

Mustafa Kemal Paşa Samsun'da ateşlediği kurtuluş mücadelesinin ardından Erzurum ve Sivas kongrelerini yaptı. Sivas’tan, Ankara’ya gitmek için zor koşullarda Heyeti Temsiliye’den arkadaşları Rauf Bey, Heyet-i Temsiliye istişari üyesi Ahmet Rüstem, Mazhar Müfit (Kansu) ve Hakkı Behiç Bey.Sivas Kongresi Delegeleri İbrahim Süreyya (Yiğit), Binbaşı Refik (Saydam) Bey, Hüsrev (Gerede) Bey Yaver Yüzbaşı Cevat Abbas. Sekreterler ve hizmetliler ile birlikte yine üç araçla Ankara yolculuğu başlamıştı. Araçlar çok eski olduğu için ve ağır kış şartları nedeniyle kara saplanıyor ve sık sık da teker değiştiriyorlardı.
Paraları çok az olduğu için tüm yolculukları boyunca 10 ekmek, 20 yumurta ve 1 okka peynir almışlardı. Acıktıkları zaman araç için de yiyorlardı.Ali Fuat Paşa, bir gün öncesinden Ankara’ya dönerken Heyet-i Temsiliye’nin geçeceği yol üzerinde konaklama yerleri ve görüşülecek kişilerle ilgili hazırlıklar yapmış, Ankara’daki çalışma yerini tespit ederek heyetin harekatı için gerekli raporu vermişti. Geçiş güzergahlarından haberdar olan Anadolu halkı fenerler ve çeralarla aydınlatma sağlıyorlardı. İlçelerde mahalle muhtarları Mustafa Kemal paşa ve arkadaşlarını gece konaklayacakları evlere götürüyordu. Konaklama yapılacak evler de önceden haberli oldukları içinAnadolu bacıları yer sofralarını hazır ediyorlardı. Sıcak çorba ,sıcak ekmek.Tertemiz yatakları da hazırdı. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları evde sıcak sohbet ederken Anadolu halkı da kadını, erkeği Kuvayı Milliyeden gençler evlerin etrafında nöbet tutuyordu
Refik bey Mustafa Paşanın doktoruydu elbette sağlığından sorumluydu. Sohbetin uzayacağını anlayınca
-Paşam uyusanız, Ankara heyecanlandırıyor biliyorum ama çok yoruldunuz
-Tamam çocuk, çocuk heyecanımla uyuyacağım. Nasıl olacaksa. Refik hep aklımdaydı bu konuyu sana açmanın en güzel fırsatı. Cumhuriyeti ilan edeyim, Türkiye’nin ilk halk sağlığı laboratuarı .Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığını kuracağız ve aşımızı üreteceğiz. Önümüzde muharebelerimiz var. Salgın hastalıklar kapımızda şimdiden düşün.
Dr Refik bey de heyecanlanır
-Paşam beni de uyku tutmaz aşı dediniz ya.
-Cumhuriyetin çatısının altında bilimin ışığı hey yanacak.Haydi iyi sabahlara
Repliklerim Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına armağan edeceğim SATH-I MÜDAFA senaryomdan.
Evet Cumhuriyetin yokluklarla 27 Mayıs 1928 tarihinde kurduğu Türkiye’nin ilk halk sağlığı laboratuvarı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinin kapatılması bilime vurulan en büyük darbe.
Gaz lambasının titrek ışığından, bozkıra uzanan bilim labarotuvarının açılması için başlattığım “Refik Saydam Hıfzıssıha Enstitüsü açılsın. Aşı üretimimizi biz yapalım.” Kampanyamda destekçilerin yorumlarını okuduğum zaman gözyaşım düşüyor.
VE HIFZISSIHA
Enstitü hızlı yayılan enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele etmeye başlamıştır.
BCG Aşısı, serum, kuduz aşısı, çiçek aşısı, Tifüs, Boğmaca aşısı, İnfluenza virüsü aşısı, Newcastle virüsü aşısı, Fibrinojen, albumin ve gamma globulin üretti. 1931 yılında, ağız yoluyla uygulanan BCG Aşısı üretimine başlanıldı.
1932 yılında, serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu.
1933 yılında, Simple Metodu ile kuduz aşısı üretimi ele alındı.
1934 yılında, İstanbul Aşıhanesi, Enstitü bünyesine nakledildi ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye getirildi.
1935 yılında, Farmakoloji Şubesi kurularak yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati maddelerin kontrolüne geçildi.
1936 yılında, Hıfzıssıhha Okulu açıldı.
1937 yılında, kuduz serumu üretilmeye başlandı.
Aynı zamanda enstitünün İlaç Kontrol Şubesi devletin ilacını denetlerdi. Bu durum ilaç firmalarının korkulu rüyasıydı. Aşı ve Serum Şubesi Müdürlüğü Difteri, Boğmaca, Tetanoz ve her türlü tedavi anti-serumunun üretildiği bölümdü.
Bakteri besiyerleri büyük cam galonlar içinde imal edilir ve oda kadar büyük neredeyse tarihi otoklavların içinde sterilize edilirdi. Üretilen anti serumlar arasında akrep, yılan sokmalarına karşı serumlar olduğu gibi gazlı kangren anti serumları da bulunmaktaydı.
1940’lı yıllarda Türkiye, Ortadoğu ülkelerine Tifüs aşısı satacak noktaya geldi.
1942 yılında, tifüs aşısı ve akrep serumu üretimine başlandı.
1947 yılında, Biyolojik kontrol Laboratuvarı kuruldu. Enstitü bünyesinde aşı istasyonu açıldı. İntradermal ve BCG aşısı üretimine geçildi.
1948 yılında ülkemizde ilk defa boğmaca aşısı üretimi yapıldı.
1950 yılında, İnfluenza Laboratuvarı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı ve İnfluenza aşısı üretimine başlandı.
1951 yılında, ilk kez antibiyotiklerin ve bazı vitaminlerin kalite kontrolüne başlandı.
1954 yılında, İlaç Kontrol Şubesi kuruldu.
1956 yılında, tetanos aşısı daha modern metotlarla üretilmeye başlandı.
1958 yılında, ilk kez frenginin modern yöntemlerle teşhisi ele alındı.
1966 yılında, Kolera Referans Laboratuvarı kuruldu.
1974 yılında, Mikoloji Laboratuvarı açıldı.
1976 yılında BCG aşısının deneysel üretimine başlandı.
1983 yılında, kuru BCG aşısı üretimine başlandı.
1984 yılında Zehir Danışma Merkezi açıldı.
1987 yılında AIDS Araştırma merkezi açıldı.
1950’lerden sonra Hıfzıssıhha Enstitüsü; Türk halk sağlığının korunmasında laboratuvar hizmetlerinin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması başlatıldı. 16 ilde bölgesel düzeyde hizmet vermek amacıyla şubeler açıldı.
Enstitü, 2011 yılında kapatıldı.
Covit-19 koduyla,Refik Saydam Hıfzıssıha Enstitüsü ve Rafik Saydam adıyla açılmalı. GÖLGELER SİLEMEZ AYAK İZLERİNİ
Süheyla Taşçıer