TÜRKİYE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NDEN ÇEKİLSİN

0 kişi imzaladı. Hedefimiz 5.000.


Türkiye kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açmış ve sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. 2018 verilerine göre 45 ülke tarafından imzalanmış ve sadece 27 ülke tarafından onaylanmıştır. Bulgaristan, Çekoslovakya ve Macaristan sözleşmenin toplum ve aile için  yıkıcı sonuçlarını öngörerek imzalamamıştır. Türkiye ise kendini inkâr anlamına gelebilecek kimi maddelerine şerh koymaya dahi gerek görmemiştir.  Avrupa Birliği’nin kurucu iki gücünden biri olan Almanya ise sözleşmeyi 2011 yılında imzalamasına karşın, ancak Şubat 2018’de onaylayarak yürürlüğe koymuştur.

Sözleşme Türk milleti adına imzalandığı sırada kamuoyunda hiç tartışılmamış, millete sorulmamış ve kamuoyu hiç bilgilendirilmemiştir. Bu sözleşme ile Avrupa Birliği Uyum Yasaları bahane edilerek toplumun kahir ekseriyetini oluşturan Müslüman-Türk kimliği ile bağdaşmayan bir aile yapısı dayatılmıştır.

Bu sözleşme uluslararası bir sözleşme olduğundan Anayasanın da üzerinde bir bağlayıcılığı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak Anayasa ya da yasalardaki bir düzenleme uluslararası bir sözleşmeye aykırı hükümler içeriyorsa  uluslararası sözleşme hükümleri geçerlidir. Bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan ve normlar hiyerarşisinin bütün kademelerindeki mevzuatın toplumu getirdiği nokta ortadadır. Brüksel kaynaklı bu mevzuatlar sonucunda toplumda kadına yönelik şiddet, boşanma ve aile içi diğer problemler hiç azalmadığı gibi, İstanbul  Sözleşmesi kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi yaratılış, toplumun değer yargıları, örf ve adet, gelenek ve görenekleri yok sayarak, adeta onlara savaş açan bir yaklaşım içinde tanımladığı için aksine daha da artmıştır.

İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak çıkarılan taciz ve tecavüz olaylarında salt kadının beyanını esas alan düzenlemeler sonucunda birçok erkek kimi zaman kendi kızı kimi zaman eşi kimi zaman da başka kadınlar tarafından iftiraya uğrayarak hapis cezasına çarptırılmıştır. 

6284 Sayılı Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile getirilen evden uzaklaştırma kararı ailedeki şiddeti sonlandırmak bir yana büsbütün körüklemiş ve ailede karı-koca arasındaki problemleri çözmek yerine çözümsüzlüğe mahkûm etmiştir. 6284 Sayılı Kanunun 1. maddesinin 2. fıkrasında "Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur" dedikten sonra; a.) bendinde “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.” denilmektedir. Fakat İstanbul Sözleşmesi esas alınarak düzenlenen aile hukuku ve kadın erkek ilişkilerine dair mevzuat yürürlüğe girdiği tarihten bu güne değin, ailede huzur ve barışı sağlamak bir yana, şiddeti her geçen gün daha da tırmandırmış, kadın ve erkeği birbirine düşürmüştür.

Sözleşmenin orijinal başlığı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olmasına rağmen, Türkçe’ye “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olarak çevrilmiştir. Bu da demek oluyor ki; ailenin korunmasına dair kanunun temel aldığı uluslararası sözleşmenin adında “aile” kavram olarak dahi geçmemektedir.  

İstanbul Sözleşmesi’nin Türk aile yapısına vurduğu en büyük darbelerden biri de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında kadın ve erkek kimlikleri dışında gençleri üçüncü bir cinsel kimliğe, dolayısıyla eş cinselliğe ya da cinsiyetsiz bir yaşam tarzına teşvik etmesidir.

Mahut sözleşme yürürlüğe girdikten sonra aile yapımızı çökertmeye yönelik uygulamalar başlamış ve hükümet tarafından eş cinsel derneklerin kurulmasına izin verilerek eş cinselliğin yolunu açan düzenlemeler yapılmıştır. Bunun sonucunda bu çarpık zihniyet her yıl toplu yürüyüşler düzenleyerek toplumun bünyesine aykırı, dıştan dayatılan sapkınlığı yaymaya girişmiştir.

Avrupa Konseyi'nin toplum yapımıza müdahalesi asla kabul edilemez. Kadın ve erkek ayrımı yapmaksızın her türlü şiddet hukuku ilgilendirir. Zira hukuk ayrım yapmaz, kadın erkek herkese eşit davranır. Bu anlamda şiddetin her türlüsü yanlış olup asla tolere edilmeden, göz bebeğimiz olan aile yapımız ve inanç ve değer yargılarımızla çatışmadan bulunacak çözümlerle önlenmelidir.

Sözleşmenin 12/1 maddesinde "Taraflar kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ortadan kaldırmak amacıyla kadınlar ve erkeklere ilişkin sosyal ve kültürel davranış modellerinin değişimini sağlamak için gerekli tedbirleri alır." denmektedir. Bu madde fıtrat, dini inanç, örf ve adet ve geleneklerin bileşimiyle kadın ve erkeğe belli roller biçen Müslüman Anadolu kültürünü "ön yargılı" olmakla yaftaladıktan sonra, bu sözleşmenin amacının örf ve adetlerimizi ortadan kaldırmak olduğunu ilan ve itiraf etmektedir. Toplum bu amacın yansımalarına günlük hayatın hemen her noktasında şahit olmakta ve kadın erkek eşitliği bahanesiyle yok edilen ahlaki değerleri, çiğnenen onuru ve ayaklar altına alınan mukaddes ölçüleri karşısında isyan etmektedir. Bu isyan çığlığı Cumhurbaşkanlığı, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri ve TBMM çatısı altında milleti temsil eden vekillerce duyulmalı ve ivedilikle gereği yerine getirilerek söz konusu sözleşmeden Türkiye olarak çekilme kararı verilmelidir.