şiddet

0 kişi imzaladı. Hedefimiz 100.


BİR CANA SAHİP ÇIKTIĞIM İÇİN CANIMDAN OLUYORDUM
Bu yazıyı, başıma gelen olaylardan dolayı düştüğüm dehşet ve şaşkınlıkla, bir nebze olsun sesimi duyurabilmek ve bu ZORBALIĞA hayır diyebilmek için yazıyorum.

Eşimle birlikte Bursa/Yıldırım/Esenevler’de ikamet ediyoruz. İkimiz de tekstil mühendisiyiz. Bir de kızımız var, BAL, 6 aylık labrador. Bursa’da eşimin ablası ve eniştesinden başka da kimsemiz yok. İş hayatı için buradayız anlayacağınız. Ve bu yaşadıklarımızdan sonra artık Bursa’da ikamet edebileceğimizi sanmıyoruz.

Öncelikle olaydan bağımsız olarak hassasiyetimi/dikkatimi belirtmek için bir not eklemek istiyorum. Çok dost canlısı, kendini insanlara sevdirmeye bayılan bir kızım var. Sizi tanımamasının hiçbir önemi yok, kafasını size saatlerce okşattırabilir. 11/03/2018 Pazar günü, öğleden hemen sonra, kızım Bal’ı yürüyüşe çıkarmak için evden çıktım. Aşağı inmek için asansör çağırdık, bu arada üst kat komşumuzla denk geldik. Kızımla asansöre yönelmediğimizi görünce, birlikte inebileceğimizi teklif etmesine rağmen, hiç kimsenin hayvan sevme ya da yanında tedirgin olmama zorunluluğu olmadığını da düşünerek, biz seni tedirgin etmeyelim deyip teşekkür ederek asansöre binmedik. Diğer asansörü çağırıp onunla indik. Ben bu kadar hassas davranmaya çalışırken, yaşadığım bu olay ise beni dehşete düşürdü.

Bal (kızım) ile asansörden indikten sonra apartman kapısından sitenin bahçesine çıkarken, kapının diğer köşesinde kapı komşum ve apartman yöneticisi olan Fikri A. ile karşılaştık. Tasması ile tamamen kontrolüm altında olan kızımın kafasına tekme attı. Bunu gördüğümde Fikri A.’yı sol elimle ‘’Ne yapıyorsun?’’ deyip, iterek uzaklaştırdım. Kızım yediği tekme ile dehşete düşmüş korkusundan kaçmaya çalışıyordu ve ben bu sırada kızımı kontrol edip sakinleştirmek zorundaydım. Bu esnada Fikri A. hakaretler eşliğinde ‘’Lan seni gebertirim’’ tehdidi savurarak üzerime saldırdı. Bir elimde korkudan kaçmaya çalışan kızımın tasması varken, diğer elimle de üzerime saldıran Fikri A.’ya engel olmaya çalışıyor ancak başarılı olamıyordum. Can havliyle kızımı apartman kapısından içeri sokup kızımın kaçmasına engel olduktan sonra, beni darp eden ve beni apartmanın içine girdiğimde de takip eden ve darp etme eylemine devam etmeye çalışan Fikri A.’yı, çok rahat bir şekilde güç yetirip darp edebilecek yaş ve kuvvette olmama rağmen, zarar vermeyi tercih etmediğim için, başını kendi gövdemin altına alıp, ve kollarına sarılarak, daha fazla zarar görmeden ve zarar vermeden etkisiz hale getirmeye çalıştım. Şahsın hareket edemeyince sakinleşmek zorunda kalacağını düşündüğüm anda ise, karnımın sol alt kısmında ne olduğunu tanımlayamadığım bir sızı hissettim. Kafamı eğip baktığımda elindeki bıçağı karnımdan çıkarırken gördüm. İkinci kez saplamaya çalıştığını fark ettiğimde ise şahsı iterek kendimden uzaklaştırdım. Bu esnada, apartman boşluğunda dehşete düşmüş bir şekilde havlayarak komşuları başımıza toplayan kızımın haber vermesiyle gelen komşular araya girerek, Fikri A. ile beni birbirimizden uzaklaştırdılar. Bıçaklandığımı fark etmenin verdiği şok ile Fikri A.’ya ‘’Sen beni bıçakladın öyle mi? Bunun hesabını vereceksin, polisi arıyorum.’’ diyerek bağırmaya başladım. O an ile ilgili hatırladığım en net şeylerden biri de şahsın bana ‘’Ara lan!!! Kimi arıyorsan ara!!!’’ diye cevap verirken yüzünde gördüğüm rahatlık oldu. Polis ekibi ve ambulans geldi. Ve ben hastaneye götürülürken, Fikri A.’nın polis otosuna götürüldüğünü gördüm.

Hastanede tomografi, çeşitli tahliller, yara derinlik kontrolü yapıldı. Konulan teşhis, iç organların (kalın ve ince bağırsak) delinmiş olma ihtimalinin çok yüksek olduğu, tomografide şüpheli bir durumun gözlemlendiği, bu durumun HAYATİ TEHLİKE oluşturduğu, tedavisinin basit tıbbi müdahale ile mümkün OLMADIĞI, AMELİYAT gerekebileceği yönündeydi. Bıçak yarasının tanımının yanında, yüzüm ve boynumda oluşan morluk ve yaraların da belirtildiği bir tutanak ve adli rapor oluşturuldu. Hastane polisine, Fikri A.’nın kapı komşum da olduğunu belirttiğim bir ifade vererek şikayetçi oldum.

Hastane nihai karar olarak yatış ve gözlem kararı verdi. Kıyafetlerim tamamen parçalanmış ve hastanede yarı çıplak kalmıştım. Eşimin eve giderek bana yeni kıyafetler getirmesi gerekiyordu ancak Fikri A.’nın yakınlarının eşime zarar verebileceği ihtimalini de düşünerek tek göndermek istemedim. Bursa’daki tek akrabalarımız olan eşimin abla ve eniştesine de telefonla ulaşamayınca, birkaç parça kıyafet almak için, hastaneye 5 dakika uzaklıkta olan evime, eşimle birlikte gitmek zorunda kaldım. Eve vardığımızda şahsıma koyulan ‘’Hayati tehlikesi vardır, gözlem altında kalmalıdır.’’ tanısına rağmen, henüz tedavime bile başlanmamışken, beni bıçaklayıp, tesadüfen öldüremeyen Fikri A.’nın serbest bırakılıp eve gönderildiğini (belki de hiç karakola bile götürülmedi o kısmını bilemiyorum) ve şahsın kendi evinde bile değil, apartmanın girişinde birkaç kişiyle oturduğunu gördüm. Bunun üzerine Fikri A.’yı almış olması gereken karakola gittim. Hastanede tutulan hayati tehlikesi vardır şeklinde hazırlanan adli raporu gösterdim. Fikri A.’nın serbest olduğunu, hastaneden bana yatış verildiğini, kızımız Bal’a bakmak için de eve gitmek zorunda olan eşimin ve benim can güvenliğimizin tehlikede olduğunu, bununla ilgili bir önlemlerinin olup olmadığını sordum. Kendi güvenliğim için güvenebileceğim tek mecra olan polislerden aldığım cevap ise şu şekildeydi. ‘’ Bizim yapabileceğimiz bir şey yok, adamı kendi evinden kovamayız.’’ Ben kendimin ve eşimin tedirginliğini tekrar dile getirdiğimde yarı alaycı, yarı sinirli bir tavırla, benim darp etmediğim, beni darp edip bıçaklayan adamın da benden korktuğunu, eğer eşim çok korkuyorsa kapıyı kilitleyip evde öyle durabileceğini, dışarı da çıkmayabileceğini akla uygun bir yolmuş gibi önümüze sunarak bizi o karakoldan gönderdiler. Yani can güvenliğim için güvenmeyi düşündüğüm polis kuvveti bana üstü kapalı olarak ‘’Biz seni bıçaklayan, canına kasteden adamı hürriyetinden ayıramayız, eşin kendini eve hapsedip, kendi hürriyetinden vazgeçmeli ve korkarak o evde kalmalı.’’ dedi.

Geldiğimiz son nokta; hayati tehlikem olmasına rağmen, eşimi yalnız bırakıp hastaneye yatamadım. Hastanede tüm riski bildiğimi, ve kabullenip kendi üzerime aldığımı, ve bu durumu kabul ettiğime yönelik yazılı imzalı bir beyanda bulundum. Can korkusu ve eşimi de sakinleştirebilmek amacıyla, olay akşamı hastanede yatmam gereken zamanda bırakın evi, Bursa’yı bile terk ederek İstanbul’daki teyzemin yanına geldik. Tedavime Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde devam ediyorum.

Olayın yaşandığı günde dahi, can güvenliğimin sağlanmamasından dolayı yaşadığımız tedirginlik ve dehşetle ve eğer kendi adaletimi kendim sağlamak gibi bir barbarlık göstermeyeceksem, kendi evimden taşınmak zorunda olduğumu düşünüyorum.

Başka bir deyişle, adalet beni olay günü bile korumadığı, ve böyle bir olayın tekrarında şimdi ki kadar şanslı olup hayatta kalamayacağımı düşündüğüm için, kendi evimden kendi düzen ve hayatımdan kaçarak kurtulmak zorundayım.

Bu barbarlık artık son bulsun. İnsanlar şans eseri hayatta kaldığına şükretmesin ve bu canilerin cezası, verdikleri zararın tedavisinden daha kısa sürmesin.



Bugün fatma imzanı bekliyor!

fatma tellioglu bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «herkes: şiddet». fatma ve imza atan diğer 35 kişiye katıl.