Kampanya Kapatıldı

Almanya 'Liberal Camisi' Kapatılsın!

Bu kampanya 55 destekçiye ulaştı


"Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” Yunus 15

"Son dönemde yaşanan gelişmeler gösteriyorki; özgürlük, eşitlik, insan hakları adı altında büyük bir yozlaşma/yozlaştırma/sözde modernize etme oyunlarına tanık oluyoruz. Tüm dünyaca güvenilir araştırma şirketlerinin verilerine göre 2050'ye kadar en büyük inanç gurubu olacak biz müslümanların dini olan İslam’ın, temel bilgi kaynakları, ibadet ilkeleri, metodolojisi ve on dört asrı aşan tarihi tecrübesiyle bağdaşmayan uygulamalar, dini bozmaya yönelik çabalar bir hayli arttı.

İşte bunlardan biri de Berlin'de açılan 'İbn Rüşd Goethe Camisi'. Tabi biz buna cami diyemiyoruz, zira bir kilisenin kullanılmayan bir tiyatro odası verilmiş. 'Kiliseden bozma bir beton yığınında ibadet ritüeli sergileme rahatsızlığı' olarak adlandırabiliriz en fazla.

Rahatsızlık diyoruz çünkü; ondört asrı aşan İslam geleneğinde bunun bir uygulaması yok. Kadına, eşitlik ve adalete çok büyük önem veren ve dinin uygulamasını bizzat gösteren Peygamberimizin de buna benzer hiçbir uygulaması veya sözü yok."

"Bugün, dindar/muhafazakar gençliğin sadece namazın bir rüknü zannettiği "kıyam" diye bir kavramımız var; durmak anlamına geliyor. Ellerinizi de bağlayıp, öylece durduğun yerde durmak.
Tam bir hareketsizlik hali!
"Durduğun yerde durarak isyan etmek" gibi muazzam bir anlamı var bu kavramın.
Seni yerinden, duruşundan etmek istediklerinde kıpırdamamak, kaynaşmamak, kımıldamamak!

İslam'da hicret bile "durmak" içindir; durduğun yerde durabilmenin imkanları kalmadığında, durduğun yerde durabilmek için başka bir yere gitmek; durmak için gitmektir.


İslam'da aslolan yerinde durmaktır.,


İsmet Özel'in bir dönem yaptığı konferanslar için koyduğu genel başlık, durmanın içindeki isyanı en güzel şekilde ifade ediyor: "Toparlanın, Gitmiyoruz!"
Modernizmin, kapitalizmin, liberalizmin en sevmediği şeydir duran insan.
O yüzden Batı durduğun yerde durmayı "çözümsüzlük" olarak kodlar; "değişimi" kutsar. Durduğun yerde durmanın adı onların literatüründe "irtica"dır; geri kalmaktır.

Bizi geri kalmakla, yobaz ve gerici olmakla suçlayan, İslam'ın değişmesi gerektiğini, modern çağa ayak uydurması gerektiğini, şu anki uygulamaların eski bedevi yaşam biçimi olduğunu söyleyen sözde medeni olduğunu iddia edenlere veböyle bir yeri açma girişiminde bulunan Seyran Ateş'e şunları demek istiyoruz: İslam'ın sizin düşündüğünüz gibi bir reforma veya modernize edilmeye ihtiyacı yok! Kadın ve erkeklere yan yana namaz kıldırmak eşitlik değildir! Toplumun sağlığını ve yapısını bozacak heteroseksüel ve eşcinsel bireylerin de gelip camilerde ibadet edilmesi kabul edilemez. Tek bir istisnası olabilir; içinde bulundukları durumdan pişman olup tövbe ve dua etmek için gelebilirler. Tabii ki her birey değerli ve önemlidir. Ama nasılki bir vatandaş olarak devletin her makamına veya özel mülk olan yerlere elimizi kolumuzu sallayarak giremiyorsak, camilerimize de herkes istediği gibi giremez!"

Hatta herkesin kutsadığı devletin anayasasının 4. maddesi buna güzel bir örnektir.

"Değiştirilmesi teklif dahi edilemez."

Benzer şeyler batılıların uyguladığı yasalarında da vardır. Kendilerininkini canı pahasına savunurlar ama bizim değerlerimizi, geleneklerimizi, değiştirme haklarını kendilerinde görürler.

"Fatih Sultan Mehmet Konstantiniyye surlarından içeri girer girmez Ayasofya'nın önüne gitmişti ve orada büyük rütbeli papazlar, keşişler ve halk padişahın atının ayaklarına ağlayarak kapanmışlardı. O zamanlarda bir hükümdar, bir şehri zapdettiği zaman yağma ederdi. Bizanslılar da bunu bekliyorlardı fakat Fatih onlara şu sözleri söylemişti: ‘Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.’ "

"Bundan tam 564 yıl önce bile bu düşüncede olan biz müslümanların kimseden eşitlik ve özgürlük öğrenmeye ihtiyacı yok! Asıl özgürlüğe ihtiyacı olanlar batılılardır.
Daha 30-40 yıl öncesine kadar beyaz-renkli ayırımı yapıldığını, minibüslerde renklilerin oturma hakkının olmadığını, duraklarının farklı olduğunu, hastanelerde farklı muayenelere ayrıldığını, siyahların ve beyazların ayrı girişleri olduğu devlet makamlarını, araba park yerlerinin bile farklı olduğunu, siyahların beyazların tuvaletini kullanamadıklarını biliyoruz. Hayvanat bahçesi gibi Afrika'dan getirdikleri insanları sergiledikleri yerleri unutmadık. Herhangi bir ülkenin zenginliğini görmeyedursunlar, hemen oraya karabasan gibi çökerler! Yağma, talan, tecavüz ve katliamlar yaparlar. Günümüzde ise bunu sözde demokrasi ve özgürlük adı altında yapıyorlar.
Beyaz adam geldiğinde, bizim topraklarımız, onların ellerinde İncil vardı. İncil’i verip bizi uyuttular; gözlerimizi açtığımızda İncil bizim elimizde, topraklarımız onlardaydı” diyor Kenya'nın kurucu başkanı.
Bundan 8-9 yıl önce Kaddafi'nin elini, cübbesini öpenler, petrol ve parayla ilgili bir sorun çıktığında savaş uçaklarıyla Libya'ya bombalar yağdırmışlardı ve bunu insan haklarını koruyoruz maskesi altında yaptıklarını söylemişlerdi. 11 Eylül'ü bahane edip Irak'a giren Amerika'da sözde demokrasi getiriyordu Orta Doğu'ya ama bir daha belini doğrultamadı oradaki müslüman ülkeler. Bir İsrailli öldüğünde dünyayı ayağa kaldıran sözde insan hakları savunucuları aynı hassasiyeti sivil Suriyeliler veya Filistinliler için göstermiyorlar. Bir hayvana eziyet edildiğinde sokağa dökülenler, şu an Myanmar da satırlarla doğranan, asılan, tecavüz edilen müslümanlar için bir şey yapmıyorlar!"

"Bu sözde özgürlükçü batılılar daha bu yaz, plajları kapalı kadınların girişine yasak getirmediler mi? Aynı batı Ermeni Soykırımı yoktur demeyi yasaklamadı mı? Bunlar mı insan hakları ve özgürlüğe önem veriyor?
Bir sürü araştırma var kadına şiddet hakkında, rakamlara baktığımızda ise en yüksek yerler yine batılı ülkeler.
Kadını bir mal gibi meta haline getirmekten başka hiçbir politikası yok batının ve onların dini olan kapitalizmin. "Onlar kadına özgürlüğü değil, kadına ulaşmanın özgürlüğünü istiyorlar" diyor Dr. Ömer Abdulkafi ve bunda kesinlikle haklı. Toplumsal cinsiyet eşitliği politikaların sömürü hikayesinden başka bir şey değildir. 'Kadınların çalışması' sorunu, çalışma koşullarının kapitalist değerlerin belirlediği bir düzende 'Kadınların çalışma sorunu' olmadığını biliyoruz."

"Vatan dediğimiz, uğrunda can verdiğimiz bu topraklarda da az şeyler yaşanmadı. Camiler müzeye dönüştü, yüzyıllarca kullandığımız alfabemiz değişti, Ezan-ı Muhammed kulağı tırmalarcasına acı çığlıklara dönüştü hiç alışmadığı bir dilde okunmaya! Okul birincisi olup başı kapalı diye birinciliği elinden alınınca hüngür hüngür ağlayan, başı kapalı diye üniversiteye alınmayan kızlarımız oldu. Üniversiteye girişte katsayısı getirildi, İmam Hatipler'i kapatıp orada okuyan çocuklarımızın eğitim hakkı gasp edildi, sırf başı kapalı diye milletvekilliği düşürüldü..."

"O dönemlerde meydanlarda sabahlıyor, eylemlere katılıyorduk. Çünkü başörtüsü ile içeri alınmak istiyorduk. Şimdi ise işler değişmiş, bu sefer liberaller bizi 'burka' ve 'peçe' ile camiye almama kararı almış, heyhat!"

Tüm bunlar niye oluyor peki? 

"O günlerde bir arkadaşımızla tevekkül kavramı üzerinde tartışmıştık. "Tevekkül" diyordu arkadaş:"Deveni sağlam kazığa bağladıktan sonra, Allah'a dayanmaktır.".Denklem şuydu bizim kafamızda:
"Önce kazık, sonra Allah.".


Açık olalım, biz ömrümüz boyunca hep bir kazık aradık durduk; sağlam bir kazık. Gittik ve sonunda bula bula liberalizm kazığını bulduk; kendimizi ve geleceğimizi sıkıca ona bağladık. Kızacak, gücenecek, alınacak bir şey yok. Her şey "kazığa" bu kadar güvenmemizden kaynaklanıyor."

Artık sesimizi çıkartmamız gerekiyor. Sesizce şurada namazımı kılayım da ne olursa olsun diye düşünemeyiz.

Değerlerimiz elimizden alınıyor, aşağılanıyor, dinimiz değiştirilmeye çalışılıyor, topraklarımız elimizden alınıyor, öldürülüyor, hapse atılıyor, kafamıza çuval geçiriliyor! Tüm bunlara karşı tepkisiz olmaya zorlanıyoruz. 500 bin TLlik jeepe binip, güneş gözlüğünü binlerce liraya aldığı başörtüsünün üzerine kaldırmış bir kadın elbet tüm bunlara tepkisiz kalacaktır!

Bir yandan da "dinler arası diyalog, hoşgörü, barış, kardeşlik" adı altında Hristiyanlaştırılıyoruz haberimiz yok.
"Endülüs'e müslüman gemileri ulaşınca Rodrik'e de haber vermişlerdi, yüz bin Haçlı ile akın ettitiler, sahile. Yaşamayı seçenler kaçtılar, şehadet yolcuları ise sahile çıktılar.
Rodrik bindirilmiş kıtalar yolladı; Galiçya’dan, Leon’dan, Navarra’dan, Aragon’dan, Kastilya’dan…
Bir anda döndü Tarık, baktı arkasına. Kuşatma sürüyor, ama bir türlü netice alınamıyordu. Kıyıda gemiler varken zafer hayaldi. Bitkin düşen asker, dönmek istiyordu, belki de.
Buz kesen bir ses duyuldu:
Gemileri yakın!”
Sebebini anlamıştı, asker. Kendi gemilerini yakmak da vardı, kaderde.
Arkanız düşman gibi deniz, önünüz deniz gibi düşman! Nereye gideceksiniz? diyordu Tarık Bin Ziyad! Ve günümüze baktığımızda da aynen öyleydi, düşman hem içerdeydi hem dışarda.

Elbette savaş istemiyoruz, insanlar ölsün istemiyoruz, barış istiyoruz, huzur istiyoruz ama tarihte hiç bu kadar aşağılanmamıştık. Hiç bu kadar sessiz kalmaya zorlanmamıştık. Artık buna bir son verilsin istiyoruz!

Elinizi dinimizden, bizi biz yapan değerlerimizden çekin!

Destek olmak ve sesimizi duyurmak için bunu imzala, hesaplarında paylaş ve insanları imzalamaya, ses çıkarmaya, eylem yapmaya çağır!

Unutma sen yoksan bir eksiğiz!


 
 



Bugün Giray imzanı bekliyor!

Giray Hakan bu imza kampanyası için senin desteğini bekliyor: «Diyanet İşleri Başkanlığı : Almanya 'Liberal Camisi' Kapatılsın!». Giray ve imza atan diğer 54 kişiye katıl.