Petition Closed
Petitioning The Turkish government

We demand that justice be maintained consistent with the people’s rights.


We are concerned about the magnitude of human rights violations and the increasing fear and oppression politics in Turkey.

Letter to
The Turkish government
To The Members of the Press, International Human Rights Organizations, and the People of the United States,

We are students, academics, intellectuals, artists, workers, business people and residents of the United States. We are calling you to show solidarity with our friends and brothers and sisters in Turkey who have been subject to immense police brutality by the Erdogan administration as a reaction to their non-violent, peaceful protests.
Since Monday, May 27th, citizens of Istanbul from all backgrounds have been staging a peaceful resistance in Gezi Park. The protestors’ goal was to protect the park, its trees, and landscape from a large project that would transform the public park into a shopping center. The demolition of the park should be recognized as yet another incident of the administration’s ongoing appropriation and privatization of public and common resources with no respect for participatory democracy, public opinion and judicial process. Since the peaceful occupation started, Turkish police have repeatedly intervened with disproportionate use of force, illegal both under the Turkish law and international law obligations of Turkey. The riot police set occupiers’ tents on fire, and used enormous amounts of tear gas, CR and CS relentlessly, causing serious injuries.
Finally on May 31st, the police attacks included the use of rubber bullets, in addition to physically beating, and ultimately causing the death of at least three protestors. In Ankara, doctors treating the wounded and the patients getting medical treatment were attacked. Police even attacked people who were not taking part in the protests, including those in private residences. The reckless use of tear gas by the police is a proof that residences who have nothing to do with the protests are also victims of police brutality.
Today, hundreds of thousands of people in Istanbul and other cities are resisting the Erdogan administration’s policies and the brutal attacks on the protestors continue. Police attacks in Taksim decreased due to international media attention but attacks on protestors are increasingly ongoing in other parts of Istanbul, Ankara and other cities. Most recently, the administration’s supporters attempted lynching protestors in the town of Rize, where the police did not intervene –despite its main legal duty- to protect.
Despite all those, the Prime Minister Erdogan did not do anything to stop the violence, never condemned it but rather instigated more tension by saying that he could gather millions against the protestors. Unknown groups with knives and clubs started patrolling alongside the police after the Prime Minister’s statements. The Prime Minister Erdogan’s ignorance towards the uprising, apparent in his undermining the millions on the streets as a few looters and in the continuation of his North Africa trip, creates a legitimate concern as to his priorities as the Prime Minister of our country.
We are concerned about the magnitude of human rights violations and the increasing fear and oppression politics in Turkey. The disproportionate use of force by the administration against its own citizens peacefully exercising their constitutional rights cannot be justified in any way. The Turkish constitution, much like the American, guarantees the right to peaceful demonstrations and to voice one's opinions about matters of public policy. We are here to reaffirm that the freedom of thought and expression, and the differences in opinions are essential in any democratic society. We are here to remind the Turkish Government its obligations under international law to respect human rights, including but not limited to women’s rights, LGBTQ rights, minority rights and the right to a sustainable environment. Rights that our brothers and sisters are defending with their lives in Turkey.
We also condemn the silence of the mainstream media. While we are following the news through social media and foreign news agencies, the silence of Turkey’s mainstream media is astonishing as well as extremely concerning. The people of Turkey have a right to see and know the extent of the events, which include thousands of people. We are calling on the Turkish government and the international community to support the right of the Turkish people to peaceful assembly and to condemn mass scale police violence against them. We demand an immediate end to police brutality on the streets and elsewhere. We demand the responsible parties to be held accountable. We demand that justice be maintained consistent with the people’s rights and freedoms. To our friends, brothers and sisters in Turkey: We are outraged by, and full of sorrow for the physical, and psychological violence that you are subjected to. In solidarity…


Basın mensupları, uluslararası insan hakları örgütleri ve de Amerika’da yaşayan halklara
Bizler Amerika’da yaşayan Türkiye dostları, akademisyenler, çeşitli meslek gruplarında çalışanlar, öğrenciler, sanatçılar, işadamları ve işkadınlarıyız. Bu bildirgeyi barışçıl protestolarının sonucunda Erdoğan hükümeti yönetimindeki polis kuvvetleri tarafından orantısız şiddete maruz kalmış olan Türkiye’deki kardeşlerimizin yanında olduğumuzu vurgulamak üzere yayımlıyoruz.
27 Mayıs Pazartesi gününden beri, birçok farklı altyapı ve kültürden gelen İstanbul sakinleri Gezi Parkı’nda barışçıl bir direniş göstermektedirler. Direnişçilerin amacı parkı, oradaki ağaçları ve de tabiatı orada yapılması planlanan bir alışveriş merkezinden korumaktı. Bu parkın yıkılması hükümetin kamu binaları ve de ortak kullanım alanlarını devlet eliyle ele geçirip özelleştirmesinin bir başka örneğidir. Bu olay katılımcı demokrasiye, halkın söz sahibi olmasına ve de hukuki kararlara saygı duyulmadığının da bir başka göstergesidir. Barışçıl direniş başladığından bu yana Türk polisi sık sık orantısız güç kullanımıyla bu direnişe müdahale etmiştir. Bu durum hem Türkiye anayasasına hem de Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. Çevik kuvvet direnişçilerin çadırlarını yakmış ve çok ciddi miktarda biber gazı, CR ve CS kullanmıştır. Bu da çok ciddi yaralanmalara neden olmuştur.
Son olarak 31 Mayıs günü, polis uyguladığı fiziksel şiddetin yanısıra saldırılarda plastik mermi kullanmaya başlamış, ki bu da en az üç vatandaşımızın ölmesine neden olmuştur. Dahası, Ankara’da yaralılara müdahale eden doktorlar saldırıya uğramıştır. Polis bu direnişle hiçbir alakası olmayan, kendi şahsi mülklerindeki vatandaşlara da saldırmıştır. Polisin pervasızca biber gazı kullanımı direnişlere katılmayan insanların da polis şiddetine maruz kaldığının açık bir kanıtıdır.
Bugünlerde, İstanbul’da ve diğer şehirlerde yüz binlerce kişinin Erdoğan hükümetinin politikalarına karşı direnişi ve bununla beraber direnişçilere yapılan sert müdahaleler devam etmektedir. Polisin Taksim’deki müdahaleleri uluslararası basının yoğun ilgisi dolayısıyla azalmış olmakla birlikte, İstanbul’un diğer bölgelerinde, Ankara’da ve diğer şehirlerde bu müdahaleler artarak devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde, hükümeti destekleyen gruplar Rize’de direnişçileri linç etme girişiminde bulunmuş ve polis –ki temel yasal görevi halkı korumaktır- bu olayda koruma girişiminde bulunmamıştır.
Tüm bu olanlara rağmen Başbakan Erdoğan yaşanılan şiddeti lanetlememiş, durdurmaya çalışmamış, aksine direnişçileri üzerlerine milyonları salmakla tehdit ederek kışkırtmalarda bulunmuştur. Başbakan’ın bu açıklamasının ardından, isimsiz gruplar ellerinde bıçak ve sopalarla polisin yanında sokaklarda kol gezmeye başlamıştır. Sokaktaki milyonları “çapulcu” olarak nitelendirmesinden de anlaşılacağı gibi, başbakan yaşanan başkaldırıyı görmezden gelmiştir. Her şeye rağmen Kuzey Afrika gezisine gitmiş olması da kendisinin öncelikleri konusunda bizde haklı bir endişe uyandırmaktadır.
Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalinin boyutu, giderek artan korku ve baskıcı politika bizleri ciddi anlamda kaygılandırmaktadır. Bir devletin anayasal haklarını barışçıl yollarla kullanan vatandaşlarına orantısız güç kullanması hiçbir şekilde mazur gösterilemez. Türk anayasası, tıpkı Amerikan anayasası gibi, bireylere barışçıl gösteri yapma ve kamu politikası üzerine düşüncelerini açıklama hakkını vermektedir. Burada fikir ve beyan özgürlüğü ile farklı fikirlerin demokratik bir toplum için ne kadar önemli olduğunun altını tekrar çizmek isteriz. Ve yine burada Türk hükümetinin, uluslararası hukuk çerçevesinde, kadın, LGBT, sürdürülebilir bir çevreye sahip olma hakkı ve bunlarla sınırlı olmamakla birlikte birçok bireysel hak ve özgürlüğü korumakla görevli olduğunu hatırlatırız. Ne yazık ki bu hakları şu an sokaklardaki kardeşlerimiz hükümete karşı canları pahasına savunmaktadırlar.

Son olarak, ana akım medya ve haber şirketlerinin sessizliğini de esefle kınıyoruz. Yabancı basın ve sosyal medyadan haberleri takip edebilmemize rağmen, Türkiye’nin ana akım haber ajanslarının ve yayımcılarının sessizliği hem şaşırtıcı hem de endişe vericidir. Olayların boyutunu bilmek ve görmek Türkiye’deki milyonlarca insanın hakkıdır. Türk hükümetinin ve uluslararası bütün toplumların Türk halkının barışçıl toplanmasına ve gösteri yapmasına destek olması ve polisin uyguladığı orantısız şiddeti kınaması için buradan çağrıda bulunuyoruz. Sokaklarda ve diğer yerlerde gösterilen polis şiddetinin hemen durdurulmasını talep ediyoruz. Sorumlu şahısların derhal yargılanmalarını istiyoruz. Adaletin insan hak ve özgürlükleri kapsamına uygun olarak uygulanmasını talep ediyoruz. Türkiye’deki kardeşlerimize ve dostlarımıza şu mesajı yolluyoruz: Sizlere yapılan fiziki ve psikolojik şiddetten dolayı öfkeli ve üzüntülüyüz. Sizinle birlikteyiz, dayanışma içinde…