelleyebileceksiniz gibi binlerce sorunun olduğu bir Yeşil yol projesinde (eğer varsa) daha hassas nasıl olabileceksiniz? Ayrıca değerlendirilebilir kaynaklardan kastınız nedir? Madenler ise (ki bölgenin parsel parsel kiralandığı biliniyor) nasıl bir Çevre Duyarlılığı sağlayacaksınız cidden merak ettim. Diğer taraftan "Bu yol tamamlandığında bölgede turizm için yapılacak yeni yatırımlara altyapı oluşturmasını hedefliyoruz. Bölge insanına katkısına gelince. Birçok katkısı var ama en önemlisi bu proje kapsamında yapılacak yatırımlarla bölge insanlarının kendi yörelerinde istihdam edilmesine olanak sağlayacaktır. " demiş ve baklayı ağzınızdan çıkartmışsınız. Bölge insanı için düşündüğünüz sadece bir işe girmeleri midir. Bizim yaylalarımızı turizme açarken bu işlerin sahipleri kimler olacaktır. Turizm için 7000 kişinin istihdam edileceğini söylüyorsunuz. Ayder de şu anda bile ciddi personel talebi var iken siz bu 7.000 kişiyi nereden getirteceksiniz. Ayrıca demecinizin içerisinde "Tepki gösterenler yerli halktan değil!" demişsiniz. Sanki kendinizin yerli halktan olduğu gibi bir izlenim yaratan bu lafın size yakışmadığını ve demecinizin ne kadar komik bir paradoks yarattığını hatırlatmak isterim. Bunu söyleyen kişi olarak sizin Sakaryalı olduğunuzu biliyorum. Yoksa yanılıyor muyum? SAYIN BAKANIN YORUMUNADA İSTİNADEN… Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu bir demecinde bölgede kesilen ağaçlarla ilgili; 'KESİLEN AĞAÇLARIN FAZLA BİR KIYMETİ HARBİYESİ YOK' demiş. "şu mektepler olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim! “kıvamında söylenmiş bu deyim için söylenebilecek bir şey bulamıyorum. Zannediyorum bu deyim Siyasi Deyimler sözlüğünde hakkettiği yeri alacaktır. Sayın Bakanı herhalde yanlış bilgilendiriyorlar. Demecinin devamında "Orada esasen buna karşı çıkanlar kimler biliyor musunuz? Orada bir takım yaylalara evler inşa etmiş insanlar. Burayı kontrol edilmesin... Çünkü yol olmayınca kontrol edilemiyor.." diye yoruma başlamış ve "Ama artık kontrol edeceğiz. Kusura bakmasınlar." diye sözünü bitirmiş. Sayın Bakan bahsettiğiniz yaylalar her ne kadar sizin görev alanınız içerisinde olmasalar da hepsine yol vardır. Buralara yapılan kaçak yapıların çoğu için yıkım kararı verilmiş olmasına rağmen DEVLET YIKAMIYOR… Sizleri herhalde kandırıyorlar. Danışmanlarınıza dikkat edin. Bakın bütün bu projeleri, yer tahsislerini yaparken insanların ne düşündüğünü iyi bilmeniz gerekmektedir. Rize de bile farklı konular için farklı görüşler ve düşünceler ortaya çıkabilmektedir. Mesela zamanında Rize Dernekleri Federasyonu olarak Rize’nin Sesi Dergisi için HES lerle ilgili bir çalışma yapmıştık. HESLERLE İLGİLİ YAPTIĞIMIZ ÇALIŞMA… O zamanlar Rize Dernekleri Federasyonu Yönetimi başkan vekili olan Prof. Reşat Kasap, Gazi Üniversitesi İstatistik bölümü başkanlığını da yapmaktaydı. Reşat Hocamızla önce 10 soruluk bir anket hazırladık. Gelen cevapları Rize’nin Sesi dergisinde yayınlamıştık. Bu ankete göre öncelikle insanların HES leri bilmediklerini tespit etmiştik. Fakat sorun nerede yaşanıyorsa oranın sorunu haline geldiğini ve diğer tarafların çok umurunda olmadığını da tespit etmiştik. Yani HES sorunu, sorunu yaşayan dağlık bölgelerde bir sorun, diğer yerlerin ise pek farkında olmadıkları ve umursamadıkları bir sorun gibi gözüküyordu. Bu sebeple sahil kesiminin ve basınının Yeşil yol ile ilgili yorumlarını, aydınlatıcı ve çok belirleyici olarak kabul etmek mümkün gözükmemektedir. BANA GÖRE YEŞİLYOL BARDAĞIN TAŞAN DAMLASIDIR…. Ben konu Mahkemede olduğu için yorumda bulunmayacağım. Fakat bölge insanının ne düşündüğünün bilinmesi açısından mevcut durumun bir analizini de yapmadan geçemeyeceğim. Öncelikle o bölgelerde yaşayan kişilerin bölgedeki hayat mücadelesini iyi incelemek lazım. Dağlık bölgelerde yaşayanlar için bölge, çok zor bir bölge. Mısırın yetiştirildiği, fakat çıkan mahsulün karın doyurmadığı az bir tarım alanı, köy ve yayla evlerinin önünde küçücük bir bostan, ağaçlarda bal kovanları ve ahırlarda büyük baş hayvanlar dan oluşan kıt geçim şartlarına sahip bir bölgeden bahsediyoruz. Millet mısır, karalahana, bal, süt ürünlerinden ve sonbaharda kesilen bir sığırdan oluşan kavurma ile bütün yılını geçirmekteymiş. Ana temel ihtiyaç maddesi et ve süt ürünleri üzerine olduğu için bölgede hayat büyük baş hayvancılık üzerine kurulmuştur. Eskilerde bazı aileler küçük baş hayvancılıkta yapmışlar. Ticaretin dönmediği bu devirlerde para kazanabilmek için erkekler Rusya ya gurbete gitmişler. Kazanılan paralar; arazi satın almalarına, konak yapılmalarına, yaylacılık ve balcılık faaliyetlerinin artırılması işlemlerine harcanmış. Yollar yokken her şey insanların kontrolü altındaydı. Her kes diğerlerinin hakkını bilir ve ona göre davranırdı. ORMANDA HAYAT; Her taraf dik yamaçlar ve ormanlarla çevrili olduğu için köylüler ormanı çok dikkatli kullanmışlardır. Ağaçları yakacak ve kereste işi içinde kullanmışlar fakat daha ziyade ağaçları budayarak kuruttukları yaprakları kışın sığırlarına yedirmek için faydalanmışlardır. Yakacak olarak devrilme tehlikesi sezilen ağaçlar köylüler tarafından kesilmiş ve yakacak olarak kullanılmıştır. HER AGACIN YERİNE YENİ BİR FİDAN DİKİLMİŞTİR. Bu sebeple köylerde her ağacın sahibi bellidir. Yetiştirilen her ağacın önemi vardır. Ya Meyve içindir, ya kereste ve yemiş içindir, ya bal içindir veya yakacak içindir. Ama her ağaç bir şey içindir. Köylüler Orman içerisindeki her boşluğu kullanmışlardır. Altlarındaki dikenlikler bile sürekli budanmış ve yerler açılmıştır. Buralara kendir ekilerek ip elde edilmiştir. Bazı büyük Gürgen ve Çam ağaçlarını ise Bal Petekleri için ayırmışlardır. Buralara kara kovan petekler yerleştirilmiştir. Yollar yokken ve bütün bu işler köylüler tarafından yapılabilirken, yolla birlikte önce Orman idaresi devreye girdi ve önce buraları Orman diye AĞAÇLARIMIZI ELİMİZDEN ALDI sonra da kendi pazarlamaya başladı. Öyle ki insanlar Çamlıhemşin gibi bir yerde ihtiyaçları için kendi büyüttükleri ağaçlardan faydalanamaz ve kesemez oldular. KÖYLERDE HAYAT; Hayvanların kışlık yiyecekleri için otlaklar çok önemlidir. Köylerde kalanlar bütün bir yaz boyunca havanın elverdiği durumlarda otlaklara gitmişler ve oralardaki otları tırpanlarla veya oraklarla biçip, otlarını sırtlarında ahırlara taşımışlardır. Otlaklar arasında bugün 3-4 saat yürüyerek gidilen otlaklar bile vardır Kuruttukları bu otlar, kışın hayvanlarına yiyecek olarak verilirmiş. Bazı yerler çok uzaklarda olduğu ve çok yağış olduğu için oralarda kestikleri otu hemen toplayıp dam altına alabilmeleri gerekmekteymiş. Bu sebeple oralarda PAÇHA denilen üstü kapalı otluklar yapmışlardır. Bu Otlakların sahipleri bellidir ve para verilerek alınmıştırlar. 1940 lı yıllarda hava çekimleri ile tarım arazisi gözükmesine rağmen, günün birinde Devlet Kadastro yapacağım adı altında o biçilen otlaklara ormanlaştı diye el koydu. Osmanlı tapularını da kabul etmedi. Yani KADASTRO İLE KÖYLERDEKİ TOPRAKLARIMIZDA ELLERİMİZDEN ALINDI. BALCILIK; Bölge halkının en büyük ikinci uğraşı ise balcılık üzerindedir. Tarihte Baldan daha ziyade Balmumu çok önemli bir aydınlatma aracı olarak kullanılmış. Saraylara kadar giren Balmumu ve Bal temin edebilmek için yöre halkı köylerinde kendi tespit ettikleri özel yerlere petekler yerleştirmiştir. Yaylalarda ise bölge insanı özel meşelikler oluşturmuşlar ve o ağaçların üzerlerine kendi aile işaretlerini koyarak başkalarının sahiplenmesini de engellemişlerdir. Bu meşeliklerde her ağacın sahibi vardır ve ağaçlar satın almalarla el değiştirilebilmekteydiler. Bazılarında Ambar denilen küçük sağım evleri de yapılmış olan bu meşelikler o süreçte saatlerce katırların bile zor gidebildiği ve uzun süren yolculuklar sonucunda ulaşılabilen ormanın derinliklerindeymişler. Buralarda ağaçlara konulan peteklere bin bir zorluklarla ulaşılmış ve sağım sonuçlarında elde edilen Bal sırtlarda taşınarak köylere gönderilmiştir. Devletin devreye girmesi ile bu özel bölgelere dışarıdan insanlarda girmeye başladı. Şu anda daha ziyade taşıma denilen metotla dışarıdan insanların peteklerinin olduğu bu havzalarda müdahale etmek istediğinizde karşınıza devlet ve ya kurumları çıkmakta ve oraların devlet arazisi olduğunu veya özel izin aldıklarını söylemektedirler. Kendine has bir balı olan bu bölgedeki arıcılık dışarıdan gelen arılarla melezleşmiş ve yerli ırk tamamen yok olma tehlikesine girmiştir. Yani MEŞELİKLERDE ELİMİZDEN GİTTİ. TURİZM İLE HAYAT; Turizm adı altında başlayan faaliyetler (Ayder dışındaki) şu şekilde gelişmektedir. Her ipini koparan köylerimizi gezmeye gelmekte ve sanki babalarının malıymış gibi köyün her bucağını gezmekte, bahçelerden izinsiz meyve koparmakta, özel mülk alanlarına girmekte ve bazen ev kapılarını bile sormadan açmaktadırlar. Bir tepki verildiğinde ise küstahlaşabilmektedirler. Dere kenarlarında ise durum daha vahimdir. Balıkçılar zaten her taraftalar. Piknik adı altında insanlar her yeri talan etmekte ve sorgusuz sualsiz kullanmaktadırlar. Özel alan diye bir kavram maalesef kalmamıştır. Hadi kullandılar edebinizle kullanın dense de her yer pislik ve çöp yuvası haline gelmektedir. Bu pisliği temizleyecek bir mekanizma maalesef yoktur. Yani yöre halkı köy ve yaylalarda günübirlikçilerle çok problem yaşamaktadırlar. KÖY, YAYLA VE DERELERİMİZDE ÖZEL HAYATIMIZ BİTTİ! YAYLALARDA HAYAT; Yaylalar bizler için çok önemlidir. Hayvanlarımız yaz başlarında önce Mezre denilen yaylalara çıkar, oralarda bir müddet kaldıktan sonra asıl daha yüksekte olan yaylalara giderlerdi. Buralarda yaylacılar sabahları ahırları temizler, gündüzleri çobanlık yaparlar ve akşamları da sağım yaparak elde ettiklerini işlemeye çalışırlardı. Köyün çocukları da katırcılık yaparak köyden yaylaya ve yayladan köye erzak ve malzeme gönderirlermiş. Bölge soğuk ve yağışlı bir bölge olduğu için akşamları dışarıda kalmak mümkün değildir. Bu sebeple önceleri ahır üzerine bir ambar ve ocaklıktan oluşan yayla evlerine daha sonra ihtiyaca göre odalar ilave edilmiştir. Yayla evlerinin genelde önüne küçük bir bostan kurulur ve birkaç çeşit ürün ile yemek alternatifleri yapılırdı. Yaylaların kendi içlerinde bir yapısı vardır. Yaylaya bir kararla çıkılır ve yaylada yapılacak her şey köyün ihtiyarlarına danışılarak yapılırdı. Ev bile onların müsaadesi olmadan yapılamazdı. Binlerce hayvanın yaşadığı yaylalarda otlaklar için büyük mücadeleler verilmiştir. Hatta yaylalar arasında kavgaların bile çıkmasına sebep olunan bu paylaşmada dikenli tellerin bile çekildiği olmuştur. Bu yaylalar asırlardır devam etmekte ve bazı evler 200 - 300 yıl gibi bir geçmişe sahip gözükmektedir. ÖNCE MERA KANUNU ÇIKTI; Bazı bürokratlar kendilerince 1998 yılında bir mera kanunu hazırladılar. Bu kanuna göre asırlardır kullanımımızda olan BİZİM YAYLALARIMIZ mera statüsüne sokulmuş ve bu kanuna göre de meralarda ev olmazmış. Peki bu kanunu hazırlayanlar gelip de bizim oraları gördüler mi. HAYIR İşte her şey bu kanun ile değişmeye başladı. Önce bu kanun ile bizlere yaylada ev olmaz denmeye başlandı. Bizlerde "Hadi oradan! "dercesine bıyık altından güldük. İçimizden yol olmayan bu yaylalara kim gelecek te kim bakacak demeye başladık. Yol ile birlikte baktık ki durum kritik. YAYLALARDAKİ EVLERE MAHKEMELER; İkinci aşama ise Mahkeme kararları ile gelmeye başladı. Yayladaki 200 - 300 yıllık evlerle ilgili ev sahipleri (tespit ettikleri bir kişi) aleyhinde KAMU ARAZİSİNE TECAVÜZ ‘den dolayı davalar açılmaya başlandı. Enteresan olan davalar aleyhimize sonuçlanırken Hüküm güya iyi halimizden dolayı 5 yıl Tehir edilmekteydi. Bu aynı zamanda karar verilmediğinden dolayı hakkımızı bir üst mahkemelere taşıyamayacağımız anlamına geliyordu. BU SÜREÇTEN SONRA ŞİMDİ; • Yeni bir kanunun çıktığı ve bu kanuna göre dedelerimizden bizlere intikal eden yayla evlerini artık kiralayabileceğimizi öğreniyoruz, • Yaylalarda kaçak ne yaparsan yap (Yıkım kararı olsa bile) yıkılamayacağını öğreniyoruz, • Yayla otlak alanlarının her şeye açık olduğunu ve isteyenin devletten kiralayabileceğini öğreniyoruz, • Bekleyen HES Projelerini biliyor ve bölgemizdeki SIT alanı uygulamasının kaldırılması doğrultusunda çalışmalar yapıldığını biliyoruz, • Bölgemizin Maden aramaları için firmalara tahsis edildiğini öğreniyoruz, • Bütün bunların üstüne de Yeşil yol ile bölgenin Turizm sayesinde refaha ulaşacağını ve de o yaylalarda 5 yıldızlı tesisler yapılacağını öğreniyoruz. • 5 yıldızlı otel yatırımı için 2-3 aylık turizmin yeterli olamayacağını ve bu otellerin gelebilmesi için kış turizminin de devreye alınabileceğini tahmin ediyoruz. Yaylalarımız ve topraklarımız Mera kanunu, Kadastrolar ve Özel kurumlar sayesinde elimizden alınmış ve o topraklarda HES ler, Madencilik ve şimdide Turizm ile atağa kalkılmış durumdadır. Bütün bunlar yapılırken o toprakları koruyan, geliştiren, yaşatan bölge insanı tamamen devre dışı bırakılmaktadır. Bölge insanının hiçbir şeyden haberi yoktur, söylenmemektedir ve uslu durun denmektedir Dağlık alanlarda yaşayan nüfus fazla olsa, yanına bile yanaşamayacağın ve çözümü için gece gündüz çalışacağın bir projede, bölge nüfusu az diye Yeşil Yol adı verilen bir proje ile bizim yaylalarımızı sermayeye açmaya çalışmaktadırlar. GECEKONDULARI AFFEDEN DEVLET, KONU BİZ OLUNCA NEREDE! Yahu Gecekondulara sürekli af çıkaran, uzun zaman oturulan yeri o kişilere bağlayan devlet, 200 - 300 yıllık yaylalarımızdaki evler için neden bir çözüm bulmuyor. Bizim o topraklarda hiç mi hakkımız yok? Devletten bu güne kadar hiçbir şey istemedik. Bizim suçumuz bu mudur? O evleri yaptırmak için servetler ödendi. O evler oluşturulsun diye ben bile gençliğimde sırtımda kütük taşımışımdır. Devlet bir kanunla bizlere "Siz yoksunuz!" demektedir. Şimdide Yeşil yol ile bizim yaylalarımıza ve topraklarımıza millet gözünü dikmiş. Turizme açacaklarmış. 5 yıldızlı otelleri getireceklermiş. Bizlere de 7.000 kişilik istihdam yaratacaklarmış. Efendiler siz kimleri kandırıyorsunuz?. Bizim toprakları Ranta açıyorsunuz da bize de kemik mi uzatıyorsunuz?. KONU YEŞİL YOL DEĞİLDİR… Kusura bakmayın ama konu yeşil yol değildir. Daha doğrusu bizim BÜTÜN YAYLALARIMIZIN YOLU VARDIR. Konu yaylalarımızın elimizden alınmaya çalışılmasıdır. Yeşil yolda bardağı taşıran son damladır.
Copy link
WhatsApp
Facebook
Nextdoor
Email
X