Обновление к петицииRefik Saydam Hıfzıssıha Enstitüsü açılsın​.​ Aşı üretimimizi biz yapalım.Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Açılmalı
Süheyla TaşcıerIstanbul, Турция
2 дек. 2020 г.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü açilmalıdır;
1923’te Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte sağlık çalışmaları ve tıbbi araştırmalar Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde ve onun direktifleri doğrultusunda hız kazanmış, ayrıca dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam başkanlığında Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuş, çağın mevcut ihtiyaçları doğrultusunda doktor ve hasta bakıcı yetiştirilmeye başlanmış, yataklı tedavi hizmetleri yurt genelinde kurulmuş ve bu dönemde çeşitli hastalıklarla mücadele edilmiştir.

Dr. Refik Bey, 1925 yılında ele alınan Bakanlık çalışma programında merkez Hıfzıssıhha müessesesinin kurulmasını öngörmüştür. Hıfzıssıhha müessesesi, halk sağlığı ile yakından ilgilenerek hastalık ve salgınların önüne geçecek, bütün biyolojik maddeleri üretecektir. Gerektiğinde devlete sağlık hizmetlerinde yardımcı olacaktır. Bu programda aynı zamanda sağlık personeli yetiştirmek ve mevcut personeli eğitmek amacıyla bir Hıfzıssıhha Okulu açılması da planlanmıştır.
Dr. Refik Bey’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu 17.5.1928 gün ve 1267 sayılı yasa tasarısıyla Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâletine bağlı olarak Merkez Hıfzıssıhha Müessesesinin kuruluşu sağlanmıştır.
Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük katkıları olan Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi kuruluşundan itibaren koruyucu hekimlikte büyük rol oynamıştır. Kuruluşundan bir yıl sonra üretilen serum miktarı ülke ihtiyacını karşılamaya yetmiştir. Serum ithaline gerek kalmamıştır.

-1933 yılında kuduz aşısı üretimine geçilmiştir.

-1934 yılında İstanbul’daki aşıhane, Ankara’daki Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi bünyesine nakledilmiştir ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmiştir.

-1935 yılında ise Farmakoloji Şubesi kurularak yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati maddelerin üretimine geçilmiştir.

-1936 yılında Hıfzıssıhha Mektebi açılmış, 1937 yılında kuduz serumu üretilmeye başlanmıştır.

Bu dönemde Yunanistan’a, Suriye’ye, Irak’a tetenoz ve difteri serumları, Çin’deki kolera salgını sırasında da bu ülkeye bir milyon kişiye yetecek kadar kolera aşısı gönderilmiştir. Hıfzıssıhhanın kurucusu olan ve halk sağlığı konusunda çok önemli hizmetleri bulunan Dr. Refik Saydam’ın 1942 yılında vefatından sonra, TBMM, merhumun anısına 10 Ağustos 1942 gün ve 4288 sayılı yasa ile Merkez Hıfzıssıhha Müessesesine T.C. Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi adı verilmiştir.

Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi onun ölümünden sonra da çalışmalarına devam etmiş, 1947 yılında, biyolojik kontrol laboratuvarı kurulmuş ve enstitü bünyesinde bir aşı istasyonu açılmıştır. Ayrıca aynı yıldan itibaren deri içi BCG aşısı üretimine geçilmiştir.1948 yılında ülkemizde ilk olarak boğmaca aşısı üretimine başlanmış, aynı yıl içerisinde Viroloji ve Virüs Aşıları Şubesi kurulmuş bu çalışmalar doğrultusunda ilk defa inflüenza virüsü, New-Castle virüsleri ve tavuk vebası üzerine araştırmalar yapılmıştır.
1950 yılında İnflüenza Laboratuvarı bölgesel inflüenza merkezi olarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanınmıştır.
1957 yılında Okulda reform çalışmalarının başlatılması gerektiği kararına varılmış ve bu amaçla, Dr.Nusret Fişek görevlendirilmiştir. Müdürlüğe başladıktan hemen sonra da Avrupa'daki bazı halk sağlığı okullarını yerinde incelemiştir.
Reform çerçevesinde, okulu akademi haline getirilmesi ve halk sağlığı konularında çalışanlara ek ödenek verilmesi ile ilgili bir yasa tasarısı, okulda yeni şubelerin açılması ve yapısal düzenleme, uluslar arası kurslar açılması ve halk sağlığı kurslarının uzmanlık eğitimi şeklinde verilmesi gerçekleştirilmiştir.
Hekimler artık yoğun ingilizce eğitimini de içeren iki yıllık bir halk sağlığı eğitiminden geçiriliyorlar, kursu tamamlayanlar sağlık müdürü olarak atanıyordu. Kursta özel başarı gösterenler daha sonra bursla yurtdışına yollanmış, dönüp gelenler, Hıfzıssıhha Okulunda eğitici olarak görev almışlardır.
Dr. Nusret Fişek 1960 yılında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığına atanmışsa da 1965 yılına kadar okul müdürlüğünü bırakmadı. Okulun uluslararası ilişkiler kurduğu, dünya çapında araştırmalar yürüttüğü, yayınlar yaptığı, merkezler açtığı, kendi kadrosunu oluşturduğu, tarihindeki en verimli yıllar bu yıllardır.
Ancak okuldaki temel yapı değiştirilemediğinden, yani akademik özellik kazanamadığından, çalışanların ücretleri arttırılamadığından, bakanlıktan idari ve mali özerklik kazanılamadığından bu başarılar uzun ömürlü olamamıştır.
12 Eylül 1980'den sonra okulun bağlı bulunduğu Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi müdürlüğüne askeri bir hekim getirilmiş, okulda ve kardeş kuruluşu Hıfzıssıhha Enstitüsünde sıkıyönetim kuralları uygulamaya konulmuştur. 1983 yılının ortalarında da okuldaki uzmanlar ve personel değişik illere sürülerek okul fiilen kapatılmıştır.
1983 yılından sonra müessesenin ismi Hıfzıssıhha Merkez Başkanlığı olarak değiştirilmiş ve Sağlık Bakanlığı çatısı altına girmiştir. Aynı yılın ortalarında, önce personel çeşitli illere gönderilmiş, ardından mektebin son müdürü Muzaffer Akyol’un Kasım 1983’te emekli olması ile bir dönem kapanmıştır.
Hıfzıssıhha Okulunun kapatılmış olması ülkenin koruyucu sağlık hizmetlerini çok olumsuz etkilemiştir. Neden? Hıfzıssıhha Okulu olmadan koruyucu hizmet mümkün değil mi? Bu okullar ne işe yararlar? Her ülkede mutlaka bir veya birden fazla Hıfzıssıhha Okulu bulunur. Bunların pek azı üniversiteye bağlıdır. Çoğu özerk, akademik kuruluşlardır. O ülkenin halk sağlığı konusunda uzmanlık eğitiminden, geliştirme kurslarından, halk sağlığı araştırmalarından, sağlık bakanlığının halk sağlığı konularındaki danışmanlığından sorumludurlar.
Bu çerçevede halk sağlığı sorunlarını belirlerler, politikalar ve stratejiler geliştirirler, planlama yaparlar, politikaların sonuçlarını değerlendirirler, mevzuat hazırlarlar ve sağlık kaynaklarının uygun yerlerde, uygun şekilde harcanması, sağlıklı çevreler oluşturma, salgın hastalık mücadelesi, sağlıkta eşitsizlik, iş sağlığı gibi uzmanlık konularında hizmet verirler, görüş bildirirler. Sağlık bakanlıkları ile yakın ilişki içinde çalışırlar.
Araştırma ve eğitim el ele gider. Okulun laboratuarları da hem eğitime hem araştırmaya hizmet ederler. Bir ülkedeki nitelikli halk sağlığı eğitimi ve araştırmaları ancak hıfzıssıhha okulları kanalıyla yapılabilir. Tıp fakülteleri ne konum, ne olanak, ne de yaklaşım olarak hıfzıssıhha okullarının eğitim, araştırma ve danışmanlık fonksiyonlarını yerine getiremezler. Ülkemizdeki halk sağlığı eğitimi ve araştırmalarında nitelik düşüklüğünün temel nedenlerinden birisi ülkemizde bir hıfzıssıhha okulunun bulunmayışıdır.
Önce 1997'de aşı üretim tesisleri faaliyetleri durduruldu. 1999' da aşı üretim tesisleri kapatıldı. Cumhuriyet'in büyük yokluklarla kurduğu ve harikalar yarattığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı ise 2 Kasım 2011 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan 663 sayılı kararname ile kapısına kilit vuruldu. Her şey Halk Sağlığı Kurumu'na devredildi.
Şimdi sormak lazım! Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve devamında sürdürülen aşı politikası desteklenseydi, uluslararası endüstriye pazar olmak yerine milli endüstri korunup kollansaydı, Bugün yabancı ülkeden korona virüs aşısı bekler miydik?
Kapatılan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı bünyesinde bulunan Viroloji Müdürlüğü’nün, viral hastalıklar ile virüsleri araştıran laboratuvarları ve alanında oldukça yetkin uzmanları ile DSÖ tarafından da akredite referans laboratuvar olarak geçmişte hizmet vermekteydi.
Hıfzısıhha salgın hastalıklarla mücadelede, viral aşıların geliştirilmesinde cumhuriyetle çok önemli ve başarılı görevleri layıkıyla yerine getirmiştir.
“Hıfzıssıhha Kurumu kapatıldıktan sonra yerine ikame edilen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesinde ise ‘Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Dairesi Başkanlığı’ adıyla bir birim oluşturulmuştur ancak bu başkanlığın altında ‘Viroloji’ birimi bulunmamaktadır.
Virüsleri inceleyemeyen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü günümüzde biyolojik savaş tehdidinin en üst seviyelerde olduğu bir dünyada ne yapacaktır?
Milletimizin ve devletimizin bekasını düşündüklerini söyleyenler bu gerçek karşısında ne diyecekler? Referans ve akredite kurumuzu Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi’nin tecrübe ve bilgilerinin yok edilmesinin mantığını anlamak çok zordur.
Böyle, Atatürk'ün mirası, dünya çapında mükemmel, stratejik bir Merkez'i kapattığımız için bugün diğer ülkelerin aşı ve ilaç üretmelerini bekliyoruz.
Aşı üretim merkezleri biyolojik savaş ve korunma açısından çok önemli merkezlerdir. Dünyada birçok ülkenin böylesine stratejik kurumun kapatılmasından çok mutlu olduklarının bilinmesini isterim."
1928’de Almanya, Fransa, İngiltere, ABD örnekleri gözetilerek kurulan Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, “Dr. Refik Saydam Ulusal Halk Sağlığı Kurumu” adıyla özerk bir bilim kurumu olarak hızla, yasa ile yeniden yapılandırılmalı ve teknik donanımı, insangücü hızla sağlanarak salgın yönetimi bu Kuruma bırakılmalıdır.

KAYNAKÇA ;

S.GÖnen, M.GÖrsel.(1961) Hıfzısıhha Okulu, 25.Yıl, Tarihçe ve Çalışmaları. Ankara Basım ve Ciltevi,
O.Hamzaoğlu. (1991 )Dünyada ve Türkiye'de Hekimlerin Mezuniyet Sonrası Halk Sağlığı Eğitimi ve Türkiye için Öneriler. Yayınlanmamış uzmanlık tezi,
Ankara TTB Workshop Raporu. (1991 )Ülkemizin Halk Sağlığı Okulu Gereksinimi. 21-22 Aralık, Ankara
WHO, World Directory of Schools of Public Health and Postgraduate Training Programmes in Public Health, Third Edition, 1985, Geneva
N.Dedeoğlu.(1990) Türkiye'de Halk Sağlığı Mezuniyet Sonrası Eğitimi ve Bir Ulusal Halk Sağlığı Okulu Önerisi. Sağlık ve Toplum, Sayı 1, Sayfa 35-40 Ocak-Şubat.
N.Dedeoğlu.Toplum ve Hekim. Kasım - Aralık 2001, Cilt 16 , Sayı 6 Sayfa 468-469 Hıfzıssıhha
Gönülalan, Dizbay, Yılmaz, a.g.e, s. 6.
BCA, Fon Kodu: 041. Dosya No: 10.0.0 Belge No: 177.39.19
Erdem Aydın, Türkiye’de Sağlık Teşkilatlanması Tarihi, Ankara, 2002, s. 112.
BCA, Fon Kodu: 041 Dosya No: 10.0.0 Belge No: 250.35.29
Feridun Firik, Cumhuriyet Devri Sağlık Hareketleri 1923-1963, Ankara, 1983, s. 21.
Şakar, a.g.e. s. 47

Скопировать ссылку
WhatsApp
Facebook
Nextdoor
Эл. почта
X