İntihalsiz Türkiye İçin Kampanya

0 kişi imzaladı. Hedefimiz 100.


İNTİHALSİZ TÜRKİYE İÇİN KAMPANYA!

İntihal manevi bir hırsızlıktır ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 71. Maddesinin ilk firkasında üç bent halinde tanımı ve ceza biçimi yer almaktadır. 2008 yılının 23 Ocak günü 5728 Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve 5846 sayılı FSEK’in 5. Bölümü değişikliğe uğrayarak intihal suçunun cezalarına ve tanımlarına dair aşağıdaki bazı değişiklikleri barındırmaktadır. Bu değişikliklerle kanunun 71. Maddesinde “manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz” 72. Maddesindeyse koruyucu programları etkisiz kılmaya yönelik hareketler tanımlanmıştır. Bu tanımlamalara göre kanunların koruma altına aldığı maddi ve manevi haklara tecavüz eylemleri intihal suçunun tanımında yer almakta olup cezası sabittir. İntihal suçuna öngörülen cezalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde uygulanmadığı takdirde Türk üniversitelerinde ve diğer akademik kurumlarda gerçek anlamda bilimsel faaliyette bulunulamayacağı gibi gelecek kuşaklar intihalcilerin doçent ve profesör unvanlarını taşıdıkları okullarda niteliksiz bir eğitime maruz kalacaklardır. İntihal suçuna dair tanımların ve cezaların ayrıntılı bir biçimde görmek için tıklayınız.

Ayrıca, ek bilgi için bağlantıdaki derginin 58. sayfasındaki İntihal Suçları kısmına bakabilirsiniz.

Ayrıca yakın zamanda intihal yaptığı tespit edilen bir akademisyen mahkeme kararıyla cezalandırılmıştır. Bu mahkeme kararı açılacak olan diğer intihal davaları için emsal karar teşkil edecektir. Bu konuda bakınız;

http://www.haberturk.com/entelektuel-intihal-davasi-sonuclandi-1840905

Bir bilimsel eserin yıllar süren emeğin ve birikimin sonucu olduğu düşünüldüğü takdirde özgün ve köklü çalışmaların sahibi olan bilim insanlarının vefat etmesi durumunda yerine gelmeye çalışanların gerçekleştirdiği intihallere karşı gerekli önlemlerin alınmasının önemi daha iyi anlaşılacaktır. İnsan emeğine karşı işlenen bu suçlara kayıtsız kalınmaması akademik hayatın niteliğini artıracağı gibi vefat etmiş ve hayatta olan bilim insanlarının haklarının korunmasına ve eserlerinin yaşatılmasına katkı sağlayacaktır.

Türkiye’deki pek çok emek intihalcilerden birisi olan ve hak etmediği halde ülkemizin en önemli tarihçileri arasında gösterilen Yeditepe Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın intihallerinin ortaya çıkarılması akademik hırsızlığa karşı yürütülecek mücadelenin bir gereğidir. Ardından, diğer akademisyen ve bilim adamlarının yapmış oldukları intihallerin ortaya çıkarılması için bir mücadele kampanyası yürütülecek ve Türk akademi hayatının bilimsel standartlara uygun bir biçimde olmasının önü açılacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden maddi imkan sağlayarak gelecek kuşakları hem ahlaki hem de mesleki hayata hazırlayan üniversitelerimizde, başkalarının emeğiyle yazılan eserleri, kendi eserleri gibi tanıtıp üniversitelere yerleşmiş olan “tanıdık ilişkileriyle” akademik unvanlar alıp Türk ailelerinin büyük meblağlar harcayarak okullara gönderdikleri çocuklarının karşısına eğitimci sıfatıyla çıkan sözde bilim insanlarının varlığı üniversitelerimiz, geleceğimiz ve ahlakımız için tehlikelidir.

Bu bağlamda başlatılan kampanyanın önemi son kez vurgulanırken intihalcilere karşı başlatılan bu kampanyadaki ilk örnek olan Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın intihalleri aşağıya çok küçük bir kısmıyla örnek olarak sıralanmıştır.

Aşağıda Ahmet Taşağıl’ın, merhum Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun “Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2005.” adlı eserinden yaptığı intihallerinden 10 örnek verilecektir.

İntihalin yapıldığı kaynak:

Diyanet İslam Ansiklopedisi, TÜRK Maddesi,  cilt 41. Yazar: Ahmet Taşağıl

 

1. Heredotos (M. Ö.  V.  asır)’un doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitalar… (İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 43) 

 

1. Herodotos’un milâttan önce V. yüzyılda doğu kavimleri arasında zikrettiği bir kavim için kullandığı Targita isminin. . .  (A.  Taşağıl, İA,  s. 467) 

 

*********

2. İskit topraklarında oturdukları söylenen “Tyrkae”ler, kutsal kitap Tevrat’ta adı geçen, Yafes’in torunu Togharma, eski Hind kaynaklarında tesadüf edilen Turukha’lar, Thrak’lar ve hatta Troia’lar vb. bizzat Türk adını taşıyan Türk kavimleri sanılmıştır. (İ. K. Türk. . , s. 43)


2. İskit topraklarında oturdukları söylenen Tyrkaeler, Tevrat’ta adı geçen Yafes’in torunu Togharma, eski Hind kaynaklarında bildirilen Turukhalar, Thraklar ve Troialar’ın Türk adını ilk defa taşıyan kavimler olduğu sanılmıştır. (A. T. , İA. s. 467)

*********

 

3. İslam kaynaklarında ayrıntılı şekilde nakledilen İran menşeli Zend-Avesta rivayetleri ile İsrail menşeli Tevrat rivayetlerinde  de Türk adı aranmış,  Nuh’un torunu (Yafes’in oğlu) Türk veya hükümdar Feridun’un oğlu Turac veya Tur’da Türk adını taşıyan ilk kavim gösterilmek istenmiştir.  (İ. K. Türk. . ,  s. 43) 

 

3. İslâm kaynaklarında bildirilen İran Zend-Avesta rivayetleri içerisinde Hükümdar Feridun’un oğlu Turac (Tur-Turan) ve Yafes’in torunu Türk’ten türeyen nesil de Türk adını ilk alan kavim diye düşünülmüştür. Ayrıca, İran-Turan mücadelelerinde zikredilen Efrâsiyâb da (Alp Er Tunga) bir Türk başbuğu olarak kabul edilmektedir. (A. T. , İA, s. 467) 

*********

 

4. Cins ismi halinde çok eskiden beri Türkçe'de mevcut olması gereken “Türk” kelimesinin “Altaylı” (Seyhun ötesi, Turanlı) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde, daha sonra yine cins isim olarak 515 yılı hadiseleri dolayısıyle “türk-Hun” (kuvvetli Hun) tabirinde zikredildiği bildirilmektedir. (İ. K. Türk. . , s. 45)

 

4. Türkçe’de cins ismi şeklinde eskiden beri bilinen Türk kelimesinin Altaylı (Seyhun nehrinin kuzeyi) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde ve 515 olayları dolayısıyla “türk Hun” (kuvvetli Hun) tabirinde geçtiği bilinmektedir.  (A. T. , İA.  s. 467)

*********

 

5. Türk sözünün cins ismi olarak “güç-kuvvet” manasını taşıdığı 1911’de neşredilen eski bir Türkçe vesikadan anlaşılmıştır.  — Kafesoğlu burada F.  W.  K.  Müller’in Uygurica’sına dipnot atmış-- (İ. K. Türk. . , s. 44) 

 

5. Türk kelimesine kaynaklarda çeşitli anlamlar verilmekle birlikte 1911 yılında neşredilen Uygurca bir belgede “kuvvet ve güç” mânasına geldiği görülmektedir.  (A. T. , İA, s. 467) 

 

*********

 

6. Buna göre, Minusinsk bölgesindeki Afanesyevo kültürü (M. Ö. 2500-1700) ile bilhassa aynı bölgedeki Andronovo kültürü (M. Ö. 1700-1200)’nün temsilcileri olup. . . . . Türk soyunun proto-tipi idi. (İ. K. Türk. . , s. 49)

 

6. Buna göre Minusinsk bölgesindeki Afanasyevo ile (m. ö.  2500-1700) Andronovo (m. ö. 1700-1200) kültürleri eski Türk yurdunun Proto-Türkleri’nin temsilcisidir. (A.  T. , İA,  s. 467) 

 

*********

 

7. M.  Ö.  110'lerden itibaren kalabalık kütleler halinde Çin'in kuzeybatısındaki Kansu,  Ordos bozkırlarına doğru kaymaya devam etmişlerdir.  (İ. K. Türk. . , s.  50-51) 

 

7. Milâttan önce 1100’lerde Çin’in kuzeyindeki Kansu-Ordos bozkırlarına bir göç gerçekleşmiştir.  (A.T., İA, s. 467)


*********

 

8. Hunlarla ilgili en eski yazılı vesika olarak M. Ö. 318 yılında yapılan bir anlaşma zikredilmiştir. (s. 59) ... Hiung-nu-Hun ayniliği ... 311 yılındaki Soğd dilinde bir metin ile de ayrıca teyit edilmektedir. (s. 69) (İ. K. Türk. . , s. 59, 69)

 

8. Milâttan önce 318 tarihli bir antlaşma metninde geçen Hsiung-nu kelimesinin Hun adının karşılığı olduğu milâttan sonra 311 yılına ait Soğdca bir metinden anlaşılmıştır.  (A.  T. ,  İA.  s.  468)  

 

*********

 

9. Juan-Juan devletinde Uar ve Hun adlarında iki kabile grubu 350’lilerde bilinmeyen bir sebeple o devletten ayrılarak bugünkü Güney Kazakistan bozkırına gelmiş. . . . . . . az sonra güneye yönelerek Afganistan’ın Toharistan bölgesine inmişti. (İ.  K.  Türk. . ,  s. 84)

 

9. 350’li yıllarda Juan-juan Devleti’ne bağlı Uar ve Hun adlı iki Türk kabile grubu Altaylar yöresindeki yerlerini terkederek Güney Kazakistan bölgesine geldi. Burada yaşayan Hun kitlelerini Avrupa’ya sürdüler. Ardından güneye yönelip Afganistan’da Tohâristan civarına ulaştılar. (A. T. , İA, s. 468-469)


*********

 

10. 359’da Âmid’i (Diyarbakır) kuşatan İran ordularına Akhun kuvvetleri yardımcı olmuştu. (A.  T. ,  İA,  s. 469) 

 

10. Bu arada Şapur’un, 359’da Amida (Diyarbakır)’yı kuşatmasında yardımcı olarak Hun kuvvetleri de bulunmuştu. (İ. K. Türk. . , s. 85)

 

 

Zaman içerisinde farklı intihal örnekleri, yazı içerisine konmaya devam edilecektir. Bilime olan desteğiniz için teşekkür ederiz.



Bugün Emek imzanı bekliyor!

Emek GERÇEK bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «Yükseköğretim Kurulu: İntihalsiz Türkiye İçin Kampanya». Emek ve imza atan diğer 28 kişiye katıl.